Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
23987
 

Kemalizm Nedir? [Bölüm 1: Kemalizm denilince akla ne geliyor?]

Kemalizm Nedir? [Bölüm 1: Kemalizm denilince akla ne geliyor?]
 

UYARI

1) Yazı eğer uzun geliyorsa çıktısını alarak okumanızda fayda bulunmaktadır. Yazının uzun olmasından ötürü eğer okumaktan sıkılacaksanız dizinin üçüncü ve son bölümünün altındaki SONUÇ başlığını okuyabilir ve yazının ana fikrine ulaşabilirsiniz.

2) Yazıda geçen bazı kritik kavramlarla ilgili bilgi yetersizliğiniz varsa yazıda belirtilen “BURAYA TIKLAYIN” yazılarını kullanarak önceden yazılmış olan makalelere ulaşabilirsiniz.

3) Bu yazı üç bölümlük bir yazının birinci bölümüdür. Yazının üç bölümünün de tamamı okunmadan konunun anlaşılma olasılığı yoktur.

4) Yazının bir sonraki bölümleri için yazının sonundaki linkleri kullanarak diğer bölümlere ulaşabilirsiniz.

Yıl 2013 olmasına karşın kimsenin adam gibi bilmediği, adam gibi net bir tanımı yapılmamış, kafasına her esenin kendi fantezi dünyasına ve dünya görüşünü dikte ettirme hevesine bağlı olarak tanımlayıp kitleleri yönlendirmek veya tahrik etmek üzere kullandığı bir kavramdır Kemalizm. Çoğu kez Atatürkçülükle Kemalizm kavramları farklı anlamlarda bile kullanılmıştır.

Bugün ülkemizde “Kemalizm nedir?” sorusu karşısında verecek cevabı olmayan milyonlarca insan olduğunu düşünerek bu kavramı netleştirmek ve bu düşünce akımını anlaşılır hale getirebilmek adına bu yazıyı kaleme aldım. Bilmediğimiz kavramlar hakkında entelektüel bilgi birikimi oluşturmaya hizmet ettiğimiz bu yazıda Kemalizm konusunu eğrisi ve doğrusuyla uzun uzadıya ele alacak, ilgili yerlerde gerekli makalelere göndermeler yapacak ve çok boyutlu bir öğrenme gerçekleştirmeye çalışacağız.

Umut ediyorum ki bu yazıyla insanlara bilmedikleri, anlamadıkları bir konu hakkında gerçekçi bir düşünce altyapısı sağlayabilirim. Şimdi hazırsanız her şeye sıfırdan ve en sağlıklı şekilde başlayalım.

KEMALİZM VE ATATÜRKÇÜLÜK ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Konuya ilk olarak kavram karmaşasına bir dur diyerek başlamak gerekir. Kemalizm de Atatürkçülük de aynı anlama gelen iki kavramdır. Peki, neden açıklama ihtiyacı hissediyoruz? Çünkü çevremizdeki pek çok insanın Kemalizmle ilgili şehir efsanesi ürettiğini ve bir de bunu yaymaya gayret gösterdiğine şahit olmaktayız. Eminim ki sizler de aşağıda örneğini vereceğim ithamlara benzer ithamları Kemalizme yönelten tiplerle karşılaşmış hatta maalesef dinlemek zorunda bile kalmışsınızdır. Bu yüzden buna bir açıklık getirmek gerekiyor. Arzu ederseniz bu ithamları bir görelim.

KEMALİZME YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

Kemalizm Komünizmi, Atatürkçülük ise demokrasiyi savunur: Bilmediği konularda zihnin sınırlarını zorlayan efsaneler yaratma konusunda dâhiyane yetenekleri olan bir kısım yurdum insanının türetmiş olduğu, insan beyninde kalıcı hasara neden olabilecek hezeyan cümlesinden ibarettir bu itham. Bu iddianın nasıl ortaya çıkmış olabileceğiyle ilgili iki olasılık bulunuyor.

Birincisi “Madem bilmiyorum o zaman daha da bilinmez kılmalıyım” düşünce yapısı, ikincisi de Kemalizm ve Komünizm sözcüklerinin içerisindeki ‘K’ harfiye ve ‘izm’ eklerinin ortak oluşudur. Ülkemizde komünizmin bile ne olduğu tam olarak bilinmezken Kemalizm ve karşıtı olan komünizmi kavramlarının bir araya getirilmiş olması insanda belirli bir kasıt olduğu hissiyatı yaratmaktadır.

Zaten komünizmin ne olduğu anlaşıldığında Kemalizmle asla yan yana gelemeyecek bir kavram olduğu net bir şekilde görülecektir. Atatürk’ün komünizmle ilgili söylemiş olduğu şu cümle de aslında durumu net olarak açıklamaktadır:

Biz ne Bolşeviğiz ne de komünist; ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkârız.

[Komünizm ve diğer siyasi akımların ne anlama geldiğini merak ediyorsanız BURAYA tıklayın]

Kemalizm Dini: Bu söz öbeğini oluşturan insanların hem İslam’ı hem de Kemalizmi tam olarak bildiklerini düşünmek son derece güçtür. İnternette ya kasten ve hileyle ya da cehaletten ve bilgisizlikten bu yaratıcı zeka ürününe yönelik pek çok yazı bulabilir, bu uydurmanın gerçekliğini ispatlamak için dimağlara zarar bir dolu saçmalığı size ispat diye sunabilecek bir dolu adamla karşılaşabilirsiniz. Şimdi bu kavramı üreten zekânın hezeyanlarından bazılarını bir görelim.

“Kemalizm bir din olarak görülüyor çünkü Kemalistler dağdaki bir gölgeyi Atatürk’e benzetiyorlar”

“Atam duyuyor musun? gibi cümlelerle Atatürk’ün ruhuyla iletişime geçmeye çalışıyorlar”

“Ataya şükranlarını sunuyor, ona tapıyorlar. Onu yaratıcı olarak görüyorlar”

“Anıt Kabir’ i bir ibadethane olarak yaptılar. Zaten tapınağa benziyor”

Açıklamaya Anıt Kabir’ in yapımına değinerek başlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Öncelikle Anıt Kabir Atatürk hayattayken planlanmış bir şey değildir. Zira Atamızın bununla ilgili “Beni şöyle bir yere defnedin” şeklinde bir vasiyeti de bulunmamaktadır.

Anıt Kabir atanın vefatından sonra gerçekleştirilen bir Anıt Mezar tasarımı yarışmasının ardından birinci seçilen tasarımın uygulanmasıyla inşa edilmiş bir eserdir. Dolayısıyla ille de birileri suçlanacaksa konu mezarı inşa edenlere sorulmalıdır. Ancak burada asıl soru şudur: Anıt mezar kavramı ile anılan tek kişi Atatürk olmadığı halde neden Atatürk’e sataşılıyor?

Rahmetli Turgut Özal’ın da anıt mezar da yatmakta olduğunu biliyoruz. O halde rahmetli cumhurbaşkanımıza da mı sataşmak gerekir? Tabi ki hayır! Anıt kabirler o kişilere duyulan saygı ve sevginin bir karşılığı olarak inşa edilen yapılardır. Bunun altından şehir efsanesi yaratmaya kalkışmak abesle iştigaldir.

Kuran’ı Türkçe’ ye çevirmek için Elmalılı Hamdi Yazır’ a ve Mehmet Akif Ersoy’ a ricada bulunan, Hz. Muhammed’ in gelmiş geçmiş en büyük komutan olduğunu düşünen birisinin ne tanrı olmak gibi bir iddiası olabilir ne de kafasının içerisinde beyin olan bir insan böyle bir iddiaya inanabilir ve bu iddianın peşinden gidebilir.

Tanıdığım hiçbir kimsenin Ata’ya ibadet etmeye kalkıştığına şahit olmadığım gibi bu fikri destekleyen tek bir kişi bile duymadım. Ancak nedense birileri ısrarla böyle bir durumun varlığına dair kasıtlı olarak bir şeyler yaymak gibi manasız bir çabanın içerisindeler. 

Kemalizmi ısrarla İslam dinine karşı Şintoizm-Budizm arası bir şeymiş gibi göstermek isteyen bu kişilerin bu iftiralarını hakkın batıldan ayrıldığı gün geldiğinde Allah huzurunda ispatlamak zorunda kalacaklarını kendilerine hatırlatmak gereği olduğunu düşünüyorum.

Hesap günü gelince eğer gerçekten elinizde ispata yönelik sağlam delilleriniz yoksa “Kemalizm dinikavramını bilerek mi ortaya attınız yoksa bir takım çıkar gruplarının işini kolaylaştırmak için mi bu işi yaptınız?” sorusuna cevap verirken zorlanılması son derece olasıdır.

Zira Allah fitne çıkaranları sevmez ve Atatürk’e yönelik isnat edilen bu iftiralar mutlaka bu kişilere sorulacaktır. Birilerinin şahsi veya kurumsal fantezilerine hizmet eden her kimse kâinatın yaratıcısı ve mutlak hükmün sahibi Allah (C.C)’tan korkmalıdır.

Sonuçta hepimiz O’na döndürülüp götürüleceğiz. Allah’a şirk koşmamış bir kişiyi Allah’a şirk koşmuş gibi göstermenin ciddi bir bedeli olacağı kati suretle unutulmamalıdır.

Kemalizm diye bir şey yoktur: Medyada nedense son zamanlarda birilerinin ısrarla dile getirdiği, birilerinin de altın bulmuş gibi sarıldığı bir iddia var ki o da Kemalizm diye bir şeyin olmadığı, bunun Atatürk öldükten sonra arkasından gelenlerce uydurulmuş bir safsata olduğudur.

Bu görüşün mantık hatasına dayalı bir iddiadan ibaret olduğunu şu şekilde açıklayalım: Bugün biliyoruz ki Atatürk bir filozof değildi. Atatürk bir teorisyen de değildi. Hele Atatürk kimilerinin iddia ettiği gibi dini bir lider hiç değildi. O, devletini üç yüz yıllık sömürgeleşme sürecinden kurtaran bir devlet adamıydı.

O, cepheden cepheye koşarken kurşun yemiş, defalarca kez İngilizlerin suikastlarından kurtulmuş bir generaldi. Kısacası onun, ülkesinin ekonomik ve siyasi özgürlüğünü sürdürebilmekle ilgili görüşlerini devam ettirmek isteyenlere “Uydurma iş yapıyorlar” gibi bir cümle sarf edenlerde iyi bir niyet aramak oldukça güçleşmektedir.

Eğer bu kişiler Kemalizmin kuramsal bir çerçevesinin geniş çaplı bir şekilde bir eserde ele alınmamış olmasını kastediyorlarsa bu eleştiriye katılabiliriz. Zira Kemalizmi tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde en kusursuz tanımlayabilecek kişi şüphesiz Mustafa Kemal’in bizatihi kendisiydi ancak o yıkılmış bir ülkeyi inşa etmek, dört bir cephede savaşmak ve dört yüz yıl geri kalmış bir devleti çağının en ileri uygarlığı haline getirebilmek amacıyla gece gündüz çalıştığı için kişisel manifestosunu yazacak kadar zaman bulamamıştır.

Ancak 3997 kitap okumuş birisinin yeterli zamanı bulabilmesi halinde bir kitap yazmakta zorlanmayacağını söylemek sanıyorum ki son derece mantıklıdır. Bugün okuduğu üç kitapla kitap yazanlar olduğunu düşünürsek bu gerçeği daha rahat kavrayabiliriz.

Bilindiği üzere ülke meseleleriyle ilgilenmekten eşine dahi zaman ayırmayıp ailesini dağıtmış bir insandır Mustafa Kemal. Ancak bir kısım insanlar Kemalizmi bir “uydurmacadan ibaret”, gereksiz ve anlamsız bir şey olarak görüyorlarsa burada art niyet aramak son derece olasıdır.

Kemalizmin neyi kapsadığı aşağı yukarı hemen herkes tarafından bilinmektedir. Kemalizmin bu bağlamdaki tek büyük sorunu kuramsallaştırılmamış olmasıdır. Dolayısıyla ‘Kemalizm diye bir şey yoktur’ cümlesi ciddi bir eleştiri değildir.

İster Atatürk’ün kendisi, isterse onun devlet yönetimiyle ilgili görüşlerini benimseyenlerce yazılmış olsun Kemalizm diye bir şey vardır, içeriği bellidir, kapsamı bellidir, sadece kuramsal çerçevesi yoktur.

Kemalizmin varlığını bu eleştiriyle inkar yoluna girenlerin kuramsal çerçevelere gerçekten bu kadar değer veriyorlarsa kütüphanelerde çürümeye yüz tutmuş binlerce kuramı okumaya (ki bu eleştirileri yapanların teorisyen olmadıkları da aşikardır) ya da bugün bile hala yaşayan bir fikir akımına saygı duymaya davet edilmesi gerekmektedir.

KEMALİZM ya da ATATÜRKÇÜLÜK DENİLİNCE AKLA NE GELİYOR?

Bu soru “Kemalizm ve Atatürkçülük nedir?” sorusundan önce yanıtlanması gereken bir sorudur. Zira toplumda hemen her kesimde bambaşka anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla “Ben Kemalistim” diyen kişinin neyi kastettiğini bir Allah bir de o cümleyi sarf edenin kendisi bilmektedir.

‘Kemalizm nedir?’ sorusuna gelmeden önce Kemalizmden kendine göre farklı anlamlar devşiren toplum kitlelerini bir sınıflandırmakta fayda vardır. İsterseniz önce Kemalizmden kim ne anlıyor bunu bir aydınlığa kavuşturalım.

BİRİNCİ KİTLE (Genelleyiciler): Toplumun bazı kesimlerine göre sonunda ‘izm’ eki bulunan her türlü kavram terörist, komünist, anarşist, faşist gibi kavramları çağrıştırmaktadır. Maalesef Kemalizm’de bundan nasibini almıştır. Bu kesimdeki insanlara Kemalizm dediğiniz zaman bu kişilerin kafasında netleşmiş en ufak bir fikir bulunmamaktadır.

Ancak bununla birlikte bu kişiler Kemalizmi ilintili olma olasılıklarından korktukları bu kavramlarla ilişkilendirme yoluna gitmekte ve bunun da son derece kötü bir şey olduğuna inanmaktadırlar.

Kısacası bu konuyla ilgili kafasında bulanık ve buğudan başka hiçbir şeyin bulunmadığı bu kitlenin birazcık okuma ile gerçekleri görme olasılığı bulunmaktadır ancak bu öyle kolay değildir. Zira her şeyi genelleme eğilimindeki bu kitlenin yanlış bilgilendirilmesi son derece kolaydır.

Çünkü kitlenin önemli bir kısmı okumaktansa kulaktan dolma çakma bilgilerin geçerliliğine inanmayı tercih etmektedir. Ülkemizde bir bilginin kaynağına ulaşıp onun gerçekliğini sorgulamak yerine eldeki bilgileri genelleyip oradan çıkarımda bulunmak çok daha kolay geldiğinden bir türlü istenilen ilerleme hızına erişememekteyiz.

İki adım ileri gidiyor ve analiz yapıyorsak mutlaka bir yerlerde genelleme yapıyor ve geri adım atmayı tercih ediyoruz nedense. Bu yüzden bir türlü tam anlamıyla aydınlanamıyoruz.

İKİNCİ KİTLE (Ezberciler): Bu kişiler ise çağın teknolojisine ayak uyduramamış, araştırma yapmanın çok zor olduğuna inanan kimselerdir. Bu kişilere göre bir konuyla ilgili bir bilgiye ulaşmak son derece zordur.

Bunun için bir şeyleri bildiğini iddia eden kimseler eğer kendine güvenen kimselerse onların dediğine hemen inanma eğilimi gösterirler. Ayrıca başkalarından duydukları bilgilerin kesin doğruluğuna inanır ve bu bilgileri hem savunur hem de başkalarına yaymakta sakınca görmezler.

Bu kişilerin en büyük sorunu içerisinde bulundukları çıkmazın farkında olmamalarıdır. Çoğu saf ve temiz olan bu insanlar kasıttan değil bilgisizlikten bu yola başvururlar. Zira toplumun en geniş tabakası bu bireylerden oluşur.

Maalesef Kemalizm konusunda da bir şeyler ileri süren bireyler eğer gerçekleri anlatmak niyetindeki iyi kişilerse bu kişiler doğruyu öğrenebilecekleri gibi kötü niyetli kişilerse çabucak aksi görüşe ikna olabilirler.

Dolayısıyla Mustafa Kemal’i tanımadığı halde onu sevmeyen birisi televizyona çıkmış birisinin “Atatürk yüz milyon insanı fırınlara doldurup yakmıştır” lafını duyar duymaz ilk saniyede buna inanır, bu iddianın gerçekliğine tüm ruhu ve bedeniyle ikna olur, bu programın videosunu Facebook’tan paylaşır, ertesi gün tüm arkadaşlarına bunu anlatır ve her tartışmada bu kişinin bu cümlesini adeta evrenin yasasıymışçasına kaynak gösterir ve ona sımsıkı sarılır.

Medyanın dünyayı yöneten dördüncü kuvvet olduğu dünyamızda birilerinin her türlü fantezisini düşünce özgürlüğü kapsamında tartıştığı günümüzde gerçeği yalandan ayırmak son derece güçleşmektedir.

ÜÇÜNCÜ KİTLE (Zehirleyiciler ve zehirlenenler): Bu kimseler karışık bir kitlenin adeta Maslow piramidi gibi zincirleme bir dizilişinden oluşmaktadır. Piramidin en tepesinde dış istihbarat örgütleri ve sömürgeci devletlerin ileri gelenleri bulunmaktadır.

Bu kişiler zehirleyicilerdir. Ancak bu kişilerle ilgili araştırmadığınız sürece ne bir bilgi sahibi olabilirsiniz ne de bu piramit ilişkisini kurabilirsiniz. Dolayısıyla şu anda ortaya koyacağım yapı sizler için sadece bir mizansen olmaktan öteye geçemeyen bir komplo teorisi gibi gelebilir.

Ancak bu ülkede bir dönem Kurtuluş Savaşı döneminde İngiliz uçaklarından Şeyh’ül İslam imzalı ve “Kemal kafirdir, peşinden giden de kafirdir” fetvaların atıldığını hatırlar ve bilirseniz komplo teorileri birden bire bulanıklığını yitirecek ve berrak birer gerçeğe dönüşecektir.

Bu kişilerin aklına Kemalizm deyince “Sömürge düzeninin yıkılmasına sebebiyet verme riskinden ötürü yok edilmesi gereken bir ideoloji” gelir. Piramidin birinci basamağındakiler Kemalizmi en az Mustafa Kemal kadar iyi bilen kişilerdir.

Zaten bu yüzden Kemalizmi ortadan kaldırmak ve bu kavramı bulanıklaştırmak istemektedirler. Çünkü Kemalizm sömürülen devletlerin yüzyıllar sonra düzenlerine başkaldırış olarak ortaya çıkmış ve halkçılık esasına dayalı ve hem askeri hem siyasi başarı sağlamış tek sistemdir. Ancak Paşanın ölümüyle birlikte hızla ortadan kaldırılıp üstü ivedilikle örtülmeye çalışılmıştır.

Neyse, piramidin ikinci basamağında ise işbirlikçiler bulunmaktadır. Bunlar ülke içi ve ülke dışında çeşitli çıkarlarını gerekçe göstererek Kemalizmi yok etmeye karşı yürütülen sistematik çabaya destek vermektedirler. Elde ettikleri çıkarlar kimi zaman şahsi kimi zaman kurumsal olan bu kişilerin Kemalizmle ilgili ne derece sağlıklı bilgiye sahip oldukları tartışma konusudur.

Ancak netice olarak ülkemiz içerisindekiler bir şekilde bindiği dalı kesmekte, dışarıdakiler ise içeridekilerin kesmekte oldukları dallarına ince fırça darbeleri vurmaktadırlar. Kısacası ortada akıllara zarar bir çıkar ilişkisi bulunmaktadır. Olan ise maalesef ülkemize olmaktadır.

Piramidin en alt basamağındakiler ise çok büyük çoğunlukla bilmeyerek zehirleyicilerin hedeflerine hizmet eden işbirlikçilerin iddialarına sıkı sıkıya inanmış ancak herhangi bir araştırma ile gerçekleri öğrenmekten adeta şeytandan kaçar gibi uzak duran halk kitlesidir.

Bu kişiler de maalesef zehirlenenlerdir. Bu kişilerin de hiç şüphe yok ki önemli bir kısmı vatanını en az Kemalistler kadar sevmektedirler. Ancak farkında olmayarak ülkelerinin yıkılmasına neden olabilecek kasıtlı çabalara bilgisizliklerinden ötürü öyle ya da böyle destek vermektedirler.

Kısacası ülkelerini seven ancak ülkelerinin bağımsızlığını esas aldığından pek de haberi olmadıkları Kemalizm kavramına katiyetle karşı olan bu insanlar yaşanacak olası bir savaşta büyük olasılıkla Kemalist dedikleri adamlarla birlikte cephede can vereceklerdir.

Umut edilen odur ki, bu vatan için şehadet şerbetinden içmek zorunda kalmadan da aynı amaçla ülkemizin birliğini sağlamak adına bir arada olduğumuzun farkına varalım. İster bilinçli ister bilinçsiz olalım. İster zehirlenmiş isterse tedavi eden olalım. Bu ülkedeysek ayrışmak yerine bir olup kardeşçe nasıl yaşayacağımızın mücadelesini verelim.

DÖRDÜNCÜ KİTLE (Çakma biliciler): Maalesef Kemalizme en ağır darbeyi indirenler bu kitleden çıkmaktadırlar. Bu kitledeki bireyler içerisi doldurulmamış kuru bir Atatürk sevgisiyle yaşamaktadırlar. Çoğu Ata’nın rozetini takar, Ata’yı çok sever, ancak Atatürkçülüğün (ya da Kemalizmin) gerçekte ne istediğini, ne öğütlediğini zinhar bilmemektedirler.

Bu kişilerin aklına Kemalizm deyince kuru ve törensel bir Atatürk sevgisi gelir. Ancak bu kişiler iş okumaya, araştırmaya ve ülke ekonomisine aktif katılıma, ahlaklı ve dürüst olmaya gelince hemen ortadan kaybolmaktadırlar.

Atatürk’ün toplumun farklı kesimlerini anlamak için sarf ettiği ileri görüşlü çaba ve hoşgörü bu bireylerde bulunmamaktadır. Dolayısıyla toplumun karşı yakasındaki kişileri anlamak, onlarla bir araya gelip sorunlarının ne olduğunu konuşup tartışmak yerine kendi içlerine kapanık bir kitle olmayı tercih etmektedirler.

Mustafa Kemal’in “Bir tek şeye ihtiyacımız var o da çalışkan olmak” sözünün maalesef bu kitlenin önemli bir kısmı üzerinde sadece şiirsel bir değeri vardır. Çalışıp ülkenin ayağa kaldırılması için çabalamayan bu kişiler çevredekilerin “Al işte Kemalist dediğin adam bu mu?” eleştirilerine neden olmakta ve sözde savunduğu görüşe en büyük darbeyi indirmektedirler.

Ayrıca bu kişilerin bir kısmının yaşam tarzlarının da Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer bir nitelik sergilemesi yine karşı yakada bulunan kitlenin “İçkici, ayyaş, işe yaramaz, dolandırıcı” gibi olumsuz ve haklı eleştirilerine zemin hazırlamaktadır.

Dolayısıyla sözde Kemalist olduğunu söyleyip toplum için kıymeti olan hiçbir işin altına imzasını atmayan bu adamların varlıkları Kemalizm için en büyük tehdidi oluşturmakta ve Kemalizmi ait olduğu halktan uzaklaştırmaktadır.

BEŞİNCİ KİTLE (Bilenler): Bu kitledeki bireyler Mustafa Kemal’i sevmekten önce onu anlamayı tercih eden bireylerden oluşmaktadır. Zira eğer adam gibi anlaşılırsa zaten sevilecek bir insandır Atatürk. Atatürk’ün tek ve nihai amacının ülkeyi gelişmiş ülkeler seviyesine taşımak olduğunun bilincinde, örnek kişiliklere sahip olmadan insanlara Atatürkçüyüm demeye utanan kişilerdir bu insanlar.

Bu kişilerin aklına Kemalizm deyince “Çalışkan, ahlaklı olmak, ülkesinin maddi manevi açıdan ileri gitmesi için her şartta elinden gelenin en iyisini yapmak” gelmektedir. Nasıl ki ahlaksız, namussuz bir insanın çıkıp ahlak konusunda ahkâm kesmesi insanlar üzerinde “Ahlak kavramından soğuma” etkisi yaratıyorsa bu kişiler de adam olamamış bireylerin Atatürkçüyüm demelerinin Kemalizme zarar vereceğinin bilincindedirler.

Toplumun takribi olarak yüzde birine tekabül eden bu bireyler çok ciddi bir azınlıkta kaldıkları için sesleri nedense cılız çıkmaktadır. Çakma biliciler yüzünden çok ciddi hırpalanmalara maruz kalan bu bireylerin dertlerini anlatmak için daha çok çalışmaları gerekmektedir. Allah inşallah bir gün bu bireylerin dertlerini anlatabildikleri günleri ülkemize nasip eder.

"2.BÖLÜM: Kemalizm'in Sorunları Nelerdir?" yazısı için BURAYA tıklayın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir yazı ve ben de büyük ölçüde böyle hissediyorum.

Mehmet Sinan Gür 
 11.03.2016 0:34
Cevap :
Öncelikle yorumunuz için teşekkür ediyorum. Uzun soluklu araştırmaların ardından Kemalizmi doğru düzgün tanımlayabildiysem ne mutlu bana. Sağlıcakla kalın...  11.03.2016 13:51
 

Aklıma bi şey takıldı. Türkçü olmak ırkçı olmak mıdır? Atatürk bi sözünde "Benim yegane üstünlüğüm Türk doğmaktadır" demiş. Bende türkçülüğün fasizme benzedigini düşündüm.Buna benzer bi kac yazı da okudum

Pınar Pın 
 20.09.2015 13:16
Cevap :
Öncelikle bu güzel sorunuz için teşekkür ediyorum. Türkçülük nedir konusunu çok kısa anlatayım. Türkçülük Fransız ihtilalinden sonra ortaya çıkmış bir ulusalcı harekettir. Ancak Avrupa'daki Alman veya ırkçı mantığa dayalı ulusalcı hareketlerden temel bir farkı vardır. Osmanlı ve tüm Türklerin yok edilmesine karşı girişilmiş olan sistematik yok etme operasyonlarına tepki olarak doğmuştur. Temel beslenme damarı ırkçılık değil, aynı görüş altında yok oluşa karşı direniş niyetinde bir harekettir Türkçülük. Ancak bunu yanlış yorumlayan ırkçılığa kayan kesimler de olmuştur elbet. Kafatası hesabına girmeye çalışan dahi çıkmıştır bu süreçte. Ancak Mustafa Kemal tüm siyasi hareketlerde olduğu gibi Türkçülükten de "Birlikte, vatan için çalışma" kısmını almış, ırkçılığa varan aşırılığı katiyetle reddetmiştir. Bunun en açık ispatı dönem içinde görevlendirilen yabancılardır. Agop Dilaçar aynı ülküde Türk olmayan bir Ermenidir. Atatürk ırkçı olsaydı onu yüüceltmez,ilk onu yok ederdi. Saygılarımla...  21.09.2015 13:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 410
Toplam yorum
: 177
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 3421
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster