Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '10

 
Kategori
Tıp
Okunma Sayısı
837
 

Kemiklerin sessiz hırsızı

Çoğu kez; genç bir insan için espri konusu olabilen bir hapşırığın yaşlı anneannenizde sıkıntılı ağrılarla birlikte gözlenen kaburga kırıklarına neden olduğunu duymuşsunuzdur. Lise yıllarındaki genç bir erkeğin sokakta; buzlu bir zeminde kayarak düştükten sonra ayağa kalkıp çoğu kez hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesine karşın; biraz sonra aynı yerde yaşlıca bir beyefendinin düşmesinin büyük bir çoğunlukla hastaneye kaldırılmasına neden olacak şekilde önemli kırıklara neden olabileceğini görmüşsünüzdür. Kuşkusuz gençliğimizin en hareketli yıllarında sahip olduklarımızın bazen farkında olmayız. Çünkü yaşamımızı tehdit eden tehlikelerin çok uzağında bulunduğumuzu sanırız. Yaşlanma, sadece güzel anılarla değil, onarımı daha da güç bir vücudun sıkıntılarıyla karşılaşmamızı sağlar. Sağlığımızla ilgili bazı korkularımız çok erkenden gelişmektedir. Bende kanser gelişirse? Alzheimer hastalığına yakalanırsam? İleride ciddi kalp veya şeker hastası olursam? Nedense yaşamımızda bu hastalıklardan daha da sık gözlenen osteoporoz ya da halk arasındaki yaygın kullanılan adıyla kemik erimesi o kadar sık bir kaygı olarak karşımıza çıkmamaktadır. Çünkü osteoporozu uzak ve bize kolaylıkla yaklaşan bir tehlike olarak görmeyiz. Bir kadının meme kanserine yakalanma riski %10’dur. Menapozdan hemen sonraki birkaç yılda ise kadınların yarısına yakınında osteoporoz vardır.

Kemiklerimizin bilinmeyen yönleri?

Ayaklarımızın üzerinde dik durmamızı, hareket etmemizi, bir eşyayı kavramamızı sağlamada; kemiklerden, eklemlerden ve kas sisteminden oluşan hareket sistemimiz önemli görevler üstlenmiştir (iskelet sistemi). Kemikler yaşamsal organlarımızın korunmasını sağlar. Kemikler, kalsiyumla sarılmış bir protein çatıdan oluşmaktadır. Bağırsaklardaki besinlerden emilip büyük bir oranda kemiklerimize ve dişlerimize getirilen kalsiyumun yüzde on kadarı ilk anda diğer dokular tarafından kullanılmaktadır. Vücudumuzdaki kalsiyumun %99’u kemikte yer almaktadır.

Kemiğin içerisinde kemiğin beslenmesini de sağlayan damarların yer aldığı, kemiğe esneklik ve direnç sağlayan birçok kanallar vardır. Bu damarlar ayrıca vücudun enerji sisteminde, pıhtılaşmada, kasların kasılmasında ve birçok maddenin yapıtaşı olan kalsiyuma, ihtiyaç duyulduğunda kalsiyumun kemikten alınıp vücudun ihtiyaç duyulan yerlerine götürülmesine neden olan bir banka işlevini görmektedir. Kemikler; kan yapımının sağlandığı ilik dokusunu taşımaktadırlar. Yağlı ilik dokusu yağ içeriğinden dolayı enerji deposu olarak da işlevini de görmektedir.

Kemikler, müzelerdeki fosil kemikleri gibi durağan yapılar olmayıp sürekli bir yapım ve yıkımla birlikte vücudumuzun diğer sürekli yenilenen deri, saç gibi dokulara benzer şekilde sürekli bir canlılık göstermektedir. Bu yapılanma yaşam boyunca devam etmektedir. Yapım evresinde daha çok kemiğin dışına doğru yer alan osteoblast, yıkım evresinde ise daha çok kemiğin içine doğru yer almış bulunan osteoklast dediğimiz hücreler görev almaktadır. Osteoklastlar; kemikte kaviteler oluşturarak kemik dokudaki kalsiyumun vücudun kullanımına sunarlar. Osteoblastlar ise bu oluşan boşlukların tamirini ve kalsiyumun kemik dokusuna yerleşmesini sağlamakla yükümlüdürler. Bu dengenin sağlanmasında büyüme hormonu, parathormon, D vitamini, kalsitonin, östrojen ve testesteron gibi hormonlarında katkısı vardır. Yeterince kalsiyumun alımı, ek hastalıkların olup olmaması, yaşam tarzı da, dengenin sağlanmasında önemli rol oynar.

Yetişkin dönemine kadar, kemik yapımı yıkımından daha fazladır. Kalsiyuma yoğun şekilde ihtiyaç duyulur. Yaşın ilerlemesiyle yapım ve yıkım dengelenmektedir. Otuzlu yaşların ortasında ise yıkımın yapımın yerini almaktadır. Doruk kemik kitlesi dediğimiz ve kişinin yaşamı boyunca sahip olduğu en yüksek mineral yoğunluğuna sahip kemik kitlesi düzeyine oluşur. İleri yaşlarda ayrıca kadınlarda menapoz dediğimiz yumurtlama döneminin sona ermesi ile yıkımının daha da hızlandığı bir döneme girilmektedir. Menapozdan sonraki ilk 5-7 yılda yıllık kemik kütlesinde kayıp ortalama olarak %3-4 kadardır. 5 yılın sonunda yaklaşık olarak %20 kadar bir kayıp söz konusudur. 60-70 yaş arasındaki 9 kadından sadece 1 tanesi normal kemik dansitesine sahiptir. Kadınların %40 yaşamları boyunca omur veya kalça kırıkları ile karşı karşıyadırlar.

Menapozla kemik miktarı ve kalitesinde azalma gözlenmektedir. Başlangıç evresinde ağrısız küçük kırıklar oluşmaktadır. Bu küçük kırıklar özellikle omurlarda çökmelere neden olur. Her omurdaki çökme, yaklaşık olarak boyumuzda 1 cm’lik kısalma olarak kendini göstermektedir. 66 yaşındaki Ayşe hanımın boyundaki 4 cm’lik kısalma, yaklaşık olarak 4 omurda çökme kırığının olduğunu göstermektedir. Boydaki kısalma ve kocakarı kamburu denilen biçimsiz omurganın ortaya çıkması ve daha ciddi kırıkların gelişmesiyle ağrılar da yaşamın bir parçası haline gelmektedir. Osteoporozdaki kırıklar; omur çökme kırıkları, kalça kemiği ve el bileği kırıkları, kaburga kırıkları olarak daha sık olarak gözlenmekle birlikte vücudun diğer kemiklerinde de kırıklar gözlenmektedir.

Osteoporoz bir hastalık mıdır yoksa doğal bir süreç midir?

Osteoporoz; kemiklerin kalsiyum kaybederek zayıflamasına yol açan küçük bir zorlanmada bile kırıklarla karşı karşıya kalınmasına neden olabilen ve bazen bu kırıklar yüzündende yaşam kalitesini düşüren ve hatta öldürücü olabilen bir hastalıktır. Kişi, başkalarının yardımına ihtiyaç duyar. Üretimden uzaklaşır. Hareket kısıtlılığı bağlayıcı olur. Ek hastalıkların ortaya çıkmasına hatta ölüme kadar gidebilen bir süreci başlatmaktadır.

Osteoporoz düşük kemik kütlesine, kemikteki mikroskopik dokunun bozulmasına ve bunların sonucunda gerekli önlemler sağlanamazsa ağrı olmaksızın kemik kırıklarına kadar ilerleyebilen ‘’kemiklerin sessiz hırsızı’’ da denilen bir hastalıktır.

Dünya Sağlık Örgütü kemik mineral yoğunluğunun, genç sağlıklı nüfusa göre 1 standart sapma göstermesini normal, 1 ile 2.5 değer arasında standart sapma göstermesini osteopeni (ılımlı azalmış kemik kütlesi), 2.5 standart değerin altında olanlara ise osteoporoz, 2.5 standart değerin altında olup ta birlikte kırık olanlara da yerleşmiş osteoporoz olarak tanımlamıştır. Her ülkenin kendine göre bir kemik dansite standartını çıkartması gereklidir. Etnisiteye, cinsiyete ve yaşa bağımlı olup ayrıca osteartroz (kireçlenme), kemik ve vucuttaki metal protezlerden etkilenebilir. Çekim döneminde radyolojik ilaç ve opak madde kullanımı çekim kalitesini etkileyebilir.

Osteoporoz sadece kadınlarda değil erkeklerde de gözlenebilir. Elli yaşın üzerindeki her sekiz erkeğin birinde osteoporoz vardır. Osteoporoz, gençlerde de gözlenebilmektedir. Özellikle yeterli doruk kemik kütlesinin oluşmadığı veya genç yaşta olmasına karşın kemik yıkımının yapımından daha da fazla olduğu kişilerde ciddi kırıklarla karşılaşılmaktadır. Gençliğinde yeterince oluşmamış kemik kütlesine sahip olanlarda ileride daha sık ve şiddetli kırıklarla karşılaşma riskine sahiptirler. Yaşlanmakla birlikte vücuttaki yapısal değişiklikler de osteoporozun gelişimine katkıda bulunur

Osteoporoz önlenebilir, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Osteoporoz; belirgin kemik kırığı oluşmadan önlenir ve tedavi edilirse başarı şansı daha da yüksek olan bir tedaviye yol açar. Komplikasyonların önlenmesinin yanında komplikasyonlara bağlı maliyetin azalması da önemli bir ekonomik kazancın sağlar. Osteoporozdan korunmak çok genç yaşta hatta çocuklukta başlayan önlemlerle sağlanır.

Osteoporozun sonuçları nelerdir?

En sık olarak omurga ve kalça kırıkları görülür. Ancak 1/3 oranında gözlenen kalça kırıkları daha yaşamsal öneme sahiptirler.

ABD’de Osteoporoza bağlı yıllık toplam kırık gelişen hasta sayısı 1.500.000 kadardır. Her yıl ABD’nde 300.000 kalça kırığı tedavisi olmaktadır. Osteoporoza bağlı kırıkların ABD’e yıllık ekonomik maliyeti ise 15 milyar dolar kadardır. Kalça kırıkları; bu maliyetin içerisindeki en yüksek oranı tutar. 50 yaşın üstündeki kadınların %14’ünde ve erkeklerin %5’inde kalça kırığı vardır. 50 yaşın üstündeki kalça kırıklarında %10-60 arasında gözlenen ölüm ve sağ kalanlarda büyük ölçüde uzunca süre hastaneye yatma, tek başına yaşamını devam sürdürmede güçlük ve kalıcı sakatlık hali sık olarak gözlenmektedir. Solunum yolu enfeksiyonları, büyük kemik kırıklarına bağlı gelişen pıhtıların yaşamsal organlarda doku ölümüne (infarktüslere) neden olması kişinin yaşamını tehdit eden önemli sorunlardandır.

Omurga kırıkları ile omurda çökme ve bazen omurda ileri düzeyde bir yassılaşma şeklinde gözlenir. Boyda kısalma, kamburlaşma, ayakta kalmakla belirginleşen ağrı yakınması gözlenir. Kaburgalar karın içi organlara temas ederek zarar verebilir. Sindirim sistemi sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur.

El bileği kırıkları kadınların %20’de görülmektedir. Gündelik işlevlerin yerine getirilmesinde zorluklarla karşılaşılmasına neden olur.

daha detaylı bilgi için www.erdalduman.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2453
Kayıt tarihi
: 03.05.09
 
 

1968 doğumluyum. İzmir' de yaşıyorum. 1993 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. İç Hastalıkları..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster