Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
394
 

Kendi kendimizin şahidi değil miyiz?

Toplumsal hataların bir kısmının bilgisizlikten kaynaklandığı doğrudur. Bu bilgisizliği gidermek için hepimiz elele verip seferber olmalıyız. Çünkü bir yanlış üniversite sınavlarındaki gibi sadece bir doğruyu götürmüyor. Zaman harcanarak, emek sarfedilerek meydana getirilen onlarca, yüzlerce, hatta bazan binlerce doğru, bir yanlış yüzünden bir anda mahvolup gidebiliyor.

Bir zincirleme trafik kazası düşünün. Sürücülerden birinin bir anlık dalgınlığı, kurallara aykırı bir hareketi, ya da bile bile (!) yaptığı bir dikkatsizlik, bir anda kaç aracın birbirine girmesine, binlerce liralık maddi ziyana, bir sürü zaman kaybına, yerine göre yaralanmaya, hatta ölüme bile sebebiyet verebiliyor.

Ölüm, bir insan için son demek... Biraz dikkatlice üzerinde durur ve düşünürsek, hayatta aslâ geri alınması mümkün olmayan, telâfisi imkânsız bir olay. Küçük bir dikkatsizliğin buna sebep olması ne kadar korkunç, vicdanen insanı ne kadar rahatsız edecek bir olay.

Bile bile yaptığımız hatalar, söylediğimiz yalanlar, işlediğimiz suçlar, hayatımızda büyük bir yer tutuyor biliyor musunuz? Ve bunu yaparken sığındığımz tek liman var? Kim görecek canım, kim bilecek?

Kendinizin nasıl bir insan olduğunu hiç tartıştınız mı? Her gün başkaları hakkında durmadan ahkâm kesip duruyoruz. Birilerini övüyoruz, birilerini yeriyoruz. Kimilerini göklere sığdıramıyoruz, kimine yerin dibinde uygun çukur bulamıyoruz.

Acaba biz nasıl bir insanız? Her şeyden önce dürüst, güvenilir biri miyiz? Bizim söylediklerimize birileri inanır mı? Meselâ şahitliğimiz geçerli mi?

Suç kapasitesi en yüksek insanlar bile sanırım, yahu ben ne üçkağıtçı, ne güvenilmez bir adamım demez. Herkes kendi çapında kendisini en doğruyu bilen, uygulayan bir kişi olarak tanımlar.

Gözünüzün önünde cereyan eden bir olay olduğunu farzedin. Ortada öyle bir haksızlık, öyle bir yanlışlık var ki, Türkiye gibi bir ülkede şahit olmanın insanınn başını belâya sokmaktan başka bir anlamı olmadığını bildiğiniz halde, yaz kardeşim, beni yaz, ben şahidim, olay böyle böyle oldu diyorsunuz. O kadar isteklisiniz yani...

Ve size diyorlar ki, maalesef, sizin şahitliğiniz geçerli değil kardeşim. Sizin söylediklerinize güvenerek bir karar veremeyiz.

Kendinizi nasıl hissedersiniz? Attan düşmüş gibi mi? Gerçi attan düşünce ne hissedilir bilmiyorum ama, büyük bir travma geçireceğiniz şüphesiz.

Şimdi bir de şöyle düşünelim. Kimsenin görmediği yerde siz bir suç işlediniz. Bu, girilmez yazılan yola girerek işlenen bir trafik suçu da olabilir, caddenin ortasına atılan çöp torbası da olabilir, ıssız yolda bir kadına yapılan taciz de olabilir.

Ne var ki bunda, nasıl olsa kimse görmedi biliyorsunuz. Başınıza hiçbir gaile açılmayacağından eminsiniz.

Bence sizi biri gördü. Biraz düşünün bakalım. Orada birisi yok muydu? Efendim, sizi kimsenin görmediğinde hâlâ ısrarlı mısınız? Son kararınız mı?

Peki orda siz yok muydunuz?

Siz bir "kimse" değil misiniz?

Bu olaya siz şahit olmadınız mı, hatta bizzat yaşamadınız mı?

Sizin şahitliğiniz geçersiz mi?

Kendinizi "yok" mu farzediyorsunuz?

Yoksa siz adam yerine konulacak, sözüne güvenilecek, söylediğine inanılacak biri değil misiniz?

Evet yalan söylemenin, kimseye görünmeden suç işlemenin temelindeki yanlışlık bize hiç öğretilmedi. Sadece ayıptır, günahtır dendi. Biz de baktık ki, ayıptan günahtan hiçbir sonuç çıkmıyor, kimse bize bize bir şey yapmıyor, yapamıyor, ipin ucunu bıraktık gittik.

Her şeyi "kimse görmeden" yapıp kitabına uydurduğumuza inandık. Oysa unuttuğumuz bir şey vardı hep: Kendimiz... Biz kendimizin bu yaptıklarımıza şahit olduğunu unuttuk. Kendimizden geçtik, kendimizi yok saydık.

Yaptığımız her hatayı en ince ayrıntısına, hatta içimizden geçirdiğimiz halde yapamadığımız kısımlarına varıncaya kadar her şeyini bilen biri varken, nasıl rahat olabiliriz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 969
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster