Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
330
 

Kendi kendine dertlenmeler

Kendi kendine dertlenmeler
 

Kurtuluş savaşında tıbbiyeliler


"Ben buyum dersin arkadaş

Ceketim sol omuzumda"

Edip Cansever


Kendi Kendine Dertlenmeler


Güncel olayların karmaşasında kaç gündür düşünüyordum nasıl başlamalıyım diye. Aslında bir başlasam arkasının da geleceğini biliyordum. Çünkü yazmazsam eğer iç ezintimin daha artacağını da. Dayanamadım, günler bir küfür gibi gelip suratıma çarptı ve günlerin getirdiği.

Bir çok benzerinin de olduğu gibi, benimki de Cumhuriyetin "Harf Devrimi" Türkçe'si ile yazılmış, şimdilerde Arapça yazılı tersine çevrilmeye çalışılan bir hikaye gibi. Kimbilir, belki de bu son senelerde olup bitenler onun için bu kadar kabul edilemez geliyor. Dürüstlük üzerine titrenmiş, özenle yetiştirilmiş bir hayat ağacının şimdilerde değiştirilmeye çalışılan çorak toprağında, yapraklarının bir bir düşmesini, dallarının kurumaya başlamasını yalnızca seyrediyor olmak dayanılmaz oluyor.

Kuvvayı Milliye mensubu bir dedenin Cumhuriyet sonu mal müdürlüğü yaptığı bir kıyı kasabasında O' nun öğütleri ile şekillenen ilk çocukluk yılları çok uzaklarda şimdi. Kızının yaptığı tek katlı bahçe içi bir evde son nefesini verirken geride bıraktığı mirası, küçük bir zeytinlik ve bize orada sonraları uzun yıllar gururla yaşamamızı sağlayan tükenmez bir dürüstlük ve namus zenginliği idi. Sonraları öldüğünde Milli Eğitim camiası içinde en kıdemli on öğretmenden biri olan dayımın yanında geçen ilk gençlik yılları. Bugün bile, artık ütüden parlaklaşmış tek gri elbisesiyle bir ömür geçiren O' nun, bir namus abidesi gibi gözlerimin önünden ve anılarımdan geçip gidişi geliyor. Kısıtlı parasal imkanlar nedeniyle bir zeytini, Peygamber yemişidir, iki kerede katık edilerek yenir öğütlenmesi, seyrek olarak alınan bir pirzolanın kokar, etrafta alamayanlar var, olmaz; diyerek açıkta mangalda pişirilmesine izin verilmemesi, ekmeğe nimet olarak ve arkasındaki emeğe saygı gösterilmesi, özenle geliştirilen bir yaşam tarzı ve alçak gönüllülüğünün çıkış noktalarıydı. Ve çoğunluğun mütevazi yaşam tarzıyla o kadar benzeş idi ki...

Üniversite yıllarında devletin verdiği bir elbise ve devletin verdiği donu giyerek, devletin verdiği  "Kafoğlu" sabunuyla yıkanarak, devletin karavanasından onun ekmeğini yiyerek Tıbbiye'yi bitirmişseniz eğer, ahde vefamız ondandır. İzin verirseniz, dayatılmak istenen anlayışı kabul etmemek gibi bir hakkımız olmasını istemek de ondan. Yazının gidişi hiç istemediğim halde kendimden bahseder bir hale dönüştü. Ama öyle değil, biliyorum ki bu aynı zamanda şimdi hepsi sonsuzluğa yürümüş hocalarımın ve aynı kaderi paylaşan şimdilerde bir elin parmakları kadar kalmış sınıf arkadaşlarımın ve bir kuşağın yitmiş, dışlanmaya çalışılan Türkçe yazılmış yaşam öyküsüdür.

Son günlerin kabul edilemez iki yüzlü, kibire bulanmış, adaleti kindarlık temelinde arayan, dışlayıcı, kendinden olmayanları aşağılayan, kendine dönük bir devlet ve hukuk anlayışı yerleştirmeye çalışan bir otokrat gruba kızlı-erkekli bu isyan ondandır.

Yeni Türkiye kuruyoruz diye yola çıkıp, her fırsatta Cumhuriyet ve değerlerini kötüleyen, "Kurtuluşun" komutanları ve "Kuruluşun" kurucularına iki ayyaş diye saldırana isyanımız ondandır.

Yalnız küçük dağları değil, büyüklerini de ben yarattım kibriyle büyük haksızlıklar yaparak, büyük zararlar verdiklerini görmeyenlere isyanımız ondandır.

Hemen her fırsatta hislenerek gözleri dolan, yaşaran devlet ricalinin, bugün ikinci yılını dolduran Uludere katliamında öldürülen 34 gariban yurttaşımız için; babası askerde olduğundan kağıt toplayarak geçinmeye çalışan bir genç kadının yoksulluktan penceresiz bir evde soğuktan ölen Poyraz bebeği için gözleri yaşarır mı?

Baskıyla bütün kaleleri alarak insanları kendi iç kalelerine kadar geriletebilirsiniz.Ama unutmayınız; daha ötesi yok, en adil mahkemeler orada kurulanlardır. Kimbilir, belki de Mahkeme-i Kübra denilen yer de orasıdır. Unutmayınız, asıl aklanma da orada olmalıdır. Dürüstlük herkesin taşımayı beceremediği bir ağır yüktür. Bazen bu ağır yük sizi dizlerinizin üzerine çöktürsede yere düşürmez hiç.

Bazen gidecek yer, çalacak kapı bulamazsınız. Sığınacağınız yer kendi iç kaleniz yani vicdanınızdır. Ya orası da yoksa?

Ne yaparsınız?..

 

Akın Yazıcı

                                                                                              

Şahin ÖZŞAHİN, Şennur Köseli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 430
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 368
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster