Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1008
 

Kendimi Atatürkçü sanıyordum...

Kendimi Atatürkçü sanıyordum...
 

Atatürkçü Düşünce Derneği'nin tertiplediği mitingte, Atatürk ve Lenin resimleri yan yana(!?)



... YOKSA, BEN ATATÜRKÇÜ DEĞİL MİYİM?

Oysaki, anneme Atatürkçü olduğumu söylemiştim.

Ergenekon davasını yürüten savcı, dava ile ilgili tanık ve sanıkların sorgulanması sırasında ortaya çıkan bulgulara göre, zaman zaman, yeni bazı gözaltıların yapılmasına ihtiyaç dumaktadır.

Bu nedenle, 7 Ocak 2009 günü de, emniyet güçleri harekete geçti ve dava ile ilgili olarak kamuoyunca tanınan bazı kişileri gözaltına aldı. Bu arada bazı emekli generaller ve dokuz muvazzaf subay da gözaltına alınanlar arasında bulunuyordu. Her operasyonda olduğu gibi bunda da bir miktar silah ve cephane ele geçirildi.

Ancak, gözaltına alınan bu kişilerin polis nezaretinde savcılığa götürülmesi sırasında, bunlardan kimilerinin lehine yapılan tezahürat ve buna eşlik edercesine sokaktaki evlerin pencerelerine asılan Türk bayrakları beni şaşırttı. Aynı şeyler, Susurluk davası gözaltılarında da yaşanmıştı.

Hatırlarsınız, Ergenekon davası ile ilgili olarak ilk gözaltılar sırasında, kamuoyunca tanınan ve tutuklandıktan kısa bir süre sonra salıverilen bir kişi, bir muhabirin kendisine "Tutuklanmanızın nedeni nedir?" şeklindeki sorusuna "Atatürk sevmek" diye yanıt vermişti.

Tamam bunu anladım; gerçek tutuklanma nedeni bu değildi ama, hadi diyelim bu kişi Atatürk'ü seviyor...

Ya boynundaki kırmızı atkısı ile tanınan ve ulusalcı(!) geçinen; PKK lideri Abdullah Öcalan'n önünde esas duruşta duran ve onunla aynı sofrada yemek yiyen; bu kadarla da kalmayıp Atatürk'e akla gelmedik hakaretlerde bulunan o boyu "küçük" adama ne demeli? Ya, PKK lideri Abdullah Öcalan ile ne görüştüğü bilinmeyen ama Atatürkçü ve ulusalcı bir siyasi partinin başkanı olan bir başka kişiyi nasıl bakmalı?

Bu nasıl oluyor? Atatürk'ü seven de, Atatürk'ü sevmek bir yana O'na hakeretlerde bulunan kişi de, aynı çatı altında ulusalcılık adına bir araya geliyorlar. Ve bu küçük adam, gözaltına alındığı sırada, kimi vatandaşlarımız, ellerindeki Türk bayrağını sallayrak ona alkış tutuyorlar. Bu nasıl bir çelişkidir, anlamak mümkün değil.

Şimdi diyorum ki kendi kendime, bunlar Atatürkçü ise ben herhalde değilim... Benim bu gibi insanlarla aynı çatı altında bir araya gelmem mümkün değil... Öyleyse, ben Atatürkçü değilim.

Bu arada, Atatürk'ün partisi olan CHP'nin lideri Deniz Baykal'ın, diğer parti liderlerinden farklı olarak gösterdiği şiddetli bir Ergenekoncu tavrı da, beni fazlasıyal üzüyor ve biraz da düşündürüyor.

Anlaşılıyor ki, Deniz Baykal'ın elinde bu davanın "içi boş bir komplo" olduğu konusunda kuvvetli bilgiler ve belgeler var. O zaman, Deniz Baykal'ın yapacağı iş, Meclis Genel Kurulu'nda elindeki bilgi ve belgeleri açıklamaktır. Böylece, "Cumhuriyetin temel ilkeleri ve değerleriyle bir hesaplaşma" olduğunu iddia ettiği bu davanın düşmesini sağlayarak ülkemizin ve insanlarımızı rahatlatır. Eğer elinde, iddiasını kanıtlayacak bilgi ve belge yoksa, biraz temkinli hereket etmeli ve davanın sonuçlanmasını beklemelidir; dayanaksız iddialar ile konu hakkında fazla bilgisi olmayan insanlarımızın, bilinçsiz bir şekilde taraf tutmasını önlemelidir.

19 Temmuz 2008 günü İstanbul'da, Kadıköy Atatürkçü Düşünce Derneği'nin, tertiplediği "Ergenekonculara destek" mitinginde, bir üyenin taşıdığı pankartta Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı'nın simgesi olan kalpaklı resmi ile Lenin'in kalpaklı resimleri yan yana konmuştu...Diğer bir pankartta da, Atatürk'ün, büyük ihtimalle, Büyük Millet Meclisi önünde çekilen bir grup fotoğrafı altında "İşte elebaşımız" yazısı bulunuyordu.

Son yapılan gözaltılar sırasında, ticari taksisinin ön tarafına bir Türk bayrağı seren bir vatandaş da, yanına yaklaşan bir muhabire, "1 numaranın Atatürk" olduğunu söyledi (Show Tv haberi-saat 19.05).

Kadıköy mitinginde, Ergenekoncuların "elebaşı"sının Atatürk olduğu düşüncesi, altı ay sonra "Atatürk'ün bir numara olduğu" görüşü ile doğrulandı(!). Böylece de, Ergenekon örgütünün teşkilat şemasında boş gösterilen bir numaranın kim olduğu da artık belirlenmiş oldu. Savcılar artık, bir numaranın kim olduğunun araştırmaktan vazgeçerle herhalde(!).

Kendimi, Atatürk konusunda biraz bilgili olduğumu ve Atatürk'ü bütün yönleri ile az çok tanıdığımı sanıyordum. Anlaşılıyor ki, Atatürk bilgisi, Atatürkçü olmaya yetmiyormuş... Daha başka şeyler de bilmek gerekiyormuş, en azından o taksi sürücüsünün bildikleri kadar.

Ergenekoncular ve yandaşları ya da bilerek veya bilmeyerek Ergenekonculara sempati ile yaklaşanlar, "ulusalcı ve cumhuriyetçi" olduklarını iddia ediyorlar. Ulusalcılığı, etnik bir unsura dayandırmıyorlarsa ben de ulusalcı ve cumhuriyetçiyim. O zaman nasıl oluyor da ben, Ergenekonculara, en azından dava sonuçlanıncaya kadar, biraz mesafeli durmak gerekir diye düşünüyorum.

Sütçü Ramiz gibi, "düşundum! düşundum!, Buldum". Farkımız, ben "ırkı öne çıkarmayan ya da ırka dayanmayan bir ulusalcıyım ve de özünde demokrasi olan bir cumhuriyetçiyim". Ben, devletin niteliklerini sayarken, Anayasamızda olduğu gibi "DEMOKRATİK, laik ve sosyal bir hukuk devleti" sıralaması yaparken, Ergenekoncular, bu sıralamayı değiştirerek, ''LAİK, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti" şeklinde bir sıralama ile, "laikliği", "demokrasi"nin önüne koyuyorlar.

Bence, bu sıralama, hem Anayasamızın "Cumhuriyetin niteliklerini" belirleyen 2. Maddesi'sine aykırıdır ve hem de Atatürk'ün, "cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir" düşüncesine ters düşer.

* Ben, Atatürk'ün kalpaklı resminin, Lenin'in aynı şekil fotoğrafı ile yan yana konmasını uygun bulmuyorum...

* Ben, PKK lideri önünde elpençe divan duran ve Atatürk'e hakaret eden birine ulusalcı kimliğini yakıştıramıyorum...

* Ben, Atatürk'ün "devrimcilik" ilkesini, yasal olmayan kişi ve gruplarla işbirliği içinde silah zoru ile gerçekleştirmek istemiyorum...

* Ben, ülkem için gerekli değişimlerin, demokrasi içinde, birlik ve beraberliğimizle gerçekleşmesini istiyorum...

* Ben, şu anda haklı ya da haksız olarak(bunu bağımsız yargı belirleyecek) haklarında "Anayasal düzeni yıkmak üzere silahlı örgüt kurma ve yönetmek" suçu işlediklerine kanaat getirilerek mahkemeye verilen Ergenekonculara(mahkeme sonuçlanıncaya kadar) mesafeli durmak istiyorum. Çünkü bu konudaki bilgilerimin, bazı düşüncelerime rağmen, taraf olacak kadar fazla olmadığını düşünüyorum.

Bu düşüncelerim, Atatürkçülük sınırları içinde yer almıyorsa, o zaman ben Atatürkçü değilim...

Acaba diyorum; ben, Kadıköy mitinginde, elinde Atatürk'ün Ergenekon'un "elebaşı"sı olduğunu gösteren pankartı taşıyan Kadıköy Atatürkçü Düşünce Derneği üyesinden ve ticari taksisine Türk bayrağı sererek Atatürk'ün, Ergenekon'un "bir numarası" olduğunu söyleyen taksi sürücüsü kadar da mı Atatürkçü değilim?

Oysaki ben, kendimi Atatürkçü sanıyordum... Anneme de böyle söylemiştim... Yoksa ben Atatürkçü değil miyim? Eğer değilsem, lütfen anneme söylemeyin; o beni yine Atatürkçü bilsin.

cdenizkent

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ergenekon davası düştü ama ben Ergenekoncuların tamamiyle hiçbir şey yapmadıklarına inanmıyorum.

Kerim Korkut 
 26.12.2016 22:52
Cevap :
Merhaba Kerim Bey...O bloğu yazdığımdan bu yana çok geçti. O günkü bilgilere yazılmış bir blog...O sıralarda, Ergenekoncuların da, "15 Temmuz'da FETÖ'nün oyununa gelen subaylar gibi oyuna getirildiğini" düşünmüştüm...Hatta sorgulamaya konu olan Plan Tatbikatları" ve "Harp Oyunu" gibi, askeri etkinlikler hakkında(etkinliğin başlama ve bitme tarihleri, etkinliği kimlerin katılacağı konusunda) Genelkurmay Başkanlığı'na bilgi verilmesi gerekirdi. Verilmemişti...Bu konuda çok blog yazdım. Değinip değinmediğimi hatırlamıyorum ama, o günkü Genelkurmay Başkanı'nın(İlker Başbuğ)karargahına hakim olmadığını düşünmüştüm...Hatta bir gün, topraktan çıkarılan bir roketatarı televizyonda gösterdiği roketatarı "boş bir boru" olarak tanıtmıştı(o zaman gülmüştüm, bir silah mermisi ile birlikte toprağa gömülür mü, diye)...Evet, Ergenekoncular, sütten çıkmış ak kaşık değillerdi....Teşekkürler ve selamlar.  27.12.2016 12:37
 

Gönderoiğiniz yorumda kullandığınız şu ifade "Uğur yaşasa idi, Cumhuriyet'ten ayrılırdı" ifadeniz biraz; dinden geçinenlerin "Atatürk yaşasa idi, bize katılırdı" ifadesine çağrıştırmıyor mu, özellikle Şamil denen İktidar yanlısı gazeteci bugünlerde benzer şeyler söylüyor Ergenekon için(Atatürk'ün bu paşalar yüzünden kemikleri sizliyordur gibi)..Bel ki Cumhuriyet'ten ayrılırdı-ki bugünlerde benzer şeyi ben düşünüyorum-asla Hcemal, cçandar, maltan, aaltan, yçongar vb olmazdı, yani numaracı cumhuriyetçi olmazdı..Selamlar.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU 
 26.01.2009 10:35
Cevap :
Merhaba Şevket Bey...Ben o ifadeyi birininkine benzesin diye söylemedim. Ben, Uğur Mumcu ile bir araya gelmiş değilim ama, onun ülüm haberinden başladım ve gündemden düşünceye kadar medyayı takip ettim. Uğur Mumcu'nun en önde gelen amacı, Türkiye'deki kirli ilişkileri(uyuşturu, silah tüccarları, mafya örgütleri ve bunların üst düzeydeki ilişkileri) ortaya çıkarmaktı. Bu araştırmaları yaptığı sıralarda öldürülmüştü. Tekrar ediyorsam kusura bakmayın; öldürüldükten sonra yapılan gösteri ve yürüyüşlerde bunlar hiç konu edilmedi.Hiç kimse "aydınlık Türkiye" ve "temiz Türkiye" diye pankart açmadı ve hiç kimse ışıklarını kapayıp açmadı.Bu yürüyüş ve toplantılarda atılan sloganlar, günümüzdeki Cumhuriyet mitinglerinde atılan sloganlara benziyordu. Uğur Mumcu, Elbetteki Atatürk'ün ilkelerinin savunucusuydu, ama benim düşünceme göre öldürülmesinin nedeni bu değildi. Yanlış düşünüyor olabilirim ama, ben böyle düşünüyorum.Selamlar  26.01.2009 13:13
 

Hocam bu blogunuzu malum sebeplerden dolayı kaçırmışım! Yazınızı okurken televizyonlarda yayınlanan bazı haberler gözlerimin önünde canlandı. Dediğiniz gibi soruyordu televizyoncular “efendim tutuklanma sebebiniz nedir” Cevap pişmiş kelle gibi sırıtıp “ATATÜRK’Ü sevmek.” Ne yani, bu; tutuklanmayanlar Atatürk’ü sevmiyor mu? Kasanın akıbeti ne oldu peki? Kimse meraklanmasın, götürenler kimin sesini nasıl keseceğini iyi biliyorlar (!) Panik atak oldular Benim anlamadığım diğerlerine ne oluyor, bu acele neden? Suçsuz olan nasılsa salınmıyor mu? Adalete bu güvensizlik niye? Tutuklama yapan savcılar başka ülkenin insanları mı? Seçimlerde “bütün yolsuzlukların üzerine gideceğim” diyenleri alkışlayan bizler değil miyiz? Tutuklananların masum oldukları başkalarını karalayarak ispatlanmaz! Her cümlenize katılıyorum tutuklanmaların mahalle muhtarlarına kadar inmesini arzuluyorum! Bu millet ne çektiyse karanlık kişilerden çekti şimdi rahat bırakalım savcıları işini yapsınlar Sevgi ve saygılarım

M.Talip Girgin 
 17.01.2009 17:07
Cevap :
Merhaba Talip Bey...Haklısınız; ben de bunun için dedim "acaba ben Atatürkçü değil miyim" diye. Susurluk olayını hatırlarsınız; hepimiz temiz bir Türkiye için ışıklarımızı söndürüp açmıştık. Şimdi niye aynı şeyi yapmıyoruz da, tam tersine bir tavır takınıyoruz. Bu dava da aynı amaçlı değil mi? Bizleri ışık kapayıp açmaya çağıranlar, şimdi tavır değiştirmiş ve Ergenekon yanlısı olmuşlardır. Söylediğiniz gibi, biraz sabredelim bakalım ne olacak? Çirkin ilişkileri, cumhuriyet,ulusallık,Atatürkçülük gibi değerlerle kamufle etmek, olay ne olursa olsun bence pek de ahlaki bir tavır değildir. Katkınız için teşekkür ederim. Selamlar.  17.01.2009 18:35
 

Sevgili dost, ne Yalçın Küçük biliyorsunuz, ne Doğu Perinçek... Bu ikisi Abdullah Öcallan'la BEKA vadisinde görüşmüştür de Cengiz Çandar, M. Ali Birand görüşmemiştir... Daha nicesi görüşmüştür ya... Yapmayın... Siz Yalçın Küçük'ün "Aydın Üzerine Tezleri" ni okudunuz mu? Okuyunuz... Öğreneceğiniz çok şey var... Saygımla...

UFUK KESİCİ 
 17.01.2009 12:46
Cevap :
Merhaba...Çok saldırgan bir davranış sergilemişsiniz. Bu davranış az bilenlerin ve bu az bildikleriyle,bir şey bildikleri sananların ve olaylara at gözlüğü ile bakanların işidir. Söylediğiniz kişiler Öcallan'la elbette görüşmüştür. Ama görüşme farklıdır. Birand ve Çandar gazeteci kimlikleri ile diğer ikisi ise siyasi olarak görüşmüştür. Yoksa onlar da çoktan göz altına alınırlardı. Yalçın Küçük'ke gilince onun hakkında ne biliyorsunuz ki? Tek bir kitap okumakla onu tanıdığınızı mı sanıyorsunuz?Perinçek hakkında ne biliyorsunuz? Onun nasıl ulusalcı olduğunu, televizyonun nasıl kurduğunu, aydınlık dergisinde neler yazdığını,ABD ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu biliyor musunuz? Bence sizin öğreneceğiniz çok şey var. Bütün bloglarımda sık sık yazaraım."Bilgisiz fikir olmaz". Fazla uğraşmanıza da gerek yok. 177 blog yazdım, bunları teker teker ama anlayarak okusanız size yeter de artar bile. A, bir de "aydı olmak zor iş" diye bir bloğum var; onu da okursanız ballı kaymak olur.  17.01.2009 14:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 880
Toplam yorum
: 2347
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1290
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster