Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
20344
 

Kendine göre adalet

Kendine göre adalet
 

Aslında insan, kendine göre bir adalet mekanizmasının işlemesini istiyor. Arzusu bu!.. Doğru mu, yanlış mı, yapıyor bilmiyor. Buna pek aldıranın olduğu da söylenemez.


Gerçek adalet anlayışında, büyük çoğunluğun içinde “ bir imge bütünleşmesi” nin bulunup bulunmadığı akla gelebilen bir sorudur. Yani insanlar Adalet/Kader anlayışını nasıl değerlendirebiliyorlar bireysel mi?, yoksa gerçekçi mi?... Önemli olan bu.

Kendi kanaatleri doğrultusunda değerlendirip davranış biçiminde bulunan ve hareketlerini kontrol edemeyen karşılığını mutlaka alır.

Kendine göre bir düşünceye sahip olan, bakış açılarını pek genişletemez. Onlar, tabandaki oluşların insanıdır. Ve ancak kendine kendi frekansında yandaşlar bulur ve bu yöndeki düşüncelerini paylaşır.

Kendi anlayışına uygun  adalet bekleyen de, umduğu adilliği asla bulamayacaktır!..

Evet toplumda böyle bir adalet sezinlemesini talep eden fikir birliği mevcutsa bu tartışılmalıdır. Çünkü, özden ön plana çıkan gerçekler, ne yazık ki bireylerin veya toplumların istediği şekilde tecelli etmemektedir.

Aslında insan, kendine göre bir adalet mekanizmasının işlemesini istiyor. Arzusu bu!.. Doğru mu, yanlış mı, yapıyor bilmiyor. Buna pek aldıranın olduğu da söylenemez. Şayet varsayımsal nedenlerle doğru olduğu kabul edilse bile, sırf duygulara, isteklere yansıması nedeniyle doğru olarak nitelendiriliyor. 
Birey burada haksızlığını örtmek, yanlışını perdelemek için bir sürü mazeret öne sürüyor.
Ve ortaya, gerçekçi olmayan, isteklere uygun bir adalet anlayışı çıkıyor. 

İnsanlar, söylenilenlerle, mistik verilerden bir şeyler çıkarmaktan ziyade, isteklerine mahkum oluyor. Hatası söylenen insan da, doğrusu bu ya, sahip olduğu kültürün etkisi, genetik kodlamaya istinaden, hakikaten gerçek olanı pek kabullenemiyor.

Adalet kavramı bu haliyle bireyin kendi isteğine göre şekil alıyor.
Bu husustaki toplumsal değer yargısı, sınıf farklarını ortaya koyabilecek bir kültüre yaygınlık kazandırmaktadır.

Bireyi bu tür değerlendirmeye iten faktörler, bütünlükle alakalı olmayan, kimi zaman bir bunaltı, öfke, korku, ekonomik koşullar, can sıkıntısı, suçluluk duygusu, çaresizlik, varoluş gayesini algılayamama, karamsarlık, kimi zaman da aşırı coşku, memnuniyet, bireysel şükran olma, karşılıksız sevgiler, tedirginlik edici, beklenen şeylerin olmaması gibi duygulardan kaynaklandığı söylenebilir.

Maalesef, bu faktörler iğreti yaşayan bir insanda, içinde inanç faktörü taşıyamayan bir din olgusunu ve adalet anlayışını ortaya koymaktadır. 

Bu nedenle insanlar dengesiz, haksız, orantısız ve  büyük eşitsizliklerin varlığını hissederek bu teoriyi kabul edemiyor.

Böyle bir adalet anlayışı oldukça, birey yaşantısı boyunca adaletin sadece ismini duyabilir lâkin varlığını hissedemez.

Ve sonunda tahripkâr bir anlayışın peşinden koşar durur.
Örneğin;
Gerçeği söylemek gerekirse onlarla aramızda mükemmel bir arkadaşlık vardı” ve sınıf farklılıkları pek düşünülmüyordu, kesinlikle belli değildi. Yemeklerimiz onların yemekleriydi. Kıyafetlerimiz arasındaki farklar gözümden kaçmıyordu. Ama ben bu eşitsizliği, adaletsizliği asla  içime sindiremiyorum...”
düşüncelerinde olduğu gibi!......

Toplum arasında yaratılıştan gelen eşitlikten çok, eşitsizlik olduğuna ama bu eşitsizliklerin çoğunun sonradan kaldırılması gerektiğine ve bu gücün kendisinde mevcut oluşuna inanan evrensellikten nasibini almamış bir yığın insan var.
Bunu yapmak isterken eşitlikle eşitsizlik arasında gerçeğe dayalı bir dengenin bulunduğunun  farkında mıdır?..  Bilemiyorum!..

Acaba bu konuda değerlendirebildiğimiz bilimsel/sosyal görüşler yeterli olabilir mi?..

Şayet eşitlik söz konusuysa:

Hz. Resulullah’ın “... belki de sen kardeşinin yüzünden kazanç sağlıyorsun!.” şeklindeki sözü ne anlama geliyor?..

Bazı kimselerde kendi anlayışınca adalet isteme yolunda hezeyanlar bulunsa da bunlar sadece kendi kendilerini heyecanlandırmaktan başka işe yaramayan ve gerçeklikle pek fazla ilişkisi bulunmayan fikirler olarak kalacaktır.

Bu algılama, bence, adalet’in geleceği açısından çok önemlidir!..

Ve birey ancak bu gerçeklerle yüzyüze kaldığında gerçek adalete, yani, mutlak yaratıcının adaletine ulaşmış olur...

Onun adaleti ise;

“ Dilediğini yapmaktır.”

Aslında biz onu yaşıyoruz.

Ahmed F. Yüksel

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok doğru ve içine yoğun şekilde hislerinizi ve mantığınızıda kattığınız yazınız için size teşekkür ediyorum. Aslında kendisinden kaynaklanan hiçbirşeye sahip olmayan biz insanların Adaleti sorğulaması, ne kadarda utanç verici değil mi? Bir eser meydana getirdik diyelim, bunu kendi zekamızla, çalışmamızla yaptığımızı iddia ederiz, oysa o zekanın o aklın gerçek sahibi kim ? Biz ne yaptıkta zeki olduk değil mi ? İşte hiçbir şeye gerçek manada sahip olmayan bizlere düşen her gün ve gece hakkımızda taksim olana rıza göstermektir. Kul benden razı olduğunda ben de ondan razı olurum buyurmuş Yüce Mevla. Rıza ise başına gelen herşeyin haktan geldiğine inanıp, kadere ve dolayısıyla Onun adaletine teslim olmaktır, sorğulamak değil. Belirttiğiniz gibi biz daha kim sebebiyle rızıklandırıldığımızdan habersizken, kendimize göre hangi Adalet anlayışından bahsediyoruz. Tekrar teşekkür ederek, saygılar sunarım.

AvukatDTURAN 
 19.11.2012 21:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 587
Toplam yorum
: 1854
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10588
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster