Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1295
 

Kendine hayrandır cehalet...

Kendine hayrandır cehalet...
 

'Onun kadar okusam ben şimdiye profesör olurdum', 'Aman o da bir şey mi, ben daha iyisini yazarım (çizerim, çekerim, yaparım)', 'Türkiye 7.si mi olmuş? O kadar çalışmaya ben dünya birincisi olurdum!'

'Ol, o zaman', 'Daha iyisini yaz (çiz, çek, yap) da görelim o zaman', 'Değil 7. , 7000. ol da susayım o zaman... ’ Yapamazsın bunu sen de biliyorsun, değil mi? Daha az zeki, yetenekli... vs olduğundan değil; tembellerin, kendine acıyanların sığındığı bu tipik hoşgörüsüz bakış açın önünü tıkar da ondan yapamazsın.

Etrafınızdaki insanlara bir bakın. Tüm hoşgörüsüzlere, hep ben bilirimcilere, kendi kısır fikirlerine inatla, körü körüne bağlanıp, başkalarını küçümseyip herkesten öğrenecek bir şeyleri olacağı gerçeğini kabul etmeyenlere... Kim ne kadar az gezmiş, görmüşse, (okumuşsa ki bu her zaman gerekmeyebilir); kim hayatında hiçbir şey başaramadığını içten içe düşünüyor ve belki de bunu kendine itiraf etmekten korkuyorsa; bir şeyler yapmaya çalışanların, az buçuk bir şeyler bilenlerin paçalarından tutup aşağıya çekmeye çalışır. Önyargı ise onlara bol kepçeyle bulunur; özellikle bilmedikleri her şey hakkında sonsuz söyleyecek sözleri vardır, insanın ağzı açık kalır.

İş hayatında da çoğu zaman rastlarız, çok önde gidenin vurur başını ezerler. Büyüklerimiz de öğütler verir, en önde gitme; ama önlerde ol diye. O yüzden biraz aptala yatarız, biraz anlarız, biraz anlamazmış gibi yaparız, iş yerindekilerle uyum sağlamak adına. Yukarıdakiler aşağı çekilmeye çalışılır ki yukarıda ne kadar az kişi kalırsa aşağıdakiler o kadar az aşağıda hissedebilecekler, ‘ aman sen de’ ci yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Böylece, kendilerini geliştirmeye, hayatta bir şeyler yapmaya gerek olmadığına bir kez daha ikna edebileceklerdir kendilerini. Oysa ki, insan en kolay kendini kandırırmış...

Bilgi felsefesine az buçuk bulaşanlar bilir, çok biliyorum diyenler aslında hiçbir şey bilmeyenlerdir. Bilginin sonsuzluğuna karşı gelip kumsaldaki bir kum tanesi kadar olan bilgisini kumsalın ta kendisi sanırlar çünkü. Doğrular, beğeniler insandan insana değişir ve herkesin düşüncesi değerlidir, bunu anlamazlar.

Hayır kırmızı çirkindir, mor güzeldir gibi bir tartışma zaman kaybıdır ve bu tarz tartışmalar özellikle kişisel saldırılara kadar götürülüyorsa şimdiye kadar bahsettiğim karakterde bir insanla karşı karşıyasınız demektir. Cehalet, kendine hayran olmaya hazırdır; dolayısıyla bu tip insanların önyargılarını ve saldırganlıklarını kırmak için öncelikle bu az bilmenin narsizmini silmek gerekir ki bu aslında tüm bakış açısını değiştirmeye çalışmaktır. Değiştiremiyorsanız, Konfüçyus’u dinleyin ve ‘Bilmediğini bilmeyenden kaçınız’...

Bu yazı kendini geliştirmeye açık, kendisinden başkalarının da bir şeyler bilebileceğine inanan tüm hoşgörü ve empati yeteneğine sahip insanlara sevgiyle ithaf olunur...


Blog Fotoğrafı: Yousuf Karsh

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...üzerinde biraz düşünecek olursak,aslında bütün bildigimizi sandıgımız şeylerin önemli bir bölümü ögretilmişlige aittir...

mehmet selim 
 19.12.2007 3:20
 

Siz yazmalısınız....

Yücel EVRENN 
 03.10.2006 18:11
Cevap :
Şu aralar okul da başladığı için o kadar yoruluyorum ki... Çalakalem bir şeyler de yazmayı kendime yediremiyorum. Ama vakti tırtıklayıp yazmaya çalışacağım. İlginize teşekkürler...  04.10.2006 11:21
 

Yorumlarımda sorunum "ben" yada "sen" değil.Bir yanıt yazısıda değil alttakiler,daha farklı bir şey...Ayrıntının çapsız bir çekiciliği var, özellikle yeni bir durumu açıklamak adına ayrıntı çapsızlığına düşmemek bilimsel bir yöntem.."ben"ce bir ayrıntı çapsızlığı..ve çekici ...sonuna emir kipi gelen cümleler mi kullanıyorum farkında değilim...dayatma yapacak bilgi gücüm yok...Sizin gibi yazmak çok iyi ,yazamıyorum..yazabileceğimi hiç sanmıyorum ..gelişimime katkı bulurken sizin gibi yazarların katkısı oluyor ve yorumum yüksek sesle düşünce yalnızca ....bİr eleştiri değil..katkı yada ışık verecek durumda hiç değilim ...gelişebilecek bir yazı diliniz var yargısı gibi kelimeler bir yargı değil,derin yazılar yazın cümleside bir yargı değil durumunuz adına beyin dalgalArım sadecE.Saygılarımla

Yücel EVRENN 
 23.09.2006 11:12
Cevap :
Sevgili Yücel Bey, katkı ya da ışık verecek durumda olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz, bu vermediğiniz anlamına gelmez. 'Yüksek sesle düşünce'lerinizi her zaman bekliyorum. Saygıyla...  25.09.2006 10:54
 

Cok hos, sevgili Pinar'ca. Okur, sever misin Erdal Atabek'i? Onu cagristirdi bu yazin. Atabek'te ben hic eksik görmem. Onu okuyunca, arkadas ben dört dörtlük bir yazi okudum ve zenginlestim derim. Sende de öyle oldu. Ama bir kücük nüans eksik (Bu nedenle 100 üzerinden 99 aldin benden. Ögretmenlik var ya serde:-))) Eksik olan su: O tarif ettigin cehalet simgesi tiplerin ses volümü de genelde hep yüksek olur. Zenginlestim. Paylasma böyle olur iste. Bugünlerde sanmiyorum, isimde boguluyorum neredeyse. Ama buraya yazacagim ilk blog "mobbing" konusunda olacak. Bu yazindan esinlendim. Tesekkür ediyor, dost selam ve sevgilerimi yolluyorum sana:-)))

pirmete 
 22.09.2006 15:36
Cevap :
Sevgili Pirmete, doğru söylüyorsun karşısındakini sindirmek için yüksek perdeden konuşmaları konusunda. Mobbing iş yaşamlarımızda sıkça karşılan bir durum olması açısından ele alınması gerekli bir konudur, umarım zaman bulur da bir an önce işlersin bu konuyu. Sevgi ve dostlukla...  23.09.2006 12:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 3178
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster