Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
221
 

Kendini bul ve kendine eşlik et…

Kendini bul ve kendine eşlik et…
 

yaşa...


Kimim ben? Kimin nesiyim? Beni nasıl tanımlıyor bana benzeyen, benim gibi benler? Kimin hayatını yaşıyorum? Kimin biçtiği hayat kaftanı üzerimde? Hayatım bir narsa, içindeki tanelerden kaç tanesi ben? Nelerden oluşuyorum? Kin, hırs, öfke, savaşma arzusu, şiddet eğilimi denilen tanımları benim benliğime kim yükledi? Ben mi tercih ettim acaba? Peki ya bu içi içine sığmaz diye tanımlanan neşeli, keyifli, eğlenceli hallerim kimin eseri? Başıma gelen her iyiliğin olmadığı kötü olayların mimarı başka ruhların hapsolduğu bedenler mi yoksa benim içimdeki benlerin işgüzarlığı, ukalalığı, iyilikten uzaklaşması mı sebep? Kim için ben kötü diye anılıyorum? Kim benim için iyi diyor ve neden? Bu hayat benim mi? Başkasının hayatının dekoru muyum ben? 
 
Hayatımın ne kadarı benim? Usül öyle diye mi her iş görüşmesinde koyu renk takım giyer insanlar ya da her partide albenisi olan cıvıl cıvıl elbiseler? Kim koydu bu kuralları ve ben niye hepsine uymak zorundayım? Önce büyükler konuşur, büyükler dinlenir, büyüklere saygı gösterilir diye büyütüldüğümüz çocukluğumuzun içinde ne kadar çocuk olabildik ve hala ne kadar çocuk saflığı barındırır ruhumuz, zihnimiz? Her şeyin en iyisini bilen Sayın Elalem Cumhurbaşkanı kim? ‘Elalem ne der?’ diye başlayan soruların muhatabı nerede?
 
Ne istiyorum bugün ve sonraki tüm güneş aydınlatmalarının, ay pırıltısının yansıttığı yakamozlu günlerde ben ne istiyorum diye sordun mu durup dururken kendine? Sor. Sormazsan başkalarının cevabına dekor olmaya devam edeceksin.
 
İste. İstemekle başlıyor her şey. Kendin için, sendeki senler için iste. Başkalarındaki benlere hizmet etmek yerine, sen kendin için iste ve eşlik et kendi hayatına. Kimseyi kendi hayatına dekor etme. Sahiplenme. Değiştirme hayali kurma. Sahiplenilme ve değişme. Olduğun gibi olabildiğinle eşlik et hayata. Olduğundan farklı olanla zıt yönlere gitmen gerektiğini unutmadan ilerle.
 
İnsan, kimliğinin ne olduğunun bir önemi olmadığını anladığında, yaşamaya başlayacak gerçekten. Gerçek ile yüzleşince hayat var diyecek ve yaşayacak işte. Olması gerekenler, yapılması mecburlar hayati bir önem taşımıyorsa olmamalı belkide. Yaşamak için çalışmalıyız. Candan olan canlara sahip çıkmalıyız onlar kendilerine sahip çıkasıya kadar şüphesiz ama illaki yaşamalıyız da.
 
Kendi olmazlarımızla, olurlarımızla nefes almalıyız. Başkasının elinde tuttuğu bir havadan faydalanabilme inancıyla  okyanusun derinlerinde yaşamayı umut etmek ahmaklık değil mi? Öyleyse beklememeli, beklentiyle bekletmemeli, sabırlı olmakla çıkarcı olmayı karıştırmamalı insan.
 
Her zaman kendinden başka bir zihnin, içindeki benleri anlamasını ve o benlere göre yaşamasını beklemek çıkarcılık değil de nedir? Bencillik, çıkarcılık kardeşliğinin yaşantıları esir almasından dolayı kimseye huzur gelmez oldu. Farkında mısınız?
 
En kıymetlilerinizi yitiriyorsunuz ve görmezden geliyorsunuz. Hırstan tetiklenen tüm sinirleriniz yıpranıyor ve yaratılan varlığınızın beden denilen kısmına zarar veriyorsunuz. Ruhunuzu da kirletince gerçeğinizin yaşayacağı temiz bir alan bırakmıyorsunuz. Topraksız çürütüyorsunuz insanlığınızı. Bunları yaparken zamanı yitiriyorsunuz. Haşerelere hakaret gibi sayılır insan kusurlarınızla hayatı kirletiyorsunuz.
 
İyi olmayı deneyin ki kötülükler yok olsun. İyi olanı görün ki görüntü kirliliği olmasın. ‘Güzel baktıkça güzel görür insan’ derler ya işte tam da bu hisle olduğu gibi tüm gerçekliği ile güzelleştirin hayatınızı.
 
Yaşa be insan yaşa! Dünyaya getiriliş nedenine hizmet etmek için yaşa. Varlığın için yaratılan her varlığı ya da var olanlar için yaratılmış olduğunu kabullenerek hayatı sindir. Bir kaç anlık süre sonra ne olacağını sadece hayal ettiğin bir hayatın içinde neyin derdindesin sen? Beden toprak olunca değeri anlaşılan hayatı önceden görmezden gelmek niye?  
 
İnsan hayatının kendine ait olduğunu ne zaman anlar biliyor musunuz? Başına beklenmedik iyiliksiz bir olay geldiğinde. Tökezlediğinde, yaralandığında. Kanarken, sızlarken, yanarken etrafında kimsenin olmadığı gördüğünde hayatının sadece kendine ait olduğunu anlarsın. Hep kalabalıksındır. Hep başka hayatların eşlik edenisindir ve yaşar sanırsın kendini. Birden bir hatayla, küçük bir hayat sakarlığıyla tökezleyip düşersin ve tutunamazsın ya yeniden ayağa kalkabilmek için, işte o zaman herkes sana senin hayatının olduğunu hatırlatır. ‘Bu senin hayatın, senin sorunun, senin tercihin, senin hatan’ derler ya işte o zaman sen hayatının sana ait olduğunu anlarsın. Başarırsan hayat senin değildir. Ben yetiştirdimcilerin, benim eserim, benim sayemdecilerin olur bir anda. İyi olanı sahiplenir insan. Kötü olanı terk eder. Kötü olanı yaşatır ama iyi olanı yaşamayı tercih eder.
 
Şimdi sor kendine hayatının ne kadarı senin? Sen kim gibisin? Kimsin? Kim olmalıydın? Kendini bul ve eşlik et kendi hayatına… 
SİZ ve ben bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...Eyleme geçene kadar hepimiz ikiyüzlüyüzdür. İyi yada kötü olarak; Eyleme geçtiğimizde gerçek yüzümüzü gösteririz. Buna çoğunca arkadaş ve dost çevremizde şahit olmuşuzdur.. Sevgili NAZAN Hanım! Hayatın Anlamını oluşturan parçacıklara yani 'Değerlere' gelince: Değerler, insanın başkaları için bir şeyler düşünmesinden ve uygulamasından doğar.Sürekli değişen yaşamda,kalıcı bir sistem veya herhangi bir şey bu değişimin önüne set olmaktan başka bir anlam kazanmıyor. Bu tip sistemlerin savunucularına gelince,cansız şeylere anlam yükleyerek farkında olmadan özgürlüklerini kendi elleriyle alıyorlar. Burada anahtar bir kelime var 'hoşgörü' bu kelime bir manada da hiçbir şeyin savunucusu olmayan anlamını içinde barındırır. Eylemler savunuculuktan doğar,savunuculuk ise cansız şeylerin(her şey olabilir)canlılardaki değerlerinin var olmasından.O yüzden eşyaya maddeye tapanlar,bir nevi özgürlüklerinide ellerinden,kendi'Hayat Anlamlarıyla' alıyorlar.Sizlere önerim H.Nihal ATSIZ okuyalım derim..!

SİZ ve ben 
 27.03.2017 20:13
Cevap :
Teşekkürler kıymetli yorumlarınız için  28.03.2017 11:54
 

...İnsan doğası gereği asla tam anlamıyla kötü ya da iyi olmamıştır. Siyah olduğu oranda beyazdır da."İkileme düşmek"doğamızda var. Çok çabuk kötü ya da iyi olabiliyoruz.Tarihin defalarca örneklediği bir olgu olmuştur bu hep!Var oluşun sınırlarına baktığımızda,iki ucunda görebileceğimiz bu figürler,yani İYİ ve KÖTÜ belki de bizim nerede durmamız gerektiği konusunda fikir verecek,belki de doğru olanın sınırları tamamen kaldırıp,tabuları yıkmak olduğuna karar vereceğiz.Işık hızında giden bir araçta(sonsuz kütlede gittiğini varsayarsak)yürüyen insanın hızı tam olarak ne kadardır?Evren bittiğinde ne başlar?Değerler nereden doğarlar?"Değer"nedir tam olarak. Sonuna dek gittiğimizde, yargılar yerine soruları koyarız hep. Aynı pankartın iki ayrı ucundaki düşüncenin eylemselleşmesi ve var oluşun anlamını ararken,yaşamın senare edilmesi ile ortaya çıkan İYİ ve KÖTÜ'nün çatışmasıdır,o'Hayatın Anlamı.'Özünde iyi ve kötünün kaynağı yine insandır.Madem öyle eylemler olmadan iyi yâda kötü olmayız..

SİZ ve ben 
 27.03.2017 20:10
Cevap :
Yaşamın her anı eylem ve maalesef herkesin iyi kötü algısı içindeki benlere uygun yaşayıp yaşamadıklarına göre şekilleniyor.Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim. İyinin olmadığı yer kötüdür demişti bir bilge kişilik. İyinin çoğaltılması ile kötülük eksilecek ve zamanla yok olacaktır şüphesiz. Varlıkları olduğu gibi kabullenmekle güzel görür insan. Nehrin ağacın ve denizin içimizdeki benlere göre şekil almasını beklemediğimiz değiştiremeyeceğimize emin olduğumuz için herkese göre saydığım tüm doğa güzellikleri hoş ve güzeldir. Bu nehir olmamış, bu ağaç çok kötü bu deniz şekilsiz dediğimiz olmadığı gibi keşke insanları da olduğu gibi kabullenip güzelleştirsek. Sevgiyle kalın...  28.03.2017 9:45
 

Merhaba Nazan Öğretmenim! Her zaman insanları dinler okurum ve onlardan öğrendiklerimi hayat hikayalerini yaşanmışlıkları ceplerime doldurur ve günü geldiğinde sevdiklerimle paylaşırım. Yaşamın anlamı sorgulamak ve biz neyiz kimiz ihtimaller ne gelecekte kendimizi nerede görmek istiyoruz, yaptığımız eylemlerle tercihlerimizle zaman kırılması ile kendi kaderimize etikimiz nedir gibi soruları sorduran bu enfes blog ile iyinin kötünün çatışmasıyla nerede durmamız gerektiğini sorgulatan bu güzel blog üzerine bende bir şeyler eklemek istiyorum kısadan biraz uzunca... En derin saygı ve sevgilerimi sunarak, harcanmayası esenlikler dileğimle beraber..! Şimdi!

SİZ ve ben 
 27.03.2017 20:09
Cevap :
Merhabalar teşekkür ederim eşlik ettiğiniz için.   28.03.2017 9:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 217
Kayıt tarihi
: 22.08.15
 
 

Karşı kıyıdan kendi topraklarına geri dönmüş bir ailenin İstanbul'daki bolca edebiyat kokan evind..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster