Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '16

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
573
 

Kendini hasta eden insanlar

Bilinçaltımız dipsiz bir kuyu gibidir. Öyle bir kuyu ki hem de, ne kadar derine inerseniz, tahmin edilenin aksine, korkutucu bir karanlık karşılamaz sizi. Tam tersine, her şey daha bir anlam kazanır hayatımızda. Cevabını bulamadığımız, zor sandığımız sorulara, çok kolay cevaplar buluruz. Bir türlü anlam veremediğimiz tuhaflıklara, çok basit anlamlar buluruz. Bunun için biraz cesaret yeterli. Ne için mi? Tabii ki o kuyuya inmek ve doğru bildiğimiz her şeyi yeni baştan sorgulamak için...

Bilinçli olarak inanmadığımız, mantıklı bulmadığımız ve hatta çok saçma gelen çoğu duygu ve düşünce, bilinçaltı kuyumuzda güçlü bir yosun gibi tutunmuştur aslında duvarlarınıza. Biz ne kadar yadsısak da, görmezden gelsek de, onlar oradadır işte! Ve onları temizlemeden, kurtulamayız bizi esir alan hüzün ve karamsarlık girdabından...

Mesela; "hepimiz kendi kendimizi hasta ediyoruz" desem? Ne kadar saçma geliyor değil mi? Evet, hiç mantıklı değil... Kim hasta olmak ister ki? Kim safrakesesinde taş olsun ister? Kim tansiyonu bir insin bir çıksın ve böylece konforlu bir hayattan mahrum kalmak ister? Kim kanser olmak ister ya da? Hatta hatta kim çıkacağı çok önemli bir iş seyahati öncesi düşüp, bacağını kırmak ister? İşte cevap: Ben, siz ve hepimiz!...

Evet, biliyorum... Şu anda saçmaladığımı düşünüyorsunuz. (Hatta genetik hastalıklar da var dediğinizi duyar gibi oluyorum. O konu da bir sonraki yazının konusu olsun.) Ama inanın bana, başımıza gelen tüm hastalıklar ve kazalar, bize bilinçaltımızın oynadığı oyunlar. Çünkü onlardan edindiğimiz ikincil kazanımlar o kadar fazla ve güçlü ki... Çevrenize şöyle bir bakın. Karısından, kocasından, kızında ya da oğlundan ilgi ve sevgi görebilmek için kendini hasta eden o kadar çok insan var ki... Ya da "ben hastayım" bahanesinin arkasına sığınıp; çalışmayan, üretmeyen bir dolu insan... Gitmek istemediği bir yere zorla gidiyorsa, düşen ve bacağını kıran insanlara ne demeli? Onlar en yakınınızdalar, hatta içinizdeler!

Peki, hiç düşündünüz mü? Kendinizi hasta ederek, bedeninizi ve ruhunuzu ne için cezalandırıyorsunuz? Bu kendinize ödettiğiniz hangi günahın bedeli? Kendinizi neden bu kadar değersiz görüyorsunuz? Hastalandığınızda hasta olan organınıza sorun: "Neden hastalandın? Benden ne istiyorsun?" Alacağınız cevaplar aslında bildiğiniz ama kabul etmek istemediğiniz konular.. Ama dedim ya, siz onları görmezden geldikçe onlar size kendilerini tekrar tekrar hatırlatacaklardır.

Sevgi, şefkat ve ilgi... Ama bunlar size; başkaları tarafından değil, önce kendinize kendiniz tarafından verilmeli. Önce kendinizi sevmelisiniz. Çoğu insan bunu "bencillik" gibi algılayabilir. Bu da toplumun bize dayattığı bir olgu. Bu "ben"lik duygusudur, bencillik asla değil. Nasıl sever insan kendini? Bu bize hiç öğretilmedi, haklısınız ama geç kalmış sayılmayız değil mi, hala nefes alıp veriyorsak...

Kendinize verdiğiniz sözleri tutmalısınız. Bir daha asla yapmayacağım dediğiniz şeyleri yaparsanız, vücudunuz tehlike zillerini çalmaya başlar. Hastalanarak; size, kendinize verdiğiniz ama tutmadığınız sözlerinizi hatırlatır. Gitmek istemediğiniz bir yere vücudunuzu zorla sürüklerseniz, ayağınızın takılıp, kendinizi bir anda yerde bulmanız, bileğinizi kırmanız, kaslarınızı yırtmanız ve koltuk değnekleriyle tanışmanız an meselesidir! Elbette kimse hasta olmak ve başkalarına muhtaç yaşamak istemez. O halde konuşun bilinçaltınızla. Başkaları için bulduğunuz bahaneler, kendinizde işlemez; çünkü kendinizi kandıramazsınız! Kendinize karşı dürüst olun! Hastalığınızın altında yatan sebep; "sevilmemekten korkuyorum" çıkıyorsa, sakin olun, siz KORKAK DEĞİLSİNİZ! Aksine, farkındalığı yüksek olan bir CESUR YÜREKSİNİZ.

O halde, bahaneler bulmayı, başkalarını suçlamayı, kurban rolünü oynamayı ve kendi duygularınızdan kaçmayı bırakın! Kendinizi sevin ve kendinize karşı dürüst olun! Değişin... Çünkü değişim, ruhumuzun sihirli iksiridir!... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 333
Kayıt tarihi
: 03.02.16
 
 

19 yıllık akademisyen. Biyoenerjist. Thetahealing Uygulayıcısı ve Eğitmeni. Aile Dizimi Moderatör..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster