Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
9480
 

Kendini Kabul Etme Cesareti

Kendini Kabul Etme Cesareti
 

Kendini kabul etmek, kendini anlamanın kapılarını açar. Kendini kabul edebilmek, kendine olduğun gibi bakabilmek seni özgürleştirir. 

Kendini kabul eden insanlar, kendilerinden kaçmazlar, kendilerini yargılamayı bir yana bırakırlar, onun yerine kendilerini anlamaya, farkında olmaya başlarlar. Ve mucize şudur ki, bir kez sen kendini olduğun gibi görüp kabullendiğinde kaçacak bir şey kalmaz. 

Toplumdaki çoğu insan kendinden, dolayısyla birbirinden de kaçar. O yüzden, yüzeyde kendiyle yüzleşmeyi istiyor gözükse bile derinlerde bir yerde aslında bundan çok korkuyor. 

Kimse kendinden kaçamaz, sadece başka yöne bakmaya çalışır, öncelikle anlaşılması gereken budur. 

Ego bir kurmacadır, egonun çok çeşitli oyunları vardır ve ölüm kapını çalmadan önce hâlâ kendini bulamıyorsan hayatın ziyan olmuş demektir. Dünya, ziyan olmuş hayatlarla doludur ve ne zaman ziyan olmuş, ıstırap içinde bir insan görseniz, bu diğer insanları, çevresini de olumsuz etkiler. 

Kısa bir an için özgür olduğun anlar vardır ve sen kurguyu fark edemediğin için, egoyu da ferk edemezsin ve egoyla bütünleşirsin, kendini bir süre sonra ego sanırsın. 

Egoyu sürekli desteklemek, canlı tutmak, arzuyla dolup taşmak zorundasın. Oysa hakikatin, gerçek özünün böyle bir oyuna, kurguya, tepkiye ihtiyacı yoktur, o zaten senin özündür. 

Çoğu insan kendini tanımadan kurmaya çalıştığı ilişkilerde başarıszlığı uğrarlar, hakikati yaşarken bulmak ve deneyimlemek, ilişki kurmak yerine sürekli kurguyu ararlar, yaşam boyu egonun peşindedirler. Egosunu bir gölge gibi takip edenler, onu hakiki gibi görmeye ve başkalarına da öyle göstermeye çalışırlar. 

Ne zaman maskelerinden soyunsan bastırılacak, yasaklanacak, utanılacak bir şey kalmaz, rahatlarsın, gevşersin. Zoru seçmek yerine, kendini aktivitelerle oyalamak, zihnini gereksiz bin bir şeyle meşgul etmeye çalışmak yerine, gerekli olan eylem neyse onu hayata geçirirsin: Tepkiler yerine yanıtlar vererek. Daha az zihin, daha çok kalple... 

Ama insan sürekli kendiyle kavga halindedir. 

İnsan kendini reddetmeyi, kendini suçlamayı, kendini kabul etmemeyi tercih ettiği zaman, kendi karmaşasını sürdürmeyi de tercih eder. Bunları hayatına çeker. Ve çoğu insanın tüm hayatı boyunca yaptığı da tam budur: Kendini kurmaca sanıp, egoyla bütünleşip, hakikatini unutmak. 

Hakikatini keşfetmediğin zaman seni karmaşa, öfke, tepki, sefalet, hep “yanlış” olarak yorumlayarak yargıladıkların takip eder. O zaman sen içsel olandan sürekli kaçmaya devam edersin, dışarı bakarsın. Zenginlik, daha çok para, daha çok hırs, kariyer, rekabet, zirve hedefini hayatına sokarsın. Ne kadar saygın biri olma tuzağına düşersen, o denli büyük bir egon olur. 

İnsanları etkileyen en önemli olan unsur kalıtım değildir, kalıtım senin hakimiyeti, sorumluluğu almaman için söylenmiş bir yalandır. Bir kez genetiğe, kalıtıma inanırsan kaderini, gücünü, sorumluluğunu Tanrı’nın, ideolojilerin, dinlerin eline bırakırsın. Böylece zenginler, sistemin efendileri, her çeşit otorite; işte amirin, evlilikte kocan, ailede baba, okulda öğretmen, siyasi partide lider... seni kolayca yönetmeye, oynatmaya devam edebilir. 

İnsanları etkileyen en önemli unsur, çevredir. Tüm hayatımız güç, saygınlık, maddiyat, zenginlik, şımarıklık, ziyan, bolluk yalanı ve seçenek aldatmacası ile çevrilmiştir ve insanoğlu bu aldatmacayı sürdürebilmek için sürekli aktiviteler yaratır, zihnini bir an için bile boş bırakmaz istemez. 

Sessizliğin kendine özgü bir derinliği, güzelliği vardır, sessiz bir zihin meditasyon halindeki bir zihindir. Saf eylemle hareket eder, enerjini birbirinden gereksiz aktivitelere harcamadığın için ne zaman eylem zamanı gelse coşkuyla, sevinçle hareket edersin. Ancak o zaman her eylemin bir minnet, bir şifa, bir bütünlük olur. Ancak o zaman gerçekten bir yaratıcı olursun. 

Sürekli ölüm gelir ama insan ölümü yok edeceği düşüncesiyle nesnelere tapmaya, onları biriktirmeye, ölümü kovmaya çalışmaya devam eder. 

Bütün kıyaslamalar, pişmanlıklar, koşullandırılmışlıklar, yalanlar, sokulduğun rekabet, sorumluluğu sürekli başkalarına vermen, hep yarına ertelemen, yüzleşememen, hakikatin, dolayısıyla kendine giden yolu kaybetmendir. 

Kendini olduğun gibi kabul etmediğin sürece, kendini yargılamaya, kendinden kaçmaya devam edeceksin. İdealleri, hedefleri unuttuğunda gevşersin, ne hissetmen, ne düşünemen gerektiğini değil gerçekten ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlarsın. 

Her zaman ulaşmak istediğin bir ideal, hedef, varmak istediğin bir zirve varken, her şey yarına bırakılır. O ideal yüzünden birey hep gelecek için yaşar, kendini hep yetersiz, bu haliyle yarım, eksik hisseder. İdeal sadece bir hayaldir, o yüzden sen farkındalığı kaçırırsın, şu anı, şu anın tüm ihtişamını, güzelliğini göz ardı edersin. İdealler yüzünden kendini suçlar, kendini acınası, değersiz hissedersin. Kendine acımanın temelinde kıyaslama ve idealler yatar. 

Senin isminin, saygınlığının ölüm karşısında hiçbir değeri yoktur ama sen koşturmaya, oyunu gerçek sanmaya, ideallerin, ideolojilerin zihninde yarattığı imaja inanmaya devam edersin. 

Henüz sen kendini bile anlayamadan, tanıyamadan, ideal sana el koyar, o senin gerçekliğini hayallerle değiştirir; egonu da ayakta tutan bu ideallerdir. Egonun kafesini fark ettiğin anlarda, özgürleşirsin. İdeallerin sıvası dökülmeye başlar, gerçekler ortaya çıkar. 

Mükemmellik arayışı muazzam bir gerginlik yaratır, her şeyin eksik, yetersiz, boş olduğunu düşünürsün. Mükemmelik peşindeyken hiçbir zaman yeterli olamazsın çünkü hiç gerçekleşmeyecek bir şeyi arıyorsundur. Mükemmel olan hiçbir şey yoktur, canlı olan her şey bir değişim ve hareket halindedir, enerji hareket halindedir. Her şey kendini olduğu gibi kabul edebilir ama insan bunda zorlanır. Bu yüzden bağımlılıklar, koşullanmalar, ruhsal hastalıklar ortaya çıkmaya başlar. 

Sen anın içindeysen, sen şu andaysan ve farkındaysan, merkezindeysen, izliyorsan, tanıksan, her şeyi olduğu gibi, çıplak halde görmeye başlarsın. 

Gerçek ilerleme budur, özüne doğru. 

Örneğin sen uykuya daldığında ego erir, tüm kurmacalar sona erir, kendi özünle baş başa kalırsın. Rüya yokken, saf uyku halindeyken, ego yoktur. O zaman güne başlayaşın bile daha değişiktir, daha tazedir. 

Engeller rüyalardan, rüyaları hakikat sanmaktan, ideallerden kaynaklanır. Tam şu anda Tanrı’nın bir yansıması olmak yerine, ihtişamınla, sevginle parlamak yerine niçin egosun? Niçin şu anın içinde bulunmaktan hiç keyif almıyorsun? Ego öyle çok çatışma, sorun ve öfke yaratır ki, şu anın içinde olamazsın, daima psikolojik hafıza devreye girer, tepkiler oluşur. 

Ne kadar çok bastırılmış arzu, seks, açgözlülük, hırs, rekabet, öfke varsa, o denli engel de var. İdeallerin yarattığı dünya seni daha da anlayışsız, öfkeli kılar. Sürkeli kendini kıyaslarsın, “eğer” ve “keşke”ler birbirini kovalar. Her eğer ve keşke, başka bir mutsuzluk kaynağıdır. 

Hakikat, zihinle, entelektüel bilinçle, çabayla kavranmaz. Çok kitap okumak, çok çalışmak, çok hırslı olmak, herkesten iyi olmaya çabalamakla ele geçirilemez. 

Hakikati bilmen için, varoluşu (Hak’kı) bilmen gerekir. Varoluşu bilen ise egosunu yenmiş, onu geride bırakmıştır, onunla hiç savaşmadan onu üstünden çıkarmıştır. 

Hiçliği anlamak için egoda ölmelisin ve sadece kendin olmalısın. Ego insana bol bol acı ve gözyaşı verir ama sevgide olursan, seversen, sende ego ve korku barınamaz. Doğmak için, sahte benlik duygundan arınmak için, egodan kurtulmak için ölmek zorundasın. 

Ancak bunu anladığın zaman ego ölür, egoist benlik ölür, mutlak benlik başlar. Vasıfların değişir, sen kendi hakikatini deneyimlersin. 

Ne zaman derin uykudan rüyasız uykuya geçsen, ego kaybolur. Egonun kaybolması ile sen canlanırsın, tazelenirsin. Ego eridiğinde sen bilincin içinde Tanrı olma deneyimini tadarsın. 

O zaman çeperler, sınırlar, benlikler silinip kaybolur, sen tüm birlik, tüm merkez olursun. Ve ne zaman merkezle temasa geçsen, yeniden ve yeniden doğarsın. 

Koşulları unut, idealleri unut, şartları unut. O koşullar gerçekleşse bile sen umduğun mutluluğu yakalayamayacaksın, onu gerçekleştirene kadar zihnin çoktan yeni idealler yaratmış olacak. 

Bunun yerine kutlamayı seç, aşkı seç, ışık olup parlamayı seç. Bırak hayatın bir dans, bir şiir, bir şefkat, bir minnet olsun. 

Herkes yarışırken, hırsıyla, rekabetle, sistemle boğuşurken, günler ve aylar, yıllar boyunca hedeflerine ulaşmak, kariyer yapmak için savaşırken, saygınlık peşindeyken, hayalleri için emeklilik günlerini beklerken, sen yaşa, giderek daha farkında olarak yaşa. Onların o çok beklerdikleri gün geldiğinde hiçbiri bekledikleri mutluluğu bulamaz çünkü hayatlarını bir çileci gibi geçirmişler, ziyan etmişlerdir. 

Sözde tüm dindarlar, tüm siyasetçiler, iş adamları, yarışçılar aslında kendi hayatlarını ve dolayısıyla senin hayatını da ziyan ederler, onlar kendini güce, paraya, saygınlığa, şöhrete, cennete adamışlardır ve aslında birer çilecidirler. 

Gerçekten seviyorsan, aşkı deneyimliyorsan, bunların ne kadar boş olduğunun, anlamsız olduğunu farkına varırsın. Aşkla esrimişsen rekabetçi olamazsın, parçalara ayrılmazsın, sana her şey yeterli gelir, idealler ortadan kalkar, sevinçle parlarsın. Sen ne zaman sevinçle parlarsan o denli doyurucu olursun, önce kendin için. 

Sadece doyuma ulaşmamış insanlar rekabet halindedir çünkü onların açgözlülüğü, hırsıyla hayat yeterli değildir, bir başka dünya olmalı, bir başka zenginlik yaratılmalıdır. Onlar her zaman yarında, ilerleme, saygınlık peşindedirler ama bir türlü burada bulamadıkları mutluluğu, orada da bulamazlar. 

Başkan olmak, ünlü olmak, yönetmek, zenginlik, saygınlık yeterli değildir. 

Onların arzularının bir sonu, bir sınırı yoktur. 

Eğer sen kendini kabul edersen, egoyu fark eder ve onu geride bırakırsan senin için sadece temel ihtiyaçlar söz konusudur. Sen o güne kadar farkındalığını sürekli perçinle, tüm algıların, bedenin, zihnin ile uyanık olmak için çaba sarf et. 

Öyle bir an gelir ki artık çaba sarf etmene gerek kalmaz ve o an gerçekleştiğinde sen bir vecd hali içinde ilahi olanı deneyimlersin. O zaman ego kaybolur, bu kayboluş senin egodan arınışın ve sonsuz oluşundur. 

Hakikat senin kim olacağınla ilgilenmez, hakikat senin şu an kim olduğundur. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2061
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster