Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1829
 

Kendini Unutan Kadınlar...

Kendini Unutan Kadınlar...
 

Telefon açardı bana; " kahveyi ocağa koy, hemen yola çıkıyorum.." derdi.. atlardı arabasına, çok geçmez gelirdi. Çantasını koltugun üzerine fırlattıgı gibi ağlamaya başlardı.. ve anlatmaya.. çok şaşırırdım! ağlamaları o kadar kısa sürerdi ki ben daha ne oldugunu anlayıp fikir yürütene kadar o susup gülmeye başlar, başka konulara bile geçerdi..

"Nasıl olur ya?" derdim kendi kendime... aklım almazdı... Bir insan bu kadar kısa sürede hem ağlayıp hem nasıl gülebilirdi? bu nasıl bir psikolojidir ki?

"Böyle yapmazsam kafayı yerim ben "derdi. Böyle kapatıyorum yaralarımı. "Unutuyorum" derdi. "hayır unutmuyorsun, kendini hırpalıyorsun.. neden bitirmiyorsun bu evliliği anlamıyorum?" derdim..

Kadınların acı eşikleri, erkeklerinkinden daha yüksek. Ne kadar acı çekseler de tuhaf ve komik bir şekilde unutuyorlar. Yine yenidenlere yeni bir kapı açmak için unutuyorlar sanki.


Ona bakarsan erkekler daha unutkan.. onca insanın ve nikah memurunun karşısına oturup atıp tutuyorlar;

" İyi günde ve kötü günde/ hastalıkta ve sağlıkta/ölüm bizi ayırana dek..."

diyerekten... yemin üzerine yemin edip, üstüne bir de imza atıyorlar.. ayrıca da kendi kendilerine hiçbir tesir altında kalmadan daha tanışıklıklarında vermeye başladıkları vaattler.. mutluluk.. ve aşk üzerine kurulmuş cümleler... öpülen eller, koklanan saçlar... yazılan mektuplar,(mesajlar) kollanan yollar... daha neler neler.... hepsi kadını kandırmaya müsait şeyler olup amaca ulaşılıyor.....

Ve bir süre sonra prens ve prensesi şatolarına götüren ve arkasında "mutluyuz" diye koca koca yazılar asılan araba henüz yol ortasına gelmeden kabak olup kalakalıyor...

"pufff..."

Bunlar tamamen benim düşüncelerim degil tabi:)

İş güç sahibi, eğitimli, belli bir kültür seviyesine gelmiş bir kadın arkadaşımla yaptıgımız sohbetten..

Akşam izlediği bir dizi filmi anlatır gibi anlatıyor bana eşiyle nasıl tanışıp evlendiklerini ve sonra hayatının akışının nasıl yön degiştirdiğini...

Kısa metrajlı bir film olur ziyadesiyle..

Bazen dudakları titriyordu anlatırken.. sıra çocuklarının doğumuna gelince gülümsüyordu....

Çiçeği burnunda bir eczacı iken tanışmışlar..

Eczanesine sık sık gelip gitmiş er kişi.. öylesine işte, saçma sapan bahanelerle.. şurup almış, merhem almış, aspirin almış, saçı dökülüyormuş şampuan almış falan filan..

Şehrin hatırı sayılır ailesinin oğluymuş.. Kuyumcuymuş. Nadide şeyler satılırmış dükkanında.. hani öyle paha piçilmez şeyler var ya, işte onlardan. Ama arkadaşıma sadece kızının doğumunda takmış o paha piçilmez şeylerden bir tanecik o kadar.

"Çok karizmaydı" diyor eşini tanımlarken.. çok şık giyinirdi.. iki dirhem bir çekirdek... hala da öyle giyiniyor ya... ve çok saygılı çok beyefendiydi bana karşı... karşımda ceketinin düğmelerini ilikler öyle durur, öyle konuşur-du.

Sonra bir gün ilk kez eczane dışında oturup konuştuk.. evlenme teklif etti.. nedense hiç düşünmeden kabul ettim.. onun ilkokul mezunu olması bile beni caydıramamıştı. Babam zaten yoktu. İki abim ve annem " bak bu çocuk seni çok üzer, denk degilsiniz iyi düşün" dediği halde kabul ettim...

Ama onun bir şartı vardı. Bir süre annesiyle beraber yaşayacaktık.. ve sonra kendi evimizi hazırlayacaktık. Onu da kabul ettim.

O bir süre hiç bitmedi biliyor musun?.. kızım doğdu hala kayınvalidemin yanındaydık.. üstelik kızıma da aynı evde yaşadıgımız halde kayınvalidem bakmak istemedi.. Ben sabahları kızımı anneme bırakıp oradan da işime gidiyordum.. Akşamları da alıp eve geliyordum. Yemekleri yapıp sofraı kurup, bulaşıkları yıkayıp odama çekiliyordum.. tam bir savaş içerisindeydim.

Eşim ise evde figuranları oynuyordu. Tartışmalara başlamıştık. Kurulan sevgi cümleleri, verilen sözler, benim için ayrılan zamanlar kısa sürede yok olmuştu. O sık sık müzayedelere ve toplantılara gidiyordu.

Tam dokuz yıl sonra İkinci bebeğime hamile kaldıgımda taşıdıgım yüke dayanamaz duruma gelmiştim. Kayınvalidemin, kocamın gönlünü eylemekten, üstüne de biri karnımda iki çocukla kendime zamanım kalmamaya başlamıştı.

Ev üzerine ev olmuyor" dedi gözleri dolarak, insan kendini unutuyor...

Tam dokuz yıl sonra eşimin karşısına dikilerek "ben ev aldım gidiyorum, benimle geliyor musun? diye sormuş.

Gelmiş ama, akşamları yine yemegini annesinde yiyerek gelmeye başlamış gecenin bir yarısında.. bir süre masayı hazırlayıp çok beklemiş.. sonraları ise artan yemekleri çöpe dökmeye başlamış.

Paylaşılanlar tükenmiş..

Evlilik falan kalmadı artık. bitti dedi. Evin herşeyi benim üzerimdeydi. Çocuklarımın kıyafeti, okul masrafları, evin tüm gideri hep benim üzerimde.. canı isterse birşeyler alıp gelirdi.. pişirirdim, yerdi... o, bu evi otel gibi kullanıyordu artık.. artık birlikte de olmuyorduk zaten.. sevmiyordum çünkü.. bana dokunmasına izin ver(e)miyordum..

Zararın neresinde dönersen kardır dedim ve boşandım.. beden, akıl ve ruh sağlıgım oldugu müddetçe altından kalkamayacagım hiçbirşey yok benim.. çocuklarım ve ben.. gayet böyle mutluyuz...


* aşk bir sersemliktir" evet..

Bir körebe oyunudur.. yakalayan gözlerini sımsıkı bağlar.

Ama tek fark vardır... Sen gözlerini kendi kendine bağlamışsındır.. bu oyunda sana yol gösteren sadece hislerindir.. görmeden duyarsın.. bakmadan görürsün.. mantığın bangır bangır "hayır" diye bağırırken sen onu susturursun.. bilmezden, görmezden gelirsin bazı olumsuzlukları.. geri dönüşümü olmayan kararlar alırsın. Alarmlar çalmaya başladıgında bile "hadi canııım" dersin inanmadan.. gözlerin açıldıgında nereye geldiğine kendin bile şaşırırsın. "olmak istediğim yer ve birlikte olmak istediğim kişi bu degildi" dediğinde ise çok yol almışsındır.

"nasıl da anlamamışım? ne kadar körmüşüm? "cümleleri anlamsızlaşmıştır artık.

Sen kendi "ben'liğinden çıkıp hiç tanımadıgın bir benliğe bürünüp çoktaan kendine yabancılaşmışsındır..


*Okudugum kitapta bir cümle çok hoşuma gitmiş ve altını kurşun kalemle çizmiştim...

"Dip o kadar derin ve esnek ki,"hep daha, hep daha da dip var... ve o dip garip bir esneklikle insanı yukarı fırlatıyor...


Ve yepyeni bir "sen"i meydana getiriyor.

Köydeki kadın, şehirdeki kadın, kasabadaki kadın hep aynı kaderi yaşıyor... yaşatılıyor.. kadınlar öyle çok seviyorlar ki, ve öyle çok verici oluyorlar ki, ve öyle çok sabırlılar ki.. kendilerini unutuyorlar.. unutmaya zorlanıyorlar...

Kadınlar birer anka kuşu'durlar kendi küllerinden yeniden doğan....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne zaman kadın sormamış, sorgulamamış, sessiz kalmışsa, gitmiştir o anda. Bitmiştir herşey, pes etmiş, kabul etmiştir. Kendine yenik düşmüştür kadın, kendi kendinin mağlubudur aslında...Çekip gitmemek, kapıyı çarpıp çıkamamak, kendi yenilgisidir kendisine...Hiçbir erkeğin kas gücü yenemez kadının kendini yendiği kadar...Sever kadın, bahanedir karşısındaki her kim ise de, istediği kimliğe büründürüp, istediği misyonu yüklediği, görmek istediği gibi gördüğü, kendi devi kabul ettiği adam yoktur artık dünyasında.(Daha önce yazdığım bir yazıın bir paragrafıyla yazını yorumlamak istedim can, sevgilerimle)

Nuray Ors 
 07.12.2011 1:08
Cevap :
teşekkür ederim Nuraycığım... ismini değiştirmiş misin ne?:) sevgiler.. selamlar...  07.12.2011 14:26
 

Çok yakın, çok samimi, çok tanıdık. Çok hoş bir yazı olmuş, keyifle okudum, sanki sonunu bilerek hem de...Bilindik bir hikaye aslında, hepimiz mi aynı şeyleri yaşıyoruz diye soruyor insan kendine. Ama hem yalnız olmadığını düşünmek insana kendini daha iyi hissettiriyor hem de sizin keyifli anlatımınız mükemmel bir blog çıkarmış ortaya...Sevgilerimle...

Esin Nefes 
 19.07.2010 13:26
Cevap :
hepimiz insanız... ve hepimizin yaşayabilecegi ya da yaşadıgı şeyler farklı boyutlarda farklı olaylar zincirinde süregelmekte. evlilik kumar gibi derler ya hani:)) gerçekten de öyle oldugunu düşünüyorum ben. kimi kazanıyor, kimi kaybediyor.. hayat böyle çünkü.. kazanabilmeniz dileğimle.. teşekkür ediyorum, sevgi ve selamlarımla...  19.07.2010 14:18
 

Ne kadar da gecikmişim bu içli, gerçeklerle yüzyüze, derslerle dolu, ibretlik bir öyküyü okumak için. Ya hiç okumasaydım! Üzülürdüm. Evlilikler ne yazık ki bir tombala, bir şans gibi düşünülse de, başlangıçta "denklik" olayı çok önemlidir. Kültürel farklılık, aşılamayan bir engel, Çok gecikmiş, özür içeren teşekkür ve selamlarımla...Gül Alkan.

Yurdagül Alkan 
 03.12.2009 21:58
Cevap :
estağfurlah.. ne demek.. okudugunuz için çok teşekkür ederim.. sevgilerimle.  03.12.2009 23:14
 

Kadınlar acılarını, özellikle de aşk acılarını bir güzel vaadin hayali için bile unuturlar. Erkekler de unuturlar unutmasına da bunu bir yakınma racaı olarak abartarak unuturlar. Yazıda evlilik öncesi verilen sözlerin yerine getirlmeyişi unutkanlığa bağlanmış ki, keşke öyle olsaydı. Bu daha çok yalncılık ve sorumsuzlukla ilgili bir durumdur. Bence kadınlar kadar erkeklerin de okuması gereken bir yazı.

Muharrem Soyek 
 04.11.2009 14:25
Cevap :
çok özür dilerim hani bir söz vardır bilirsiniz siz de" köprüden geçinceye kadar..."diye sonlanır. Erkeklerin unutmasını elbette normal bir unutkanlığa bağlamıyorum. keşke öyle olsaydı evet.. Eşine ve ailesine bağlı bir erkek sorumluluklarının bilincinde olandır aynı zamanda. Okudugunuz için, çok teşekkür ederim, dost selamlarımla...  04.11.2009 15:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 319
Toplam yorum
: 4719
Toplam mesaj
: 557
Ort. okunma sayısı
: 1365
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster