Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1130
 

Keremali Dağı'nın yayla havasıyla büyüyen çıralı çamların türküsü

Adapazarı İmam Hatip Lisesi Pilav Gününde hem öğrencilerimle, hem öğretmen arkadaşlarla görüştük yıllar sonra.. Bilirsiniz, öğretmenler bir başkadır öğrenci için.. Hayata dair en anlamlı keşiflerimizi onlarla yapmadık mı? Gelecekle ilgili hedeflerimizin hazzını, başarı umutlarımızın gücünü onlarla tatmadık mi? Çoğu kez çevremizden beklediğimiz, aslında içimizde hep var olan enerjileri hissetmeye çalıştıkça, zaten birçoğuna sahip olduğumuzu gördük ve biraz da şaşırdık onlarla. Yapmak istediklerimizi başardıkça hiç kimseden farkımız olmadığını anladık. Bir öğretmenimiz, “Her imam hatipli çıralı çam gibidir.” demişti. “Her kalemi mutlaka bir işe yarar. Atılacak dış kısmi bile çıra olarak kullanılır. Yaş odunları alıştırır, nemini alır, tutuşturur, harekete geçirir, ruh verir, yapıştırır; kor haline sokar, hayat verir.” Gözlerimizdeki parıltıyı, yüreğimizdeki ışıltıyı ilk onlar keşfetti. Çevremizdeki insanlara el uzatarak kendimize ulaşmayı onlardan öğrendik, o körpe yüreklerimizle…

Matrix’te bir cümle var. “Yol bilmekle o yolda ilerlemek farklı şeylerdir.” Bunu da çok önce öğrenmiştik öğretmenlerimizden.. Bir öğretmenim, “İnsanların hazlarını tatmin etmesi üzerine kurulan hayat biçimlerinin dayatıldığı bir dünyada yaşananların gerçek olup olmadığının ne önemi var ki” demişti bir gün. ”Önemli olan senin ona ne anlam yüklediğindir. Sence bir anlamı varsa, seni etkiliyorsa, yönlendiriyorsa gerçektir.” Modern insanın dünyayı kullanırken kendi sonunu hazırlamasını, memnun olmayacağı bir hayat için sürekli çalışmak zorunda bırakılmasını kimseye izah edemeyişimiz bundan mıdır yoksa? İnsan her alanda tanımlanmıştır artık. İşte, evde, sokakta, alışverişte tanımlanmıştır. Onun dışına çıkamıyorsun. Sen yoksun, sen aslında kendine o tanımlarla bakıyorsun. Böyle bir dünyada yaşıyoruz artık... Ooooo Hünü Hoca da gelmiş diyen Ali Harbi’ye Engin GENÇ, “O bu tür organizasyonların kılıç kalkan ekibidir” demişti. Yüzünüz çok genç diyenlere, çentikleri içeri atıyorum dediğini de unutmak mümkün mü? Aradan geçen bunca yıl sonra hepsi bir şekilde çoktaaan hayatın yükünü üstlenmiş, çoğunun yürek ısıtan öykülerini dinledik birbirimizden, bahçede, sınıfta, merdivenlerde….Yirmi beş yıl önceki beynimin içinde uzanan koridorlarda aydınlık ve gölgeli yüzlerce yüz, birbirine karışan ayak sesleri… Bugün toplum her şeye rağmen imam hatipliler üzerinden yeni bir değerler sistemine doğru evriliyor, Önemli olan bu tür ortak mekanları, ortak dilleri kullanmak, korumak. Bizler farklı kültürel kodlar arasında yaşamaya, kendi içindeki kültürel zenginliği tercüme etmeye, harmanlamaya devam ediyoruz. Anahtar kavramsa ihlas ve samimiyet.. Birçok olaya tarihteki varlığıyla anlam yükleriz. Geçmişte bizi etkilemesiyle. Mezuniyet günleri de öyledir. Bireysel kimliğimizle böyle günler üzerinden aidiyet bağı kurarız. Kardeşliğin en zengin ve saf anlamını bulduğu ortak bir tarih tescillenip mühürlenir böyle günlerde …Yürekler bal mumuna bastırılıp sunulur…

Bizi cadde ve sokaklardan arındırıp evlere, evlerden odalara tıkıştırıp, orada da birbirimizin yüzüne bakacak yerde ekrana hapsederek insaniyeti yok etmek isteyen modernizme inat her defasında daha bir lezzetli geliyor minare tozu.. İmam hatipli hayatını dizginleyendir. Her devirde ayakta kalmanın bir tek yolu var: Kendimize sadık kalarak, kendimizle barışık yaşamak. İyi ki pilav günleri var, iyi ki güzel anılarımız var, iyi ki onları böyle nadir zamanlarda bile olsa tazeleme, onlarla tazelenme fırsatı veriyor Rabbim..Çok şükür... Şimdiki öğrencilerin de içlerinde hayatın anlamına dair özlü duygular barındıran kutsal anıları mutlaka vardır. Yoksa hayat tatsız tuzsuz perhiz yemeği gibi bir şeye benzerdi. Çocukluk ve gençlikten geleceğe taşınan kutsal ve değerli anılar olmadan yaşamak kendinden beklendiği kadar anlamlı ve doyurucu olmaz. Halk olarak çocuklarımızla ilgili kendimize özgü köklerimiz, ruh yapımız ve sözümüz olduğunu herkesin kabul edeceği günler yakındır. Bazı öğretmenlerimizin yüz ifadesinde yorgunluktan çok acı ve özlem vardı. Yıllarca “lanet olası bir sokak kedisi” gibi görülmemize aldırmamayı da onlar öğretti bize. Halkın bize nasıl baktığıydı önemli olan..Hiçbirine aldırma deyip bizi yüreklendirdiklerini hiç unutamam. Yaşların gözlere ağır geldiği, hayattan beklentilerimizi yeniden tanımlamamız gereken, üniversiteyi bitirmenin zeka, beceri, statü ve sosyal alan belirtisi sayıldığı yıllardı. Okul insan için değil, insan okul içindir mantığıyla heba edilmeye çalışılıyorduk. Yılları ziyan oldu çoğumuzun. En güzel yıllarımız hem de. Böyle üzülerek de hayatları, gelecekleri ziyan oluyor şimdikilerin. Önlemini almazsak, çözüm bulmazsak, gelecekleri tümden yok olacakdemeye de dilim varmıyor amma.. Çünkü bu türkü, KEREMALİ DAĞININ YAYLA HAVASIYLA BÜYÜYEN ÇIRALI ÇAMLARIN TÜRKÜSÜDÜR.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendinize sadık kalarak, kendinizle barışık yaşamak.İşte bir imam hatiplinin tam tarifi.Bence kendine sadık kalabilmenin ilk tohumları bizim okulumuzda atılır.ve hergün biraz daha barışır kendine küskün insan... teşekkürler bize verdiğiniz değer için ve tebrikler.. ASLI.

fazileaslı 
 05.01.2010 9:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1174
Kayıt tarihi
: 15.12.09
 
 

1955 yılında Trabzon'da harika bir ailede büyüdüm, değerlerimi buradan aldım. Ne zaman bir kitabe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster