Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
634
 

Kerpiç konak ve hatıralar evi

Kerpiç konak ve hatıralar evi
 

Mevsim yaz, Ağustos ayının ortası, güneş gökyüzünde bir ateş topu gibi sanki asılı kalmış, kasabada hayata dair tek belirti az sonra minareden yükselen müezinin bezgin ezan sesi oluyordu. 

Kasabanın kenar mahallerindeki kerpiç yapıların önünde çoğunlukla kavak, selvi ve dut ağaçlarının yükseldiği bahçelerde ağaçların dibinde ellerindeki sapanlarla serçe avına çıkmış hınzır çocukların sesi bu eski mezopotamya kasabasında binlerce yılldır ardı arkası kesilmeyen katliamların, savaşların ve kıyımların küçük bir seramonisi gibi duruyordu; av ve avcı ikilemi genç adamı bir an için ürküttü, sonra bu tablonun bir parçasında yıllar önce kendisininde olduğunu hatırlayıp anlamsız bir şekilde gülümsedi. 

Müezinin bezgin sesi artık daha yakından geliyordu, genç adam direksyonu cami sokağına doğru kırdı, kasabalının "havuz başı mahallesi" dediği istikamete doğru uzayıp giden toprak yola sürdü arabayı, eski mezbahanenin önünde bir zamanlar kasabanın çöplerinin döküldüğü yerin az berisindeki dere boyunca dikilen kavak ağaçlarının dallarını gördü, hemen sol taraftaki küçük tepede kasabanın mezarlığı, daha uzaklarda bir anıt gibi duran kıra dağı... 

Havuz başı mahallesi adını derenin ağzına tütün tarlalarını sulamak için çekilen set sonucu oluşan küçük göletten almıştı, özellikle kasabanın çocukları yazın kavurucu sıcağından kaçmak için kurbağalı derenin bu çamurlu göletinde neşeyle vakit geçirirdiler, göletin kenarına gelişi güzel dizilen pancar motorları tarla sahiplerince çalıştırıldıklarında çıkarttıkları ürkütücü ses ve o motorlardan sarkan kalın borularının bir masal canavarı gibi çamurlu suyu çekip vakkumlaması kasabanın çocukları için bu neşeli ve eğlenceli vakitlerin sonu demekti. 

Genç adam yol boyunca yıllar sonra geldiği kasabadaki değişimi ilgi ile , izledi, çocukluğunun izini aradı mezarlık, kıra dağı, eski cami...bunlar değişmemişti hala aynıydı; ama kerpiç yapıların yerini daha modern betonarme yapılar almış, bir zamanlar kasabayı rahatsız eden mezbahane ve belediye çöplüğü artık orda yoktu ve hangi mantıkla mezbahanenin çöplüğün aynı alan içinde olduğuna bir türlü akıl erdirilemiyordu. 

Arabayı yokuş yukarı tırmanan yolun sağına çekti, el frenini kaldırdı, arabanın göğsündeki kağıt mendilden bir kaç tane alıp önce alnını, sonra boynunu silip mendili attı, az sonra derenin en derin yerine yukarıdan baktı, çamurlu havuzda oynayan çocukların neşeli sesi kulaklarında kendine yer buldu, sonra bir pancar motorunun homurtusu, daha sonra bir diğerinin ve bir diğerinin, tıpkı bir korku filminden yükselen bir çığlık gibi öfkeyle kavaklıktan havalanan iki karganın çirkin sesi ile irkildi sonra gördüğü kabustan uyandı artık ne çocukların neşeli sesi, ne pancar motorları ne tütün tarlaları vardı. 

Direksyonu kavradı, kontağı açtı, araba toprak yoldan arkasında bir toz bulutu bırakarıp homurdanarak genç adamın varmak istediği yere doğru yol aldı çok geçmeden işte gelmek, görmek istediği yerdeydi, dedesinin evinin önündeydi, bin yıllık bir anıt gibi duran taş bahçe bir savaştan çıkmış, ağır muhasaralara hedef olmuş gibi viran olmuştu, bahçe kapısındaydı; üst metşesi kopmuş ağır demir kapıya omuz verip sürerek açtı, geniş avluda durdu, tek katlı, toprak damlı kerpiç yapıya açılan mavi demir kapıyı adeta geçmişine kapatan asma kilide var gücü ile asıldı, açamadı, sağa sola bakıp bir taş aradı, sonra arabadaki takım çantasındaki çekici hatırladı, getirdi, üçüncü darbeden sonra asma kilit inadından vazgeçti, kapı gıcırdayarak açıldı, kapının sesi ile yerdeki kemik parçalarına üşüşen bir kaç karga çığlık çığlığa havalanıp gökyüzünü bulmaya çalıştı, bir tanesi nerdeyse genç adamın yüzünü yalayıp geçti, kollarını yüzüne ani bir refleksle siper edip kendini karganın çarpmasından korudu, genç adam bir hayalet evdeymiş gibi irkildi. 

Dedesinin evi , kerpiç konak, bir duvar ustası olan dedesinin özenerek inşa ettiği kerpiç yapı! 

Kerpiç yapılar modern betonarme yapılara göre daha serin olurdu. 

Yapının içinde avluya açılan sağlı - sollu odalar, karanlık ve uzun koridorun sonunda kuzeye açılan kapı ve kuzey kapısından bir zamanlar tütün ekilen tarla ve o tarlaya su taşıyan paslı demir borular. 

Bunların hiçbiri yoktu artık, terk edilmiş kerpiç yapının odaları artık sarhoşların meskeni olmuştu, oraya buraya çırılıp parçalanan bira şişeleri, muhtemelen ısınmak için birilerinin yaktığı ateşin kireç iel boyanmış duvarda bıraktığı is lekesi, kesif bir sidik kokusu, hangi hayvana ait olduğu bilinmeyen kemik parçaları tüm bunlar yerle bir olan bir geçmişin enkazı gibi duruyordu şimdi. 

Güneydeki odanın penceresinden yıllardır selam vermeden geçmeyen güneşi kırık camdan gördü, arkasını döndü, karşı divanda yatan dedesini ve soğuk kış gecelerinde dedesinin anlattığı kahramanlık destanlarını, Kürtlerin o meşhur mem û zinin destansı hikayesi canlanıverdi gözlerinin önünde, yutkundu, dar ve uzun koridora çıktı, karasız kaldı, arabadan resim makinasını getirdi, anılarının ve çocukluğunun geçtiği kerpiç yapıyı bir bir çekti sonra avludaki demir kapıya tekrar omuz verip çekti, arabayı geldiği istikamete sürüp gözden kayboldu. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 519
Kayıt tarihi
: 02.09.09
 
 

Batmanın Beşiri ilçesinde doğdum, Mersinde yaşıyorum, edebiyata ilgi duyuyorum, yerel ve ulusal d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster