Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
721
 

Keşke hiç çekmeseydi

Keşke hiç çekmeseydi
 

Sinema filminden ziyade 'canlandırma belgesel' gibi...


‘Hür Adam: Bediüzzaman Said Nursi’ adlı filmi yeni izledim. İlk filmini 1992’de (SÜRGÜN) çekmiş olan işadamı Mehmet Tanrısever’in ikinci yapıtı bu... İlkiyle ikincisi arasında yaklaşık 18 yıllık geniş bir zaman dilimi var.

Özellikle 80’lerin darbe sonrası döneminden 90’lı yılların ortalarına kadar ekmeğini sinemadan-sanattan kazanmanın ne denli zor olduğunu kabul etsek bile, önemli konulara eğilme iddiasındaki bir sinemacının, sanatından hiçbir biçimde uzak kalmaması gerektiğini anlattı bu film bana. Çünkü ‘Hür Adam’da bir ‘sinema filmi’nden başka her şey vardı...

Kimilerine göre ‘asrın müceddidi’, kimilerine göre ise ‘mehdi’ olarak addedilen Said Nursi’nin hayatını filme almayı kafaya koymuşsa biri, bunu sinemadan uzak kalarak yapmamalıydı. Aradan geçen 18 yılda sinema adına neler yaptığı bilinmeyen ama ‘her şeye rağmen iyi niyetli’ bir insanın, böylesine önemli bir konuyu böyle basit bir yapımla adeta ‘harcaması’ olacak iş değil!

“Adam olun da siz yapın” dediğini duyar gibiyim Mehmet Tanrısever’in... Sahibi olduğu Mert Çelik firmasıyla iyi işler başardı Mehmet Bey. Çevresince sevilen bir işadamı ve aynı zamanda bir sinema aşığı o. Ama yalnızca sinema aşığı olmak iyi film çekmenin garantisi değil. Bunu ille de ‘Hür Adam’ gösterdi bizlere.

DRAMATİK YAPI - TARİHÇE-İ HAYAT
‘Hür Adam’ı izlerken, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatının ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı ‘Tarihçe-i Hayat’ adlı eserden bazı kısımların teatral olarak piyeslendiği izlenimi edindim. Çünkü, evet, bu bir ‘film’ değil; bu, olsa olsa vasat bir ‘canlandırma belgesel’dir derim. Bunu da kalemimin yettiğince izah etmeye çalışırım.

Bir romanı ele alalım... Edebi açıdan çok değerli olan ve insanı başından sonuna kadar sayfalarına çivileyen kaliteli bir hikayeyi... Oradaki ana karakteri ya da olay örgüsünü alıp senaryolaştırmaya kalktığınız zaman, karşısınıza ‘dramatik yapı’ya dair çok önemli sorunların çıktığını görürsünüz. Okuduğunuz romandaki kurguya sadık kalmakla ‘iyi bir film senaryosu yazmak’ arasında bocaladığınızı fark edersiniz. Bu şerbeti iyi tutturamazsanız eğer, ortaya çıkacak olan film, -ilk başta senaryosu berbat olduğu için- sınavı daha baştan kaybetmiş demektir. Zira bir roman ya da bir hikaye ile ‘film senaryosu’ birbirlerinden farklı şeylerdir.

Bunun yanında, romanda anlatılan atmosferin okuyucunun zihninde bıraktığı etkiyle sinema seyircisinin perdede görmek istediği ortam farklıdır. Romanda devasa şekilde sunulan zengin içeriğin insan beyninde anlamsız buluşmalar eşliğinde ‘puzzle’ oluşturması, o yapıtı film yapmak isteyen sinemacının işini kolaylaştırmaz; aksine, zorlaştırır. En karmaşık romanların filmini bu yüzden ‘ip cambazı ustaların’ çekmesi gerekir. Hayatının henüz ikinci filminde devasa bir yükün altına girmeye çabalamış ‘iyi niyetlilerin’ harcı değildir bu. Ki Said Nursi’nin hayatı, değme romanlara taş çıkartan bir hayattır. Ayrıca, onun romanı henüz yazılmamıştır. Filmi de çekilmemiştir. Bir imparatorluk çökerken, Said Nursi’nin gözünden o devasa karmaşayı anlatabilecek sanatçı da piyasada görünmüyor henüz.

İşte tam da bu yüzdendir, bu yükün altına girmeyi göze alan babayiğide olan kızgınlığımız...

‘Hür Adam’da da -diğer bütün kötü filmlerde olduğu gibi- düşülen en büyük hata dramatik yapının iyi kurulamaması olmuştur. Basit ifadesiyle, hikaye anlatmayı becerememiştir Mehmet Tanrısever. ‘Hür Adam’ı ‘BİR SAİD NURSİ BELGESELİ’ olarak tanıtsaydı kimsenin itirazı olmazdı buna, ama işadamı-yönetmen, böylesine kötü bir yapıta imza atıp, “Bu filme mutlaka gelin, film bu, film...” diyebiliyorsa, birazcık ‘Raging Bull’ birazcık ‘Aviator’ biraz da ‘Reis Bey’ izlemiş olan insanları kızdırıyor haliyle...

Said Nursi’nin çocukluğundan başlıyor film.. Bitlis’teki Nurs köyünden..
Daha ne olduğunu anlamadan Kafkas cephesine gidiyoruz birden. ‘Eski Said’ büyümüş, ‘keçe külahlılar’ diye bilinen çetesiyle Ruslara meydan okuyor. Ama seyirci ne Said Nursi’nin zihinsel altyapısına vakıf oluyor ne de olayların neden böyle geliştiğini anlayabiliyor... ‘Hür Adam’da basit bir neden-sonuç ilişkisi bile görünmüyor. Tanrısever bu yapıtla demiş ki, “Kardeşim, Bediüzzaman’ı iyice öğrenin, öylece gelin ve izleyin. Uğraştık o kadar, birazcık para verin de masrafı kurtaralım!”

Şurası açık: Nursi’nin Tarihçe-i Hayat adlı eserini okuyup onun hayat hikayesini hatmetmiş kişiler bile bu filmden bir şey anlamaz! Tanrısever, film çekmeye çalışarak ‘belgesel’ çekmiştir, o da zaten fazlasıyla ‘canlandırma’ kokuyor. Hani, başroldeki Mürşit Bağ da olmasa, Mehmet Tanrısever eminim bardak fırlatacak daha çok kişiyi bulurdu karşısında.

Böylesine önemli bir insanın hayatına giriyorsan, iyi film çekmeyi de bileceksin, iyi hikaye anlatmayı da! Bunları yapamıyorsan eğer, film çekmeyi bilenlere yalnızca paranı vereceksin; içindeki sinema aşkını ‘yapımcılıkla’ tatmin edeceksin. Sana gerçekleri söyleyenlere de kızmayacaksın.

Said Nursi’nin hayatını ‘deneme filmi’ yaparak aleme maskara olursan, eleştirilere de açık olacaksın...

Görüntü yönetmenine “Çek oğlum şu plandan” demekle ya da Nursi’yi sevenlere bardak fırlatmakla olmaz bu işler...

Kare kare, sahne sahne tahlil etmek için başlamıştım yazıya, lakin gittikçe kızgınlaşan zihnim bana “Burada bırak” diyor. Mehmet Tanrısever, ‘Hür Adam’ için Said Nursi’yi seven ‘geniş kesimlerden’ destek istedi ama o süreçte aradığı desteği bir türlü bulamadı. Belgeselimsi yapıtını seyirci de sevmeyince gişede bir miktar hüsran yaşadı ‘film’. İşte bu yüzden “Allah’ın Sadık Kulu: BARLA” adlı filmi önemsiyorum. Henüz izlemedim ama içimden bir ses bana bu filmin “Mehmet Tanrısever’in Hür Adam’ına Cemaat cevabı” olduğunu söylüyor. Bakalım gerçekten öyle mi? Cevap ya da değil, bir yapıtın gönüllerde iz bırakabilmesi için öncelikle ‘iyi’ olması gerekir.

Kötü filmi çekip de ağlayana gülerler sonra...

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2284
Kayıt tarihi
: 08.10.11
 
 

O, Sıkıyönetim Kahramanmaraş'ında doğup 28 Şubat gölgesinde İstanbul'a geldi. Beyazid'da 'Gazetec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster