Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Nurettin Erdoğan Yönetici

http://blog.milliyet.com.tr/nurettinerdogan

29 Haziran '16

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1471
 

Kıbrıs Gazisi bir Türk subayı; Süha Baykara ve onun meşhur "Sancağım" Şiiri

1970’lerin sonuydu. Beşiktaş’taki bizim oturduğumuz binanın en üst katına 16 Numaralı daireye, Eşi ve iki Kızı ile birlikte yeni bir komşumuz taşındı. O zamanlar Binbaşı idi aile reisi. Süha Baykara idi bu değerli Askerin adı. Daha sonra tanıştık ve çok samimi olduk bu güzel komşularımızla. Tüm Apartman Sakinlerinin sevgisini kazanmışlardı ailesiyle birlikte..
 
Sıkı Yönetim ilan edildi daha sonra ve Beşiktaş’ın Sıkı yönetim komutanı Binbaşı Süha BAYKARA olmuştu. Yani Beşiktaş’ın en büyük Mülki ve Askeri Amiri… Karargâhı Ortaköy Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi’nde idi.
 
Bu arada ben de askere gidip gelmiştim. Askerden 1979 yılında döndüm. Bir gün Ortaköy’e kendisini Ziyarete gitmiştim. Beni karşıladı. Odasında otururken beni Pencerenin kenarına çağırdı ve gel Nurettin, bak aşağıdaki yavrularıma bak, Nasıl? Sana benziyorlar değil mi… Onlar benim Aslanlarım derken gözlerinden yaşlar döküldüğünü gördüm, çok duygulanmıştım.
Süha BAYKARA  Binbaşım,  Asker dendiği zaman gözleri dolardı. Bir gün evlerinde otururken kendisine sordum:
- Neden Asker dendiğinde gözleriniz doluyor Süha Ağabeyciğim?
- Tebessüm etti…  sonra uzaklara daldı ve anlatmaya başladı. 1974 Yılında Kıbrıs Barış Harekatında Yüzbaşı Rütbesiyle Kıbrıs’a ayak basan ilk Türk Subayı’ydı . O Harekatta neler neler olmuştu…
Önce Kıbrıs Barış harekâtında Uçaktan başladı anlatmaya:
Savaşa gidiyorduk. Uçaktayız, ve sırtlarımızda Paraşütler, ve asker soruyor, komutanım ne zaman atlayacağız. Oğlum sabret diyor. Aradan birkaç saniye geçmiyor, Komutanım ne zaman atlayacağız derken, öndeki paraşütlü askerler başlıyorlar atlamaya. Herkes sevinç içinde. Ardından aşağıdaki Rum askerleri taramaya başladılar paraşütçüleri. Onun ardından Türk Savaş Uçakları Kartallar geliyor ve aşağıyı taramaya başlıyor, ardından haydi çocuklar atlıyoruz dendiğinde başlıyorlar Kıbrıs semalarından aşağı süzülmeye.
Aşağı inince, asker hemen biraz önce aşağı atlayan ve vurulan arkadaşlarını görmek üzere kalkmaya teşebbüs ettiğinde komutanı hayır, yat yere diyor. Daha sonra askerler anlıyorlar ki, biraz önce aşağı atlayanlar, aslında askerlerimiz değil, asker elbisesi giydirilen içleri ot dolu mankenler…
 
En önemli anılarından birini anlattı bana:
Bir gün Beşparmaklara doğru tırmanıyoruz. Havan mermileri üzerimize yağmur gibi yağıyordu. Biz aşağıdan karşılık veriyoruz, müthiş bir çatışma…
O ara yandım diye bir ses duydum. Hemen sesin geldiği tarafa yöneldim. Sürünerek gittim. Baktım ki  Siirt’in Şırnak İlçesinden( O zaman Şırnak, Siirt’e Bağlıydı)  Yahya isimli bir askerim yerde ve elinde ise, Botun içinde dizinden kopan ayağını almış, ayağına bakıyor…
 
Ben hemen etrafa emirler yağdırmaya , bağırmaya başlıyorum; sedye getirin, Ambulans.. çabuk.. koşun … derken Siirt’in Şırnak İlçesinden olan Asker bana baktı, Ne Telaş ediyon komutanım, Annem beni bu günler için doğurdu Vatan Sağolsun;  hele sen bir cigara ver de yakak..dedi… Biz Ambulansa koyduk askerimizi ve ardından dua ediyorduk, iyi olması için. Ne olduğunu olduğunu merak ediyorduk.
 
Aradan aylar geçti, o askerden bir mektup aldım. Mektupta bana: Komutanım, beni o gün Mersin Limanına getirdiler. Orada hastaneye götürüp tedavimi yaptılar, Allah razı olsun hepsinden. Daha sonra yurt dışından protez  geleceğini söylediler, o da gelirse yürüyeceğimi söylediler. Komutanım; Vatan için Öbür Bacağımı da feda etmeye hazırım, gerekirse canımı vermeye de hazırım, emredin yeter ki diyordu mektubunda…
Askere dil uzatan, Askeri tanımayan, Askeri  yaşamayandır demişti…
 
Şimdi düşünüyorum da,  Doğudaki  insanlara terörist gibi bakanlar, onların da bizden biri olduğunu, Kıbrıs’ta, Çanakkale’de, Dumlupınar’da onların dedeleriyle bizim dedelerimiz birlikte savaştıklarını bilmiyorlar mı? Onlar da bizim Kardeşimiz. Teröristler elbette vatan hainidirler. Vatan hainleri sadece doğudan mı çıkıyor, başka İllerimizden, başka bölgelerimizden de çıkmıyorlar mı… Bizim Ülkemizde yaşayanlar, doğudakiyle batıdakilerle hepimiz kardeşiz. Biz hep birlikte el ele tutuşup bir olursak, bizi hiçbir kuvvet yenemez.
 
Beşiktaş’ta Sıkıyönetim Komutanlığı yaptığı yıllarda, Beşiktaş Pazarı, şimdiki Balıkçılar Pazarının olduğu caddeden, Ihlamur dere caddesinin sonuna kadar kuruluyordu. Bir yangın olsa, İtfaiyenin yangına müdahale şansı sıfırdı. İşte O Komutan, Pazarı oradan kaldırıp şimdiki yerine taşıyan insandır.
O zaman, Muhtarlara varana kadar değişti. Bir gün babamı çağırdı ve  Senin gibi dürüst, haktan hukuktan anlayan adamlar lazım bana; dedi ve Rahmetli Babacığımı Dikilitaş’ın Muhtarı yaptı.
Babam, üç buçuk sene Muhtarlık yaptı ve her gün muhtarlığı saat 21:00 lere kadar açık tutardı. Neden herkes saat 17:00 de kapatırken sen saat 21:00 de kapatıyorsun Babacığım dediğinde, işlerinden izin alamayıp Muhtarlıkta işleri olanlar olur oğlum. Onlar işlerinden olmasınlar diye bu saate kadar bekliyorum derdi.
Fakirlerden, evlilik için Muhtarlıktan evrak isteyenlerden para almazdı. Süha Ağabey ise, işte ben bunun için Muhtar yaptım, bana böyle dürüst İnsanlar lazım demişti.
 
İşte O sıkıyönetim komutanı aynı zamanda hem iyi bir Komutan, hem de çok iyi, adaletli bir insandı.
Bayrağı için ölürdü. Çok da iyi bir şairdi aynı zamanda. Aslında şairliği, Vatan, bayrak, sancak aşkından da kaynaklanıyordu sanki…  
 
Çoğu Askeri törende, Sancak geçerken bir şiir okunur. İşte o sancak şiiri de Bu Güzel  İnsanın, O zamanki Binbaşı, şimdiki Emekli Piyade Albay Süha Baykara’nın “Sancağım” şiirini sizinle paylaşmak istedim. Rabbim Böyle Vatanseverleri Eksik etmesin Yurdumuzdan. Yıllar geçti aradan, yıllardır görmüyorum da kendisini ama hiç unutmadım…
 
SANCAĞIM
Köpürse denizler, yıkılsa dağlar,
Tufanı getirse fırtınalar...
Çökse kainat üstüme,
kopsa ellerim bileklerimden,
Sökülse teker teker dişlerim,
Kör olsa, görmese bile gözlerim,
Açılsa göğsümde sayısız yaralar...
Vermem seni parça parça oluncaya kadar!
 
Sen, Aydan akseden hilal,
Sen, ufkumda hürriyetim.
Sen, nesilden nesile emanetim,
Sen, yaşamak için son nefesim.
Sen, savaşlarımı aydınlatan güneş,
Sen, Mehmetçiğin elinde alev alev...
Sen, elden ele dolaşan îman,
Sen, şeref ve haysiyetim...
Sen, önünde secde edip and içtiğim sancağım..
Kanımla boyadım damla damla tenini,
Ölsem ruhum tutar düştüğüm yerde dimdik seni!
Süha BAYKARA
 
Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 516
Kayıt tarihi
: 31.05.16
 
 

Kabataş Liseli olan Nurettin Erdoğan, ömür boyu eğitime inanan bir yönetici. Küçük yaşlarda girdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster