Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '09

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
307
 

Kıbrıs ve Kuzey Irak kıskacında dış siyaset

Kıbrıs ve Kuzey Irak kıskacında dış siyaset
 

radikal.com.tr


Birleşmiş Milletler 64. Genel Kurulu, ekonomik kriz ve çevre burhanı arka planında yapıldı. ABD, Avrupa, Şanghay, ittifakları ile nükleer kutup başları İran ve Kuzey Kore odaktaydı. Türkiye’nin ise, dış ilişkilerini dengelemeye çalışırken karşılaşacağı en büyük güçlükler; ABD’nin Irak’tan çekilirken bölgede “kukla devlet”in ilanı ve AB’nin KKTC konusundaki dayatmaları olacak…

Kıbrıs konusunda, bizim dışımızda, “iki toplum”un egemenlik haklarına dayalı tez yok gibi. Vakfiye senetlerindeki mülkiyet arşivleri ve yakın tarihin kayıtları, Ada’da Türkleri göz ardı eden barışın insafsızlığını çok önceden belgelese bile, mal/ticaret ambargonsun sosyal ambargoya dönüşeceği kaygısı yayılmaktadır. O kadar ki bu, “limanlarınızı açın”, “petrol arama hakkını ‘aramayın” baskılarından da kaynaklanan haklı bir kaygıdır.

Kıbrıs Türkleri, yakınlarda yapılan seçimle, evrensel düşünüşle ulusal duruş arasında koparılan bağları onarmanın kendi varlığı açısından önemli olduğunu anlattı. Türkiye’nin garantörlüğü, oraya Türk siyasetçilerinin karışması olarak okunamaz; Kıbrıs Türkünün de okullarını, sosyal güvenlik kurumlarını düzenlemeden başlayarak, özgür basınını ve dahası dış siyasasını belirleme hakkı tartışılamaz. Kıbrıs Türküne, olsa olsa bu anlamda katkılar verilebilir. Türkiye’nin kendi birinci dereceden akrabalarına bu anlamda karışmadığı bir yere ise kimsenin, hele ki Rumların karışma ve Avrupa’nın buyurma hakkı olmasa gerekir.

Ancak öte yanda, daha yoğun ve yakın bir baskı ABD, Irak’tan çekilirken yaşanmaya başlamıştır bile: Türkiye’nin kırılgan gündemi, Irak’ın üçe bölünmesi olasılığı ve ‘Kuzey’inde resmen ilan edilmesi söz konusu olan devleti tanıma, tanımama anlamında çatlamaya başladı bile. Bizim “açılım” adına gündeme aldığımız iç siyasetimiz bazılarınca “dış siyaset” boyutunda değerlendirilmektedir. Oysa, içinde bulunulan tarihi koşullarda, demokrasi ve ekonomideki iyileştirmelerin teknik uzmanlık bilgisi ışığında bölge gereksinimlerini aşan boyutu ülke genelinde ele alınmalı ve açılım zihinsel “ayrışmaya” değil ulusal dayanışmaya dönüştürülmelidir.

Kuzey Irak anaforunun bizi önce içine çekmesi, Türkiye’nin “güvenlik” gibi masumane bahanelerle burada bu aşamada doğrudan angaje hale gelmesi, yarın ters tepkimeyle ülkemiz Güney/Doğusu’nun o yapay devlet eksenindeki manevralara daha açık hale gelmesi tehlikesini de taşıyor. Her iki körfez harekatının izleğinden “Kerkük petrolleri” “girizgah” olarak öne sürülse de, Türkiye “Müttefik güçlerle” bölgeye girmemiş –aslında bunun da ne kadar istendiği tartışılır- ve o zamanlar “dikeniyle güle katlanmayan” şimdi yavan kaktüs bekçiliğine özendiriliyor gibi bir görünüm belirmiştir.

Dahası bütün bu olup bitenlerin sıkletinde “Türkmen” kaygısının ne denli yer tuttuğu da tartışılır. Çin’in ölçüsüz şiddetiyle Uygur Özerk Bölgesinde yaşananlara yönelik tepkinin bezerini, üstelik de tam anlamıyla haksızlığa uğraya-gelen Türkmenler için serdetme olgunluğunu örgütleyecek akademik ve medyatik ortamdan da yoksunuz. Bu koşullarda Irak’ın yeni durumuna değin ve Kuzey’ine yönelik olası bir rabıtamızın Amerika’nın parametreleriyle sınırlı kalması kaçınılmazdır. Irak’ın Kuzeyindeki oluşumlarla –bölgesel aşiret liderleriyle- kendi inisiyatifleri dahilinde uzun soluklu bir mutabakat arayışı ise, ya kendimizi hafife almak ya da onlardan taşıyamayacakları yükleri beklemek olur.

Öte yandan, bölge merkezini göz önüne alarak ekonomik sorunlarla mücadeleyi uzmanlarından öğrenmeye çalışmak kadar terörle mücadele konusunda da uzmanlara kulak vermek uygun olacaktır. İkisinin bilgi birikiminden siyasetçi, doğru olanı sentezler ve gereğini en çok da halkla konuşarak yapabilir. Terörle mücadele uzmanları sorunun kendi kararlığımızla aşılabileceğini söylemektedirler. Terör örgütüne sağlanan destekler ve teröre karşı beklediğimiz desteklerin boşa çıkması da bu yöndeki tespiti geçerli kılan olgulardır.

Bütün bunların ışığında, ABD’nin, Suriye, İran ilişkileri, Afganistan vahası ve Kuzey Kore ile olan çekişmesi ile Şanghay’ın ekonomik uç beyi olan Çin’in Dünya ekonomisi üzerinde soğuma etkisini ne derecede yeğleyeceği önemlidir. Bunlar Washington-Ankara hattında ele alınacak ve alınmakta olan konuların sırasını ve ağırlığını da dolaylı yoldan etkileyecektir.

Türkiye, zor virajlardadır; dış siyasetinin birikimine ve halkının sağduyusuna güvenmek ve ekonomisi ve demokrasisi için yatırım yapmaya devam etmek durumundadır. Bulunduğumuz coğrafya o Birleşmiş Milletler Genel Kurullarının en çarpıcı ve keskin kayıtlarına konu olan alanlardır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Abdullah Gül “Güzel yarınların temellerini hep birlikte atacağız. “ dedi bayram mesajında. Temel, öncesi olmayan şeyler için atılır, yada önceki yapı yıkılıp kazınarak yerine atılır. Yeni ve ilave temeller atacağız demiyor. Güzel yarınlar için önceden atılmış temeller yokmuş gibi “temellerini atacağız” söylemi, kurtuluş savaşı sırasında ve sonrasında atılan temeller ne olacak sorusunu getirdi aklıma. Böyle bir söylem, önceden atılmış temelleri yok sayan, en azından önemsemeyen, yada onların yerine yeni temeller atmayı öngören bir zihin yansıması olarak anlaşılır. Aksi halde beynin gerisinde oluşan mesaj “Güzel yarınları inşa etmeye hep birlikte devam edceğiz” şeklinde oluşurdu diye düşünür çoğu insan .

Dr Hamit Bozkurt 
 25.09.2009 22:49
Cevap :
İlginiz ve katkınız için teşekkür eder, saygılar sunarım. bk  10.12.2009 23:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 479
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster