Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '09

 
Kategori
Yılbaşı
Okunma Sayısı
493
 

Kibritçi kız ve yeni yıl

Kibritçi kız ve yeni yıl
 

Andersen masallarından Kibritçi Kız’ı sanıyorum bilmeyenimiz yoktur. Bir yılbaşı gecesi yoksul kibritçi kızın, kibritlerini satamayıp, sonunda ısınmak için kibritleri tek tek yakıp hayallere dalmasını ve donarak ölümünü anlatan sonu mutlu bitmeyen masallardan. Her zaman içim burkularak anımsadığım masallardan birisi.

Bir yılın sonuna yaklaşırken aklıma o kibritçi kız ve kibritleri geldi. Biten her yılı yanan kibritlere benzettim. Hayatımdan bir yılın geçip gittiğine, bir kibrit tanesi gibi yeni yılın yanıp yok olmaya hazırlandığına. Yeni yılın ilk günleri; çakılan kibrit tanesi gibi sevinçle parlar, bu sevinçle türlü türlü hayallere dalarım. Bir yandan da sönmek üzere eski kibritin o ana kadar beni ne kadar ısıttığını, ne kadar aydınlattığını, hayatıma ne kattığını, neleri alıp götürdüğünü hesaplamaya çalışırım..

Hayatımdan bir yılın eksildiği düşüncesinden çok, bu yıl kendimde neler biriktirdiğim üzerimde dururum. Hayatıma ne kadar insan katabilmişim, ne kadar insanı hayatımdan çıkarmışım, ne kadarıyla arkadaşlığı dostluğa çevirebilmişim, ne kadarı hayatımda hiç olmamış gibi çekip gitmiş. Hangi kitaplardan nasıl etkilenmişim, Yazı yazabilmiş miyim? Neleri daha güzel yapabilirdim? Serde öğretmenlik var ya. Hangi çocuğa ulaşabilmişim, hangi çocuğun bir sorununu çözmüşüm, hangisinin sorununu dile getirebilmişim. Bir anlamda kendimle hesaplaştığım günlerin içine düşerim yılın sonunda. Ama bu hesaplaşma kendimi yıpratmaktan çok, sadece yaşadıklarıma seyirci olmaktır. Uzaktan bakmaktır. Hem zaten geride kalan gün, giden gün bize en uzak olan gün değil midir? Yanıp kül olan ama biriken…

Hem ulaşamayacağımız kadar uzak, hem gözümüzdeki bakış kadar yakın.
Yeni yıl ise bütün beklentilerin gerçekleşeceği umudunu taşır. Yıllardır arayıp arayıp da bulamadığımızı birdenbire bulacağımızı sanırız. Yada kötü giden kaderimizin artık değişeceğini umarız. Genellikle kendim için öyle büyük büyük beklentilere düşmem. Ekmeğim, yeşil zeytinim, çayım olsun yeter beslenmem için. Barınmam için bir oda bir salon evim yetip de artıyor bile. Okunacak kitaplarımı alabileyim, çalışabilecek kadar sağlığım yerinde olsun yeter. Gözümü tok, gönlümü zengin tutmayı amaçlarım. Ama çocuklarım için, bu güzel ülkenin doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde tüm çocukları için bir çok beklentiye giriyorum.

Öncelikle yıllardır süren bu çirkin savaş bitsin, barış olsun.

Çocukların ellerinde taş olmasın, bilinçsizliklerinden ve kontrolsüz enerjilerinden kimse yararlanmasın.

Otobüslerde yanmasın çocuklar, kırsal alanda parçalanmasın,

Köyde, evlerinin içinde anne-babalarının katline seyirci olmak zorunda kalmasın, katledilmesin...

Anadilinden ve inandığı dinden ötürü aşağılanmasın, özgürce kendini ifade edebilsin.

Kız erkek hepsi eğitim hakkını kullanabilsin. Üniversite bitirene kadar.

Karnı tok olsun çöplükleri karıştırmasın, kağıt toplamasın.

Bağımlılık yapıcı maddeler ondan uzak olsun.

Aile içinde şiddet görmesin.

Çocuk yaşta zorla evlendirilmesin. Kendi istediğiyle evlenmeye kalktığında töre cinayetine kurban gitmesin.

Nitelikli eğitim alsın, araştıran, soran, sorgulayan, üreten birey olabilmesi için bütün eğitim araçlarından yararlanabilsin.

LYS, ÖYS gibi kişisel gelişimini ve yaratıcı düşünceyi engelleyen bütün sınavlar kaldırılsın.

Üniversite bitirdikten sonra işsiz kalmasın, üretime katılsın, İşsiz Makine Mühendisleri Derneği gibi dernekler kurmak zorunda kalmasın.

Askere gittiğinde sadece ülke sınırlarını korumak görevi olsun, gülerek evine dönsün, şehit olarak dönmesin. Elinde bomba patlamasın, mayına basıp hayatını kaybetmesin, PKK saldırısına uğrayıp şehit olmasın.

Hiçbir çocuk dağa çıkmasın.

Hiçbir çocuk polis sorgusunda hayatını kaybetmesin.

Ah Kibritçi Kız, seninki de ölüm mü? Bak benim ülkemde çocuklar nasıl çocuk gibi yaşayamayıp, ne akla hayale gelmeyecek sebeplerle ölüyor.

Çok mu ütopik şeyler düşlüyorum acaba? Bu ülkenin insana, insanına değer veren, onları değerli kılan, sanatçısı, yazarı, siyasetçisi, askeri, hukukçusu, ekonomisti, doktoru, öğretmeni, sanayicisi, işçisi esnafı, çiftçisi yok mu?

Sorumluluk alabilecek kimse yok mu? Hiç mi yok.

Yoksa varda kendi yaşamlarının, kendi çıkarlarının dışına çıkamayıp aç gözlü ve gönül fakiri mi hepsi? Hepsi mi?

İşte yeni yılda eski yıldan çok farklı değil aslında. Hem ulaşamayacağımız kadar uzak, hem gözümüzdeki bakış kadar yakın…

Sevgiyle kalın, yeni yılda gözünüz tok gönlünüz zengin olsun.

Leyla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biz de Andersenleri yaşamadan bir yerlere varamayacağız anlaşılan. Pişip olgunlaşmak için bir bedel ödüyoruz. Dilerim artık bu bedel ödemelerin sonuna geliriz yeni yılla birlikte..

Hakkı Uysal 
 09.12.2009 15:45
Cevap :
Aslında sorun çoktaan pişip yandı kavruldu,olgunlaşıp ihtiyarlamaya başladı.Ama hala bedel ödüyoruz.Neden? Teşekkür ederim katkınız için.Sevgiyle kalın.  09.12.2009 17:36
 

Çocuklar için bütün dileklerinize katılıyorum. Ayrıca okullarda da şiddet görmesin, donanımlı sınıflarda layıkıyla eğitim alsın. Mutlu yıllar...

moonlight1 
 09.12.2009 13:57
Cevap :
Haklısınız,okulda şiddeti çok fena atlamışım.Halbuki birebir içinde olmama rağmen.Katkınız için teşekkürler.Sevgiyle kalın.  09.12.2009 17:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 247
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 651
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Karlı bir kış günü, yaşam denilen bu yola düşmüşüm. Yürümüş yürümüş de bir arpa boyu yol alamamış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster