Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
459
 

Kılıçdaroğlu'nun tarikat yaklaşımı üzerine

Kılıçdaroğlu irticalen de olsa siyasetle uğraşmayan tarikatlara saygılı olduğunu söylemiş. Buna karşı verilen tepkilere baktığımızda, tarikatların siyasetten alakonamayacağı itiraz olarak söyleniyor. Bunun yanında, tarikatlara saygılıyız dediği için, kendi düşünce kesimi tarafından tarikatçılığı olumladığı için eleştiri alıyor. 

Yani ne ona ne de buna 'yaranabilmiş' durumda Kılıçdaroğlu. Şimdi bu iki eleştiriyi karşılamaya çalışalım: 

İşin esasına baktığımızda Kılıçdaroğlu'nun söylediği şey, dinsel ve kültürel varoluş tarzları olarak ortaya çıkan tarikat türü içrek örgütlenmelerin bu düzlemin dışında işlev göstermemeleri, kendilerini var kılan öz neyse ona sadık kalmaları. 

Bu bence makuldür. Örneğin bir futbol kulübü taraftları bir dernek kursa, bu derneğin ana faaliyetleri belli olurdu. Futbol taraftarlığı ile ilgili etkinlik yaparken, bu yapı içerisinde siyasal propaganda, manipülasyon yapmak o kuruluşun temel amaçlarına aykırı olurdu. Bu aykırılık sadece amaçtan sapma şeklinde değil, oradaki derneğin asıl amaçlarına ulaşmak için bulunan bireylere karşı bir baskı da içerirdi. 

Bir tarikatın da bir futbol kulübünden farkı yoktur. Tarikat denilen şey, bildiğimiz kadarıyla, inançsal, kültürel, geleneksel kurumlar. Dolayısıyla amacı içinde siyaset yok. 

Bunun tersini düşünelim, bir dernek, siyaset ile uğraşma üzere kurulabilir. Bunlardan çok var. Belli bir siyasal anlayışın derneğini vs. kurabiliyorlar. Bunlar için durum tersine döner. Amacı siyaset olduğu halde, burdakiler kalkıp da, futbol taraftarlığı ile ilgili olarak oraya gelenleri organize etmeye kalkarlarsa, bu, o derneğin amacına aykırı olur. 

Bütün bunlara rağmen, insanlar robot değilidr, yer, içer, inanç duyar, sevişir (bazıları) ve siyaset de yapar. 

Bulunduğu bir yapı içinde bunların hepsiyle birlikte varolur. Ama yapının temel amaçlarını sabote edecek, onlara aykırı olacak, onun üstüne çıkacak, temel amaçlara ulaşmada insanlar engellenerek ya da önü açılarak, yönlendirilmeye çalışılacak şekilde olmamalıdır. Olmamalı derken, bunun normatif bir dille söylemiyorum. Mantıksal bir bakıştır bu. Yani, sen 'a' işini yapmak üzere kuruluyor da, 'b' işi yapıyorsan, bu yaptığın ilk işi anlamsız hale getirir ve ortadan kaldırır. 

Bu açıdan baktığımızda, tarikatların siyaset ile uğraşması gerektiği tezi düşer. Tarikatlardaki bireylerin olağan şekilde siyasal görüşlere sahip olması vs. bunlar tarikatın siyasal faaliyet içinde olabileceğini savunacak şeyler değildir. 

Olaya sosyolojik olarak baktığımız zaman denebilir ki, tarikatlar zaten siyasal yapılardır. Buna eyvallah, kesinlikle öyledir. 

Ona bakarsak, her türlü yargı organı da siyasaldır. Ama biz onlara siyasallaştı derken, taraf tuttu, elindeki araçlarla nesnel davranmadı deriz. Yoksa, insanoğluna ait her şey siyasaldır. Cumhuriyet siyasal bir öğretidir, demokrasi siyasal bir öğretidir, bunların üzerinde yükselen yargı bu öğretilerin ideolojisine sahiptir. Yargı öyle bir şeydir ki, öğretisine göre çalışır. Toplumun sosyalistse, ona göre yargı çalışır, islamcı ise ona göre çalışır. 

Yani burada, tarikatların siyasallaşmasından bahsederken, dar anlamda siyasetten bahsediyoruz. 

Kılıçdaroğlu'nun düşünce dünyasından olanların ise, Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını tarikatları olumladığı için eleştirdiğini söylemiştik. 

Onlara göre tarikatlar, dinciliğin hakim olduğu, bireylerin değil, şeyhe şıha bağlı, kimse işte tarikat şefi, ona boyun eğen, itaatkarlar topluluğu olduğunu bunun da, kadına, kıza, bireye baskı içerdiğini savunuyorlar. Çünkü kör inanç düzlemi oralar. 

Bu tabi belli bir perspektifi içeriyor. Sonuçta, oraya giden insanlar aklı başındalar, özgür iradeleri ile karar verirler, bu onların tercihidir, buna kimsenin diyecek şeyi yok. Ancak toplumu idare edenler için şu önemlidir: İnsanları bu yollara itecek yanlış yönlendirmeler, yanlış eğitimler ve ortamlar hazırlamamalıdır. Her türlü görüşe ve yaşam tarzına en açık imkanları ve fırsatları tanımalıdır. Kim nereye giderse kendi bileceği iştir. 

Elbette Türkiye'de bu ne kadar böyledir bilinmez. Siz insanları eğitimsiz bırakırsanız, tarikatlar gibi yapıları diğer yapılara göre desteklerseniz, bilgisiz inancı körüklerseniz, karşıtlarına ve alternatiflerine şans vermezseniz, bu tür yapıları insanların perspektifli olarak, kör inanç yuvaları diye tanımlamalarını engelliyemezsiniz. 

Sonuç olarak, her türlü yaşam tarzına her türlü imkan eşit şekilde verilsin ve eşit korunsun kollansın. Her kim hangisini seçiyorsa, baş göz üstüne. 

Bu tür yapılarda bireyler elbette siyaset ile uğraşabilir, birbirini etkilemeye çalışabilir, ancak bu tür kurumlara duygusal ve törese bağlılık, pazarlanabilen oy depolorına çevrilmesin, bu amacından sapmak ve insanları sömürmek olur. Ahlaki ve erdemli de değildir. 

Geriye şu kalıyor sadece: Siyaset ile uğraşmak üzere hareket eden tarikatlar varsa onler ne olacak? 

Bu sanırım tarikat kavramıyla çelişiktir. Tabi bu çelişiklik bana göre, ya da tarikatın sözlük anlamına göre. Biri diyebilir ki, kardeşim ben tarikattan bunu anlıyorum. İnanç, kültür, gelenek ve siyasi güçbirliği. 

Ona diyecek bir şey. O zaman, tarikatları böyle tanımlayarak hareket ettiğimiz zaman, tarikatlar siyasal olarak sizin muhalifiniz olabilir. Bu durumda, eleştirilecek, çürütülecek, ve o görüşün hakim olmamamısı için, meşru yollardan, karşı gelinecek bir konuma gelinmiş olunur. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 467
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1002
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster