Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
5861
 

Kılık kıyafet devrimi

Kılık kıyafet devrimi
 

Ağaç Hareketi Devrimleri
KILIK KIYAFET DEVRİMİ


Salih’in babası ona bir kazak almıştı. Yanımızda giymeye utanıyordu. Sonra dayanamadı, giydi. Annesi, babası, bir iki misafir ve ben bakakalmıştık. Gür siyah saçlı gürbüz çocuğa mavi, boğazlı kazak nasıl da yakışmıştı. Çocuk, güzelliğini bütünleyen bu giysi ile okul arkadaşlarının beğenisini kazanmak istiyordu. Gençlik duygusu ile heyecan içinde aynanın karşısına geçiyor, kendisine hayran hayran bakıyordu. ”Arkadaşlarıma göstereceğim.” dedi. Ama gösteremezdi çünkü o öğrenciydi ve o güzelim kazağın üzerine simsiyah, kapkara bir önlük giymek zorundaydı. Annesinden bunu duyduğu zamanki yüz ifadesini unutamıyorum. Daha bu yaşta çaresizliğe gömülmüş, ağlamaklı bakışlarıyla her birimize ayrı ayrı ”Neden?” diyordu sanki. O’na verecek cevabımız yoktu. Çocuklarınıza vereceğiniz cevabınız yoksa ortada bir yanlış var demektir. Daha sonra Salih’in bir daha o kazağı hiç giymediğini ve aynanın karşısına hiç geçmediğini öğrendik.

Doğruların yapılmasını kurallarla engelleyemezsiniz. Eğer bunu yaparsanız işte gerçek gerici ve yobaz siz olursunuz.

Salih gibi ülkemizin diğer çocukları da mavi kazaklarını giyemediler, halen de giyemiyorlar.

Büyük Atatürk modern Türkiye’yi kurmak amacıyla insanların kılık kıyafetinde o güne göre çağdaş anlamda bazı değişiklikler yapmıştı. Fakat ondan sonra ülkeyi yönetenler bilgiden, modernlikten, yenilikten o kadar uzaktılar ve de tembeldiler ki o büyük insanın devrimlerinin üzerine bir şey koymak yerine “Atam sen kalk da ben yatam” edebiyatıyla Salihlerin mavi kazaklarını giyip arkadaşlarına göstermelerini hep engellediler.

Yaşamayı sadece yemek içmekten ibaret sanan bu ülkenin insanları, anne babalar da çocuklarının, gençlerin gizli gözyaşlarını görmediler, görmek istemediler.

Sanki o büyük deha ”Kıyamet günü bile Türk insanı böyle olacak, yoksa karışmam” demişçesine acizliklerini, zavallılıklarını örtmek için ”Devrimler sonsuza kadar yaşayacaktır” diyerek yine Atatürk’ün manevi kişiliğine sığınmışlardır. Utanmasalar, hani Türkiye’nin imkânı oldu da uzay aracı yaptı. Astronotunu “Kastamonu şapkalı” seksen yıl öncesinin Cumhuriyet dönemi vatandaşı görüntüsüyle uzaya gönderecekler. Devrimler ve Türkiye Cumhuriyeti elbette sonsuza kadar yaşayacaktır. Ancak devrimlerin ruhuna ve özüne sadık kalınarak değişim ve yenilikler devam ettirilmelidir

Kılık kıyafet konusu insanların birbirleriyle ve milletin devletle kavga ederek ülkenin sürekli kaos içinde bulunması sonucunu doğurması bakımından “bulanık göl hırsızları” için çok uygun bir ortam yaratır. Ülkemizde türban sorunu yıllardır çözülememiştir. Bir kesim “inancımın gereği takıyorum, normal vatandaşlık haklarımın engellenmemesi gerekir.” derken bir başka kesim “Türban siyasi İslam’ın simgesidir. Bunu takanların amacı Cumhuriyeti yıkıp şeriat devleti kurmaktır. Üniversiteler başta olmak üzere kamusal alanlarda türbana izin verilemez.”demektedir. Kavga büyüktür çünkü türban takıp üniversiteye giremeyenler yani bu nedenle eğitim hakkı elinden alınanlar yüz binlercedir. Üstelik arkalarında %60 ‘lara varan dindar, dinci desteği vardır. Karşılarında ise neredeyse bir”Laik Cumhuriyet imparatorluğu” vardır. Mafya patronları bu kavgayla ekmeklerinin üzerine sürülmüş tereyağını iştahla yerken milyonlarca fakir ülke insanı bu kavganın sonucu ekonomide meydana gelen “suni krizlerin kurbanı olarak işlerinden çıkarılmakta, işe girememekte, ücretlerini alamamakta kısaca inim inim inlemektedirler.

Oysa sorun çok basit, çözümü daha da basittir.

İnsanların başından türbanını çıkaramazsın. “Türban siyasi simge, bunlar Laik Türkiye Cumhuriyetini yıkıp yerine İslam devleti kuracaklar” desen de bunu ispat edemezsin.

İnsanların böyle bir gerekçeyle eğitim özgürlüklerini de ellerinden alamazsın. Bu gerçekten hareketle Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ülkemizin laik devlet yapısının korunmasının mutlaka başka yolu bulunmalı.

Ben bu konuda ümitsizim. Tuzu kuru laikçi “ Türkiye batsın yeter ki laiklik baki kalsın” derken

İnatçı sakallı henüz beşikteki torununun bile başına türban takmaya hazırlanıyor. Tereyağlı ekmeğini homur homur yiyen kızının, hanımının değil başı afedersiniz kıçı da açık olan hırsız mafya babası imana gelmiş kâfir gibi “Allahım sana şükür” diyor.

Laik kesimin korktuğu olası İran manzaralı Türkiye’den gerçekten ben de ürküyorum. Samimi dindar insanların ülkemizin İran ya da Arabistan gibi olmasını dilediklerine inanmak istemiyorum.

İnsanların giyimlerinden ziyade kafalarına bakmak gerekir.”Yobazlar” diyerek milyonlarca insanı dışlayıp ikilik yaratmak yerine onlara yaklaşarak kardeşlik duyguları içinde inanmıyorsak bile cami avlusunda oturup onlarla sohbet etmeli bir yandan Allah yok dedi diye bir insanın kafasının kılıçla koparılmasının adil olup olmadığını konuşurken öte yandan da onları dinleyip ne yapmak istediklerini anlamalıyız.

Ancak ülke olarak tedbirli olmak da zorundayız. Bir yandan yeni düzen Ağaç Hareketi’nin bu mantıklı, olması, yapılması gereken yaklaşımını (Ülkemizdeki her iki kişiden birinin konu ile ilgili böyle düşündüğüne inanıyorum.) hayata geçirirken diğer yandan yeniçağın güvenlik sistemi “profesyonel ordu” insanların inançlarının gereğini özgür bir şekilde yerine getirmelerinin güvencesi olurken bunu devletin modern, çağdaş ve laik yapısına zarar verebilecek şekilde yapmalarını önleyecektir. Yüz binlerce kişiden oluşan”Güvenlik Destek Birimi” ülkede halkın %76 evet oyuyla kurulmuş sistemin karşıtı yapılanmaları daha hazırlık aşamasında belirleyerek genel güvenliği harekete geçirecekler. Modern rambolar ülke içinde ve dışında hilafetçi ya da şeriatçı ve hatta diğer mezhep, inanç ve inançsızların düzene zarar verecek oluşumlarını derhal önleyecektir.

Siyaset bataklığına girince çıkamıyoruz.

Laiklerin bu düşünceler için “Sen hayal görüyorsun. Dincileri bilmiyorsun. Elimizi versek kolumuzu kurtaramayız. Türbanlıları üniversiteye alsak liseliler sonra ortaokul, memurlar ve diğerleri gelir. Ülkenin her yanı Arabistan sokaklarına döner. Açık kadınlara saldırırlar. Bizi sürükleyerek camiye götürürler. Canımızı kurtaramayız” şeklinde korkularını endişelerini dile getirmeleri mümkündür. Haklı da olabilirler. Devleti riske atamayız da denebilir.

Öte yandan dindarlar, dinciler de ”İslam’ı yok edecekler. Dinin emirleriyle dalga geçiyorlar. Ezan Türkçe okunsun diyorlar. Yarın hiç okunmasın diyecekler. Eşlerimizin kızlarımızın başlarını açacaklar. Çocuklarımızın eğitim hakkını ellerinden alıyorlar” gibi belki haklı belki haksız bir kısım korku ve endişe taşıyacaklar.

Ve kavga devam edecek. Ne zamana kadar. Bu sorun ortadan kalkıncaya kadar. Peki, bu düzende bunun gerçekleşmesi mümkün mü? Kesinlikle hayır. Kırk elli senedir çözülmemiş. Çünkü türban gerilimi bu hırsız düzenin beslendiği kaynaklardan biri. Adam su içtiği çeşmeyi neden kessin? Yüz yıl sonra da belki biraz farklı ama bizi üzen türban kavgası bu ülkede devam edecektir.

Bu ülkenin yöneticilerinin, laiklerinin, dincilerinin akıllarını başlarına alıp bu saçma kavgadan vazgeçmeyecekleri çok açık. İş bulamayan ya da üç kuruş asgari ücrete çalışan insanlarımız bu saçma türban kavgası yüzünden ekonominin bozulduğunu göremiyorlar maalesef. Hatta aç karnını düşünmeden her iki tarafın da dolduruşuna gelip kavgaya katılanlar da var.

Türkiye’nin yeni düzeni Ağaç Hareketi yukarıdaki anlayış çerçevesinde tartışmaya son noktayı koyacak yeniçağın güvenlik sistemiyle de hilafetçilerin, şeriatçıların “İslam Devleti” hayallerini kesin olarak sona erdirecektir.

Sorunun burada anlatılanın dışında bir çözümü var mıdır? Evet, vardır: Türkiye’nin bölünmesi, ekonominin iflası, kan, gözyaşı, ölüm. İsteyen Ağaç Hareketi’ni desteklemeyerek bu yolu tercih edebilir. Ben abartmıyorum. Bu çözüm şu an ülkemizdeki türban kavgaları. Herkes görüyor. O o yana çekiyor, bu bu yana çekiyor. On binlerce genç kızımız üniversite kapılarında. Eğitim hakları ellerinden alınmış. Ülke toplumsal patlamanın eşiğinde. Şimdilik ordunun korkusu ve halkın sağduyusuyla gidiyoruz. Ama nereye kadar.

Görüldüğü gibi siyaset batağına girince çıkabilmek güç oluyor.

Kılık kıyafet kişisel bir özgürlüktür aslında. Ancak ne gariptir ki bizde toplumsal bir beladır. Özgürlükler çok haklı toplumsal gerekçelerle kısıtlanabilir. Misal adam bir bitki keşfetmiş. Yüzüne sürünce güzel oluyor. Yararı büyük. Kişinin bunu kullanma hakkı var mıdır? Elbette. Kendisine ve başkasına zararı olmayan her şeyi herkes rahatlıkla kullanabilir. Ancak etrafa da koku veriyor. İşte bu durumda özgürlük kısıtlanır.

Kişilerin kılık kıyafetlerinin buna benzer bir zararı var mı? Hayır. ”Ben açık gezen kadından rahatsız oluyorum.” Öteki de diyebilir ki ben de gözleri bile görünmeyen kara çarşaflıdan rahatsız oluyorum” Peki, ne yapacağız? Aslında siz bu yana, siz de bu yana demek en doğrusu ama bunu nasıl yapacaksınız?

Bir nehir, çay veya dereyi düşünün. İçinden size zarar verecek yılanlar geçiyor durmaksızın, biteceği yok. İki çözüm var tıpkı türban konusu gibi. İlki nehrin karşısına durup her geçen yılanı öldürürsünüz. Kurşununuz biter. Siz yorulursunuz. Yılanların bir kısmı boşuna ölür. Kalan kısmı da çocuklarınızı ısırır. Bu şu anki türban karşıtlarının mücadelesinin bire bir şekli. Ben de Atatürk’ün askeriyim. Ama lütfen kusura bakmayın Atatürk’ün askerlerinin cesur olduğu kadar akıllı da olmaları gerekir. Üniversiteye almadığınız türbanlı genç kızlar ne oluyor dersiniz? Bazıları Anıtkabir’e elinde kuranla girip Atatürk’e hakaret eden” meczup” ları doğurup yetiştiriyorlar. İkinci çözümü yukarıda ayrıntılı şekilde açıkladık: Sorunu genel özgürlükler çerçevesinde ele alacağız. Yalnız bu”genel” sözü sizlere bugünkü boş vermişliği, vurdumduymazlığı çağrıştırmasın. Adı öyle. Yeni düzende –teşbihte hata olmasın-inekler öyle uçsuz bucaksız çayırlara “ne yapacaklar ki bırakalım otlasınlar“ diyerek kendi başlarına salınmazlar.

Acayip görüntülerden endişe edenler de var.

Gözleri bile görünmeyen kara çarşaflılar.

Belki peygamberimizin bile şık bulmayarak giymediği sarıklı, şalvarlı, sakallı, abalı, tesbihli, takunyeli, fesli insanlar.

Estetik göğüs çukuru yaratmaya çalışırken işi abartıp neredeyse göbek çukuru yaratanlar.

Denize elbiseyle girenler.

Mini etek giyeyim derken bacaklarının güzelliğine dayanamayıp “hani etek?” giyenler.

Kaddafi’nin casuslarına benzeyen, kafasını gözünü sarmış erkekler.

Botoks, güneş odası, burun düzeltme, kaş aldırma, göz aldırma derken uzaylı yaratıklara benzeyen kadınlar ve daha niceleri.

Ahlaki kaygılar taşıyanlar sayıca daha fazla. Elli senedir elli bin kez her türlü araştırma, toplumsal ve bilimsel çevrelerce böyle olmadığı söylendiği halde halen açık gezenlerin daha az namuslu olduğu toplumun çoğunluğu tarafından düşünülüyor maalesef. İnsanlar inancı gereği, ahlak ve namus anlayışı nedeniyle veya sırf gösteriş olsun diye kapanıyor olabilirler. Bunun sorgulaması ve yargılamasını yapmak doğru değildir. Toplumların ve tek tek insanların doğal, zararsız reflekslerine müdahale etmenin geçerli bir mantığı yoktur. Aynı şekilde açılanların da kendilerince haklı nedenleri olabilir. Bu şekilde giyinmek onlar için vazgeçemeyecekleri bir hayat tarzıdır belki. Dinime uymuyor, kabul edemem diyorsan dinini kutuplarda yaşaman gerekir. Bu konunun konuşulması, tartışılması aslında gereksizdir. İnsanların tercihleri”böyle olmalı, şöyle olmalı” diyemeyeceğimiz bir konudur. Irmaklar eğer bahçenize taşmayacaksa bırakın yatağında akıp gitsin.

Görüldüğü gibi Ağaç Hareketi bu konuda “tam özgürlüğü” savunmaktadır. İsteyen açık gezer, isteyen kapalı. Kimsenin davranışı kimseyi ilgilendirmez.

Ancak sonsuz özgürlük yoktur. Daha doğrusu özgürlüklerinizi diğer insanları rahatsız etmeden yaşamanız gerekir. Yeni düzende özgürlükler sadece iki nedenle engellenebilecektir.

Size ve başkalarına zarar verecekse.

Sizi ve başkalarını rahatsız edecekse.

Benim inancıma ve düşünceme ters diye hiç kimsenin özgürlüğünü kısıtlayamazsınız. İnancınıza ve düşüncenize ters ise yapmazsınız, ilgilenmezsiniz, uzak durursunuz.

Yeni düzende erkek ve kadınların mahrem yerlerini göstererek alenen kendilerini teşhir etmeleri kesinlikle suçtur. Keza zina, izinli ya da izinsiz para ile ya da başka şekilde fuhuş, aile içi cinsel istismar, sarkıntılık, taciz taraflar reşit olsalar ve kendi istekleriyle olsa bile suçtur. Kanunun suç saymadığı konularda “ayıp, günah” gibi yaklaşımlarla insanların özgürlükleri engellenemez. İnsanlar kendilerine ait yerlerde, ya da kendi aralarında bugün ayıp sayılan özellikle cinsel konularda yazabilir, okuyabilir, konuşabilir bu konudaki her türlü yayını diğer insanları rahatsız etmeden izleyebilirler. Bu konulardaki yasakların mantığı yoktur. Komik ve aptalcadır. Ancak bunlardan çocukların olumsuz etkilenmeleri mümkündür. Aslında burada yapılmak istenen çocukların bu konularda bilgi sahibi olmasının değil yanlış bilgi edinmelerinin önlenmesidir. Yoksa örneğin çocuklar için eğitim sisteminin faaliyet listesinde “cinsel eğitim” konusu vardır.

Bir kadın “Beni gören erkekler tahrik olmasın diye saçlarımı örtüyorum” diyebilir ancak bu onun kendi düşüncesidir. Çünkü ben bu yaşıma kadar bir kadının saçlarından tahrik olduğunu söyleyen bir erkeğe rastlamadım. Ancak tabi ki inancı gereği örtüyorsa akan sular durur.

Yazımızın bütününden de anlaşılacağı gibi yeni düzende ne giyecekleri konusunda insanlar tamamen özgür bırakılacaktır. Bugünkü özellikle memurlar ve öğrencilerle ilgili saçma kıyafet kısıtlamaları kaldırılacaktır. Böylece Salihler, Ayşeler, Büşralar 70 yıldır giyemedikleri mavi kazaklarını, fırfırlı mini eteklerini, kot pantolonlarını, rengârenk eşarplarını giyebileceklerdir. Yeni düzende devlet kişinin özgürlüğüne yüzde yüz haklı olduğu çok önemli bir gerekçeyle ancak müdahale edebilecektir. Ayrıca yeni düzende kamusal alan diye bir şey yoktur. Ülkenin her tarafı herkese açıktır.

Yalnız özgürlüklerin iyi güzel ve doğru davranışlar olması gerekir. Örneğin dilediğimi giyerim derken pis ve bakımsız gezemezsiniz. Bu yeni düzende suçtur. Kişilerin kendilerine bakmaları ve toplum içine imkânları ölçüsünde en güzel halleriyle çıkmaları zorunludur. Çok bakımsız ve pis görünümlüyseniz(gerçi yaşam birimleri buna izin vermeyecek, kişiyi elinden tutup güzellik merkezine götürecektir.) sokak ortasında tutuklanırsınız. Cezası hafif suçlar yani bir yıl hapistir. Hiç kimsenin çevresini kirletmeye, kirli görünüşüyle insanları rahatsız etmeye hakkı yoktur.

Yine özgürlük var diye bir kısım insanların çıplak protesto, çıplaklar yürüyüşü, çıplaklar kampı gibi ahlak dışı davranışlar suçtur.

Bugün cinsel sapkınlıklar olarak tanımlanan ve toplumun bazı kesimlerini rahatsız eden homoseksüellik, lezbiyenlik ve benzeri daha birçok olgular “Ne yaparlarsa yapsınlar” diyerek kendi hallerine bırakılmayacak mutlaka kontrol altına alınacaktır. Ağaç Hareketi’nin çağdaş devlet anlayışı bu ülkede var olan, kanunun suç saymadığı doğru yanlış tüm düşünce, davranış ve özgürlüklerin güvencesidir. Bu kişilerin kendilerini ve kimliklerini saklamalarına, mahalle baskısından korkmalarına gerek kalmayacaktır. Yeni düzende hiç kimse yaptığı eğer kanunda suç değilse şunun bunun tepkisinden korkmasına gerek yoktur. Ayrıca bu kimseler kanunlar çerçevesinde diledikleri şekilde yapılanma ve yaşam şekilleri kurma konusunda özgürdürler.

Bazıları “Ne gerek var, bunların kafalarına bir çivi çakalım ya da boyunlarından bir taş bağlayıp denize atalım” diyebilirler. Onlara Kerim Korkut’un cevabı: Siz iyi ve dindar bir insan olduğunuz için değil, insan olduğunuz için bu ülkenin vatandaşısınız; bu topraklarda yaşıyorsunuz. Yeni güvenlik sistemi başkalarının size lan demesine bile izin vermeyecektir. Ancak elbette hangi inanç, din ve mezhepten olursa olsun hassasiyetleri olan insanların kutsalına, değer verdiğine karşı saygılı olunması gerekir.

Bugünün toplumunda hoş karşılanmayan, insanların dış görünüşlerinde yaptıkları erkeklerin küpe takmaları, saçlarını şöyle ya da böyle yapmaları ve daha birçok farklı imaj ve değişiklikleri yapabilmeleri serbesttir. Ancak bunların sağlığı bozucu etkisi nedeniyle kontrol altında yapılması gerekir

Kılık kıyafetin bir de tedariki yani ekonomisi vardır.İleride anlatacağımız Kişisel Bakım ve Güzellik Birimi sorumlu olduğu kişinin ihtiyacı olan (bu ihtiyacın şekline, süresine, çeşit ve miktarına kullanacak olanla birim birlikte karar verecektir) kıyafeti onunla birlikte dağıtım ünitesine (bu ünite bugünün elbise mağazalarına benzemez. Kişinin ölçüsü, provası, siparişi, izleme ve beğenisinin yapıldığı aynı anda yüz kişiye hizmet veren çok özel bir merkezdir.Kişinin talebi alınır. Üretim yerine aktarılır. Ürün üretilir ve kişiye ulaştırılır.) Bugün insanların bu konuda korkunç bir israfı söz konusudur. Bir kadının 160 çift ayakkabısından söz edilmektedir. Yeni düzende paranız varsa farklı seçenekteki ürünleri alabilirsiniz. Ama bunları kullanmak zorundasınız. Kullanma süresini doldurmayan hiçbir ürünü çöpe atamazsınız. En fakiriniz bile satın aldığı bütün ürünleri düzenli şekilde muhafaza eder ve kullanır. Devlet sizin paranızı çöpe atmanıza izin vermez.

Kılık kıyafetin bedeline gelince burada sosyal paylaşım ilkesi geçerli değildir. Yani satın aldığınız giysilerin bedelini tam olarak ödemeniz gerekir. Herkes imkânına göre ödesin dersek çoban Mehmet atlas libastan kaftan ister.

Füsun İnci bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sebebi her ne olursa olsun, kimin devrimini savunmak ya da karsi gelmek amacli olursa olsun insanin giyimine karismak onun haklarina mudahale etmektir. Degil devletlerin, bireylerin bile buna yeltenmesi suctur.

GozlerdenIrak 
 19.03.2011 2:16
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim.Bu suç işleniyor ama.Anlatmaya çalıştığınız özgürlüğü devletin sağlaması lazım.Kimsenin kılığına kıyafetine karışılmasın demekle olmuyor malesef.Benim le aynı parelelde düşünüyorsunuz.  19.03.2011 12:36
 

1967- 1971 yılları arasında SBF 'de okudum. Bir tek türbanlı kız öğrenci görmedim. Hatta hemen bizim fakütenin yanındaki binada yer alan Hukuk Fakültesinde de türbanlı öğrenci yoktu hatırladığım kadar. Yorumu size bırakıyorum?

yılmaz çetingöz 
 01.02.2011 23:54
Cevap :
Mazeretler,şartlar,koşullar,çekinceler dikkate alınırsa doğruya ulaşamayız.Bir insanın istediği gibi giyinmek hakkı mıdır,değil midir? Evet hakkıdır diyorsanız ben haklıyım; hayır hakkı değildir diyorsanız siz haklısınız.Şartları,mazeretleri,çekinceleri dikkate almayacaksınız.  02.02.2011 19:14
 

Kılık kıyafet kanunu kayıtta olsa da fiilen yoktur zaten. Türban yasağı bu kanunla savunulmuyor; laiklik elden gidiyor diye yaygara ediliyor. Ben de kılık kıyafette insanın kim olduğunu saklamayan her biçim özgür olmalıdır. Hatta okullarda kılık kıyafet biçimi veliler isterse konmalıdır. Aksi halde serbest olmalıdır. Çıplaklık bir giyim biçimi olmadığı için giyinik toplum içinde engellenebilir. Bir yandan özgürlükte sınır tanımıyor görünürken öte yanda eli sopalı ahlâk polislerini vatandaşın başına dikiyorsun. Yeni sistem dediğini ben polisi devlet yapmak gibi algıladım. Zaten milletin yarısını da polise çalışan yardımcı yapmışsın. Bir de tabi ki cinsel özgürlük anlayışında bir arıza var. karı koca dışındaki her tür cinsel ilişkiyi reddetmişsin. Vesikalı veya vesikasız fuhuşu, toplu seks alemlerini suç saymqanı anlayabildim de reşit iki insanın gönül ve akıl rızasıyla cinsel birlikteliklerine niye karışıyorsun anlyamadım. Bunun toplumsal ve insansal mahzuru nedir onu çıkaramadım.sl

Muharrem Soyek 
 31.01.2011 12:40
Cevap :
Büyük Manitu dedem derdi ki"Beni anlasalardı peygamber sanırlardı" En çok da şu serbest cinsellik yargınıza güldüm.O dediğiniz gurupları tam tersine kabul etmek,düzenlemek resmileştirmek onay vermek için böyle düşünüyorum.Şimdi sokağa çıkıp ben buyum diyemiyorlar bile.Kanunlarla onları tanıyacağız. Yaşamlarını ve faliyetlerini güvence altına alacağız.Siz benim eli sopalı tabirimi polis devleti olarak anlıyorsunuz. İnsanlar yaşadıkları yerlerde birebir korunacaklar.Hepsi bu.Bilmem neredeki karakolun polisi yetişinceye kadar katil sizi öldürüyor.İşte böyle beni dövün.Ben de kendimi korumak için karşı saldırıya geçeyim.Zorluk sizin anlamanız.Halk beni anlayacaktır.Ama önemli olan da sizin anlamanız."Türkiye'de aydınların ihaneti" adlı yazımı da okuyun da biraz daha sopa yiyim sizden hahahahaha!  31.01.2011 17:43
 

Valla yorgan kısaysa ayağınızı toplayacaksınız mecburen.Çalışıp,imkanlarınızı genişletip yeni bir yorgan almanıza kimsenin diyeceği olmaz tabi ama yeni yorgan alınana kadar ayağı dışarıda bırakırsanız romatizma kaçınılmaz sonucunuz olur. Ama tabi seçim sizin, hasta olma özgürlüğünüz kimseyi ilgilendirmez. Zaten konunun yorganla da bir ilintisi yok. Burada imkanlarımızı genişletmeyelim diyen yok. Bulunulan andaki imkamlarımızla en iyisini yapmalı. Ayrıca Salih'in arkadaşına gidip mavi kazak almak geçici bir çözüm. Derdimiz bir sadaka toplumuna doğru gitmek değilse, çabamız diğer çocukların babalarına da aynı kazağı sadaka olarak değil, kazandığı parayla ve gururla almak üzere iş imkanı yaratmaktır. İş imkanlarını henüz yaratamamışsanız, herkese de mavi kazak sadakası veremiyorsanız ve kendi gösterişiniz vicdanınızın önüne geçmiyorsa forma en adil, en sevimli çözüm gibi gözüküyor. Gerçi işkence odalarında arkadaş adı vermemiş bir nesil, BBG evlerinde arkadaşını satan nesle bunu anlatama

Yıldız... 
 23.01.2011 14:12
Cevap :
Benzer bir çocukluk yaşamışız;acılar ve zorluklarla dolu.Çocukluğumdan bazı satırları mesajla size yolladım. Yaşadığımız hayatlar bizleri farklı görüşlere yönlendirmiş. Bende özgürlük duygusu gelişirken sizde koruyucu annelik duyguları öne çıkmış. Ben de çocukluğumda açlık ve yoksulluk çektim ama baskı daha ağırdı.Belki bundan olacak yeterki uçayım da kanatlarım olmasın dedim. Çok büyük özen ve gayret ortaya koyarak anılarınızı benimle paylaştınız.Size teşekkür ediyorum.Savunduğum kılık kıyafet devrimi sadece ilk okul çocukları için değil herkes için.El kadar yavrularımızın üzerlerine pırıl pırıl giyebilecekleri elbiseleri millet ve devlet olarak alırız merak etmöeyin.İş ona kalsın.Endişe ettiğiniz konular elbette haklı ama lütfen yani özgürlük de bambaşka birşey.  23.01.2011 14:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1347
Toplam yorum
: 4236
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 664
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster