Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1391
 

Kilitlerinden ayrı düşen anahtarlar!

Kilitlerinden ayrı düşen anahtarlar!
 

Görsel:www.seslisalincak.com. Ressam Zeynep Gürler çalışması.


İçinde yaşadığı kaotik çağın ve kentin yorgunu entellektüel bir adam, yatmadan önce Michel Tournier'in "Anahtarlar ve Kilitler" adlı deneme kitabına dalmıştı. (1) Yazarın "Kilitler" diye adlandırdığı insan yüzü, kitap, kadın, yabancı ülke, sanat yapıtı ve burçlar ile "anahtarlar" olarak adlandırdığı silah, para, insan, ulaşım araçları ve müzik aletinin buluşmasının yarattığı iç çağrı hem dikkatini çekmiş hem de kafasındaki soru işaretlerini artırmıştı... Yüzlerce anahtar deliği gibi soru işaretleri... Her birine üşenmeden ruh gözünü dayadığında içeride uçsuz bucaksız, küçük birer karadelik görüyordu. (*)

Pozitivist, teknoloji merkezli ve akılcı (rasyonalist) temelleriyle tanımlanan modernizmin suları hızla geri çekilirken, gelip geçicilik, süreksizlik ve kargaşanın egemen olduğu postmodern zamanın yağmur bulutları yüksek gördüğü tüm tepelere ve mega kentlere sağanaklar halinde bindiriyordu...

Bir de aynı sabırla zihin gözünü dayamayı denedi aynı anahtar deliklerine... Adamın gördükleri Tournier'in yazdıklarını da aşmış, bu iki (s)imge özelinde âdetâ büyük kentlerde yaşanan zamanı tanımlar nitelikteydi.

Anahtarlar, binlerce, yüzbinlerce... Kilitlerle buluşmak yerine günümüzün, çoğu - temel ve gerçek ihtiyaçların çok ötesinde- abartılmış nesnelerin, saptırılmış taleplerin peş(rev)inde, piyasalaşmış ilişkilerin pençesindeydiler... Benzerlerinin arasında, uzaktaki sıcaklığı, doğa ile, kendileriyle ve birbirleriyle barışık oldukları, kilitlerinin içinde güvenle yaşadıkları geçmişlerini arayan, geçici ve çoğu sanal mutlulukların kıskacındaki bireyler, topluluklar, toplumlar olarak göründüler ona...

Bu arayış, hâyâl edilip erişilemeyene kavuşma arzusu , onları zaman ve mekân boyutunda bazen bir araya getirmekte lâkin çoğu zaman da ayrı düşürmekte...

Her anahtarın karşısında çoğu kez beklentilerinin metamorfoza uğramış birer yansıması var ya da gölgesi yanına düşmüş; Kuzey ve güney yarımküre, doğu ve batı uygarlıkları, gece – gündüz, deniz - kara, kadın – erkek, ruh-beden, eski - yeni, yalnızlık – birliktelik, bireysellik – toplumsallık ikilem(e)leriyle ifade bulan karşıt eşleri... (**)

Sıkış(tırıl)mış zamanlarda, "ötekileşme süreci"nin uzun tünellerinde tamamlayıcı eşini arayış... Aydınlığın karanlığın gizemini, karanlığın aydınlığın ışıklı yüzünü arayışı gibi ...

Aralarında, “Asıl“ olan, özlenen, tamamlayıcı eş olan "öteki" ile buluşamaz, empati kuramaz, senteze varamazsa her ikisini de alıp yutacak olan derin bir boşluk var! Sentez oluşacaksa, kendiliğinden, doğal olarak kapanacak olan derin bir çukur!

Anahtarlar yabancılaşmış, ötekileşmiş, piyasalaşmış, sanallaşmış gerçeklikleri ile, kilitlerinden ayrı düşmüşler. Ne kadar çabasalar da çözüm olmuyor. Arzulanana, özlenene ulaşılamıyor. Anahtarlar kilitlerle buluşamıyor!

“ Asıl “ olan “ öteki “ ile kavuşmalı, anahtarlar kilitleri ile buluşmalı, sentez sağlanmalı.

Yoksa, bu bir çözümsüzlük mü? Kaotik bir çözümsüzlük mü?

"Kültürel söylemin yeniden tanımlanmasında heterojenliği ve farklılığı özgürleştirici güçler olarak öne çıkarttığı"(2) söylenen yeni zamanın postmodern yağmurları, tarihe vurgu yerine, mekâna, yerele ve somut olana vurguyu öne çıkartmakta... Zaman, tarih ve değişme kavramları yerlerini "somut olan"a ve "görünen"e bırakmakta, onları yıkayıp aklamakta... "Anahtarlar" bu nedenle moda "kilitler" diye bireye-tikel olana ve kültüre yöneltilmekte... Bu yönelişin bedeli olarak, postmodernizm tartışmalarıyla gelen yağmurlar, her defasında "farklılık" ve "kültürel kimlik" tartışmalarının dar ve derin kuyularında birikmekte, insanlığın geniş, düz ve verimli ovalarına uygun kanallarla erişememekte... Tam da bu noktada son dönemlerin coşkulu, sevimli ve aşkın filozofu Slovenyalı düşünür Zizek,"rüyana sahip çık" diyen bir sesle yorgun adamın kulağına doğru fısıldar ve "ideolojinin oyunu buradadır işte..." diyerek insanlığı uyarır!(3)

Tüketim ve ticaretin temel, doğal ve insanî ihtiyaçlara yönelik varlığını ve gerekliliğini hiç şüphesizki kimse yadsıyamaz. Fakat burada eleştirileri çeken nokta, bu eylemlerin kültürle sarıp sarmalanarak, düzey, derinlik ve biçimlerinin yukarıdan aşağıya tümüyle belirlenmesidir. (4) Bir şeyin nihai amacı eğer ticari değilse, alım-satım ve kâr içermiyorsa, onun, evrensel, toplumsal, çoğul, siyasal ve ideolojik alandan hızla dışlanmakta oluşudur. Bireysel anlamda da duygusal ve hümanist aklın gerileyip "araçsal aklın" hemen her yeri istilasıdır!

Kuyularda biriken yağmur suları bu nedenle verimli ovalara akamamakta, anlamı arayan -ve çoğaltan- yazı yaşantının yalnızca posasına, anahtarlar ve kilitler de ruhsuz metalik yığınlara dönüşmekte...

Görünen öylesi bir ortam ki, civa taneleri gibi her bir yana dağılmış bireyleri, doğal, tamamlayıcı eşlerinden önce ayrı düşüren, ardından çağdaş tüketim nesneleri önünde onları -ister ateist, ister mûmîn, isterse deist olsun- usluca saf tutturan her şey! (5)

Hem yurtta hem de cihanda...

Tüm büyük kentlerde...

İ.Ersin KABAOĞLU

15 Nisan 2009, Ankara

Kaynakça ve Blognot:

(*) Michel Tournier'in eseri dışında yarattığı özgün "assemble" tablo ile bu çağrışımları tetikleyen genç ressamımız Zeynep Gürler'e, bu çağrışımlar zincirini kısa ama faydalı bir beyin fırtınasıyla zenginleştiren sevgideğer babası, değerli meslekdaşım, MB yazarı Bekir Sıtkı Gürler'e, değerli meslektaş ve blogdaşım Hakan Kıldokum ve İlker Başlıoğlu'na içten teşekkürlerimi iletmek isterim.

(**) Michel Tournier'e nazire yaparsak, kuzey yarımküre - batı uygarlığı - gece - deniz- kadın - ruh - eski - yalnızlık - bireysellik (s)imgeleri "kilit", onları açan, çözümleyen-tamamlayan karşıt eşleri de "anahtar" olsun benim benzeşimimde.

(1) Michel Tournier, "Anahtarlar ve Kilitler- Kısa Düz Yazılar "(Orj. "Petites Proses"), Çeviri:Tahsin Yücel,. Ayrıntı Yayınları, 2003 İst. 220 sayfa.

(2) Harvey David, 1990. s.21, "Çağdaş Sosyoloji Kuramları", Margaret M. Poloma, Çev. Hayriye Erbaş, EOS Yayınevi, 2007, Ankara. 359. sayfa.

(3) "...Çokkültürcülükle, bir kültür diğerine saygı göstermeli gibi şeyler kastediliyorsa, tabi ki bunu destekliyorum. Ama ideolojinin oyunu buradadır işte. Şeyler, aslında yalnızca o şeyler değildir. Meseleye daha yakından bakalım. Bugün hangi ürünlere rağbet artıyor? Ürünü, içinde o ürün yapan zehirli madde olmayanlara, örneğin alkolsüz bira, kafeinsiz kahve, yağsız çikolata, çokkültürcülükte benim her zaman şüphe ettiğim şey şudur; komşuyu, ‘öteki’ni istiyoruz ama kafeinsiz olarak, hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüz davranıyoruz. Asıl zor olan ‘öteki’ni ‘gerçek öteki’ olarak kabul etmektir..." Tuğba Tekerek'in röportajı : "Ordu Gönüllü olmamızı emrediyor"- Taraf- Istanbul - 05.12.2009.

(4) Kültürün metalaşması sürecine kapitalizm bağlamında en kapsamlı teşhisleri yapan, kültürü bir endüstri konusu olarak ele alan Adorno'ya kulak verecek olursak; "Kültür Endüstrisi" makalesinin girişinde, kurulu dinlerin düşüşü, teknolojik ve toplumsal farklılaşmanın artması ve kapitalizmin bir sonucu olarak kapitalizm öncesi unsurların çözülmesinin kültürel kaos yaratacağı yönündeki yaygın teze karşı şunu söyler: "aksine, kültür hiç bir zaman bu kadar birleşmiş ve bütünleşmiş değildir. Şu anda kültür her şeye damgasını vurmaktadır. Filmler, radyo ve magazinler bir bütün olarak tek biçimli ve her yerde geçerli bir sistemi oluşturmaktadır" (Adorno, Theodor W., 1985, "Aesthetic Theory",120). " Kitle iletişim araçları yoluyla kültür endüstrisi tüketicilerini yukarıdan aşağıya belirler. Diğer metaların tabi olduğu üretim tüketim düzeninin aynısına tabi olur" (Adorno, Theodor W., 1991, The Culture Industry: Selected Essays on Mass Culture, J. M. Bernstein (ed.), London: Routledge, 85). Adorno'nun ikinci yorumuna tamamen katılmakla birlikte, ilk yorumunda bahsedilen ve umut beslenen medya unsurlarının yayın içerikleri ve derinliği konusundaki endişelerim nedeniyle ben bu yaklaşıma uzak durmaktayım (İ.Ersin K.)

(5) Bu konuda bir çözüm önerisi denemesi için bkz.: http://blog.milliyet.com.tr/Iktisadi_Aklin_Akilsizliklarina_Karsi_Yeni_Bir_oneri/Blog/?BlogNo=115806

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tek kerelik okunacak bir yazı değil, Derinliğine okunacak, üstünde düşünülecek, kafa yorulacak bir yazı. Öncelikle onu belirtmeme izin verin. Şerife hanım başta olmak üzere aşağıda oldukça değerli katkılarda var. Tüm bunları düşünürken, "Kamil olma" örneği vermişsiniz ya... Belki kelalaka olacak ama ne geldi aklıma biliyor musunuz? Belki de "Kamil insan" sarhoşken bile, karanlıkken bile hatta, hiç kimseye ihtiyacı duymadan o deliği bulup, o kapıyı açabilendir ki; sarhoşluk da göreceli bir kavram bana göre. Bazısı ilahi dinler sarhoş olur, bazısı şarkı dinler sarhoş olur, bazısı da rakı içer sarhoş olur. Her ne kadar sarhoş olursa olsun, kemale ermişse insan zaten kapıyı açmak için hiçbir yardımcı araca ihtiyaç duymaz, duymayacaktır diye düşünüyorum. Uydu mu bilmem? Uysa da bu, uymasa da bu ba. Bilmem gari. Bilge sensin. Notumu sen vereceksin. :)) Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 08.05.2010 23:19
Cevap :
"Uydu", "uydu" Aynur hanım. Hem de çok şık uydu. "Sarhoşuk" hali zaten bir tür "trans" hali... İnsanoğlu -ve insankızı- olarak içimizde biriktirdiklerimizin de su yüzüne -daha kolayca- çıkmasını sağlıyor. Çok biriktiren sanırım rahatlıkla "çilingir" de olabiliyor. Hele bir de "trans" halindeyse... Açamayacağı kilit kalmıyor olsa gerek! Naçizane, ben bir "bilge" değilim, henüz bildiklerimi geliştirme ve sentez aşamasındayım (Daha ne kadar zamanım kaldıysa sanki :-)) Einstein'ın kendisi için verdiği"...(bilgi ve anlam) okyanus(u) kıyısında çakıl taşları ile uğraşan adam" örneği bağlamında biz daha kum tanelerini saymaktayız sanırım. Değerli ilgi, övgü, yorum ve katkın için içten teşekkürler. "Önerilerin" arasında bu naçizane yazıma yer verdiğin için de. Esen ve hep üretken kalasın...  09.05.2010 19:13
 

Umut, umut, hiç umut yokmu?... Doğal ki var!... Gene o umut ,bilimle ve aşkla donanmış insanda... Ve raslantılarda...

zeki etferat 
 29.04.2010 23:12
Cevap :
Hiç olmaz olur mu "umut"! Yaşamın doğasında var. Onsuz her şey çok daha zor! İçten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  01.05.2010 7:40
 

Posa bile olsa yazıya dökülerek, ders alması gerekenlere ulaşması harika. Selamlar...

Mesut KARİP 
 28.04.2010 15:55
Cevap :
Teşekkürler Sayın Karip. Dostça selamlarımla...  29.04.2010 14:19
 

Rasyonel aklımızın ya da sol beyin lobumuzun egemen kıldığı bir çıkmaz sanki bu anahtarda simgelenen. Öyle ki sürekli kendisini üreten ve ürettikçe genişleyen ve uzayan bir çemberin içinde kendi hapishanemizin hem gardiyanı hem de mahkûmu olmak gibi. En büyük çelişkimiz olan ölümü aşma uğruna feda edilenler, unutulanlar ve görmezden gelinenler, bu hapishanenin karanlıklarına gömülenler başka nasıl anlam bulur? Batı'nın Doğuya, "ilerlemenin" "ilkelliğe", "temiz" olanın "kirliye", "güzel" olanın "çirkine" ve "erkeğin" "kadına" galip gelmesi ile sanki ebediyyen kilitli kalacakmış korkusuna kapılmamak elde değil. Sağlıcakla.

Hakan Kildokum 
 26.04.2010 11:38
Cevap :
“Görünenler gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı” şeklinde ifade edilen "bilimsel gerçeklik" yine de olup bitene ışık tutacaktır kanımca... Keza tarih ananın öğretilerine baktığımızda birbirinden haberdar olan hiçbir “bütün”, er ya da geç, kendini ezen kuvvete göz yumamaz ve sessiz kalamaz! Ben kendi hesabıma buradan bir umut doğacağını umuyorum. Gelenek ve göreneklerin, birbirini oluşturan ve doğrulayan değerleri; kapitalist ve liberal yaklaşımların duvarlarını yıkabilecek ve eski ahlaksal bütünlüğü, bireyin kişisel özgürlüğünü zedelemeden oluşturacak, yeniden var edilebilir değerlerdir. Tarihsel diyalektiğe göre insanoğlunun, yeniden doğuşunu sağlayabilmek için “öteki”ne ve ötekine duyduğu saygıya ihtiyacı vardır. Bunu elde etmenin kaçınılmaz yolu ötekine karşı sorumluluğunu bilmek ve üzerini örten karanlığı öteki ile birlikte aydınlatabileceğini fark etmektir. İnsanoğlu sessiz çığlıklarına gömdüğü tabularını, ötekinin varlığında yeniden aşabilecektir.Dostça selamlar, sağlıcakla.  26.04.2010 14:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 3309
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2367
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster