Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '13

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
90
 

Kim başlattı? Ne zaman bitecek?

Kim başlattı? Ne zaman bitecek?
 

Fenerbahçe'nin de UEFA'dan elenmesi, Galatasaray'ın şampiyonluğun %99'unu garantilemiş olması, Türkiye Kupasının önemini yitirmesiyle birlikte halimize bir göz atalım dedim.

Malum; Avrupa maceramızın bu yıl Nisan ve Mayıs aylarına kadar devam ettirilmiş olması nedeniyle (her iki kulübümüzü de tebrik etmek gerekir) "futbol sohbetleri"nin en temel konusu da Avrupa'daki mücadele oluyor.

Ancak, garip bir şekilde; bu maceranın "futbol" yönü değil de "tribün savaşları", "taraftar algıları" daha moda konular. Kendi takımının Avrupa'daki mücadelesindeki yenilgisine sevinenleri "milli dava" bahanesiyle "vatan haini ilan eden bir taraftar, aynı "vatan hainliğini"(ki bu benim asla kabulleneceğim bir tavır değildir) bu defa kendisi rakip takımın yenilgisinde yapıyor.

Benim bu konudaki görüşüm her zaman nettir. Okuyanlar Galatasaraylı olduğumu bilirler. Ben; hangi takımı tutarsa tutsun, rakip takımın uluslararası mücadelesindeki bir galibiyetine kimsenin sevinmesi ya da mağlubiyetine üzülmesi konusunda yapılan baskılara hep karşıyım. İsteyen istediği gibi düşünür ve yaşar bu duygularını.. Kimseyi; Fenerbahçe ya da Galatasaray ya da herhangi bir takımımız yenilince sevindi diye vatan haini ilan etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Evet doğrudur; bu maçlar ülke puanı, prestiji açısından önemli maçlardır.. Ama taraftar bunu kabullenmek ya da kabullenmemek zorunda değildir. Bu noktada oluşacak herhangi bir düşünce de; ne taraftarlık, ne de milliyetçilik duygularıyla karıştırılmamalıdır.

Asıl önemli olan Lizbonda gördüğümüz gibi "medeni" olabilmektir. Bunu henüz beceremiyoruz ne yazık ki.. Ne zaman beceririz, ne zaman rakip takımı alkışlayabiliriz, ne zaman başarılı olanı tebrik edebilme olgunluğunu gösterebiliriz?

Zamanını söylemek için, bu ayrışmaların başlangıcına gitmek lazım. Benim; o günki çocuk aklımla anlamını çözemediğim; hatırlayabildiğim ilk "ayrışma" meşhur "şerefli ikincilik" sözüdür. 25 sene sonra halen bu tanımın dillerde dolaşıyor olması bile, bu ayrışmanın ne kadar kuvvetli olduğunun kanıtıdır. Muhtemelen bundan önce de bir çok sezonda şampiyonluklar ve küme düşmeler konusunda bir çok senaryo ortaya atılmış, hiçbirisinin gerçekliği konusunda bir çalışma yapılmadan gündemden kaldırılmıştır. Ezeli rekabet kadar eski olduğunu tahmin etmiyorum bu ayrışmanın. Çünkü; okuduğumuz, bildiğimiz kadarıyla taraftarların, hatta takımların aynı araçlarla, yanyana maç yapacakları sahaya geldiklerini de görmüş bu ülke bir zamanlar.

Derbi maçlardaki yarı yarıya seyirci olayını da hatırlıyorum mesela. 2000'deki UEFA finalinde Fenerli, Beşiktaşlı arkadaşlarımla sabahlara kadar İzmit sokaklarında zaferi kutladığımızı da..

Bugün bu duruma gelinmesindeki en büyük faktör nedir diye sorsak; büyük bir çoğunluk "yöneticiler" diye cevap verecektir. Evet, yöneticiler dolaylı olarak bu günkü durumun en büyük sebebidir. Ancak asıl sebep; "endüstriyel futbol"dur. Hızla gelişen futbol endüstrisi karşısında; "vakıf" temelli kulüplerimiz, malesef profesyonel yönetim konusunda zayıf kalmışlardır. Bugün, para dünyadaki en büyük güçlerden biri halindedir. Futbolun bu kadar parayla içli dışlı olduğu bir dönemde; ülke futbolumuz beceriksiz, hep bana zihniyetli, yönetim seçimindeki kaderi taraftarın elinde olan yöneticiler, bu hızlı endüstrileşme döneminde yetersiz kaldılar. Taraftara şirin görünmek için yapılan atışmalar, kışkırtmalar, saldırılar; zaten gaza gelmeye hazır ülke insanımızı da bu derece ayrıştırabildi. Bunun X takımı, Y takımı falan yok.. Herkes de buna dahil; kimse de "benim takımım öyle şey yapmadı, önce sizinkiler başlattı" demeye kalkmasın.

Durum bu iken nasıl düzeliriz? Öncelikle UEFA'nın mali kriterleri düzelmek için önemli bir fırsat.. Ne alaka diyebilirsiniz.. Ama alakası var. Kulüp yöneticileri; artık diğer takımlarla uğraşan, popülist, kışkırtıcı, saldırgan yöneticiler yerine, profesyonel kişilerden seçilmelidir. Her yöneticinin görevleri tüzükte belli ise; sadece o alanda kulübünün başarılı olması için çalışmalıdır. Yine senaryolar, dedikodular, "şerefli ikincilikler", "biz bize yeterizler", "bizim kupamız var" takılmaları ortada dolaşacaktır. Ancak önemli olan rakibin başarısızlığı değil; kendi takımının başarısı için çalışmaktır. Başarısız olunduğunda da "herkes benim kadar dürüst" deyip başarılı olan tebrik edilmelidir.

Dolayısıyla herkes kendi işine baktığında; artık Lizbonda olduğu gibi ve abartıya kaçmamak şartıyla; Galatasaray tribünlerinde birkaç Fenerbahçe formalı, Fenerbahçe tribünlerinde de aynı şekilde Galatasaraylı kişileri görmek mümkün olabilmeli.

Ayrıca holiganizme karşı sert edbirler artırılmalı; her kulüp küçük-büyük maç ayrımı yapmadan stad ve çevresinde; holiganizm durumunda alınacak kişisel cezalar ve kulübün uğrayacağı zararı içeren bildiriler dağıtmalıdır. TFF bugün bu işe başlarsa, çok yakın değil ama, 10 yıl içinde çocuklarımızı çekinmeden stadlara götürebilir, rakip takım taraftarının yanında maç izleyebiliriz.

Yani; bunun olması için; rakip takımı uluslararası arenalarda desteklemeye gerek yoktur. Nasıl ki bir Fenerbahçeli, Galatasaray'ın elenmesine üzülmek ya da sevinmek zorunda değilse; bir Galatasaraylı da aynı zorunluluklardan muaftır. Asıl derdimiz bu değildir. Birlik-bütünlük olmak istiyorsak; işe buradan değil, kışkırtıcı kulüp yöneticilerini değiştirerek başlamalıyız.

 

Not: Bunu yazmak lazım.. Fenerbahçe'nin elenmesine değil; kendisini pek sevmediğim halde Gökhan'ın başına gelen darbeye üzüldüm. Gökhan'ın yerine Benfica'lı futbolcuya gelse ona da üzülürdüm. Çok da sevinmedim ama; Fenerli dostlarımla çok güzel kafa buldum, eğlendim.. Buraya gelip de "bizi desteklemediler, vatan hainleri" diye ortalıkta dolaşanlar... Sözüm size.. Hani size takılan Galatasaraylı arkadaşlarınız var ya; onlar söylediğinde gülüp geçiyorsunuz ya hani.. Biz de onların yaptığını yapıyoruz.. Küsecekseniz oynamayın bu sahada.. Lütfen kimseye de hakaret etmeyin.. Bu bir düşünce özgürlüğüdür, bu "Vatan  millet Sakarya"  seviyesine getirilecek bir tartışma değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Kemal bey, Yazınızı okuyunca çok mutlu oldum. Demek ki, benim gibi düşünenler var dedim. Işık stadyumundaki ortamı görünce ben de içimde uhde olan bu konuyu "Finale çıkamamamız skor sorunu değil, medeniyet sorunudur" (03 Mayıs 2013) başlıklı yazımda incelemeye çalışmıştım. Saygıyla

MEHMET ATAK 
 05.05.2013 14:50
Cevap :
Yazınızı okumuştum.. Katkınıza teşekkür ederim..  06.05.2013 13:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 561
Kayıt tarihi
: 27.01.09
 
 

Elektronik ve haberleşme mühendisiyim. Galatasaray taraftarı; evli; 1 erkek çocuk babasıyım. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster