Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
379
 

Kim daha milliyetçi?

Kim daha milliyetçi?
 

Muhafazakarlık ve milliyetçiliğin, Fatih ve Mustafa Kemal nezdinde buluşması / 6-7 Eylül Olaylar


Bizim yüzeysel ve şabloncu "aydınlanmacı"larımızın tekrar etmekten hoşlandıkları bir ezber vardır; Aydınlanma süreci kulluktan bireye, cemaatten topluma uzanan bir süreçtir.

“Sözde” aydınlanmacılarımız, bu süreci şu şekilde algılar; birey eğer dini duygularından daha çok milliyetçi duygulara sahip olursa aydınlanmış oluruz. Çünkü toplum olmanın yolu millileşme sürecinden geçer.

Bu bakış açısının neticesinde, bireyin dini duyguları törpülenmesi, milli duygularının ise kabartılması aydınlanmaya giden yol olarak seçilir. AKP yönelik mücadelenin yöntemlerinin birisi de budur.

Bu sebeple, seçimlerden önceki dönemlerde şehit cenazelerine her zamankinden daha fazla politik anlam yüklenir, toplumun milliyetçi damarı kabartılmaya çalışılır.

Kemalist kökenli solcuların, son yıllarda milliyetçilik çizgilerinin sınırını zorlamasının sebebi de budur. Ancak bu çaba toplumun geniş kesimlerini aydınlatmamış, aksine kendilerini Turancı bir çizgiye yaklaştırmıştır.

Turancı solcularımız, her toplumsal gelişmede, dinsel olguların ne kadar gericiliğe hizmet ettiği, aslen geçerli olması gereken milliyetçi duyguyu dinamitlediği vurgusu yaparlar. Kurban bayramında sürecinde de dile getirilen, “siz koyunlarınızı kesin, biz güneydoğuda askerlerimizi kurban vermeye devam edelim" karşıtlığı toplumun önüne konulur.

Oysa ki, güneydoğuda can veren gençlerin oldukça önemli kısmı, toplumun muhafazakâr kanadının, fakir kesiminin çocuklarıdır. İşin garibi bu ölüm sonucunu, bu vatan için can vermeyi, en kolay ve doğal şekilde kabullenecek olanlarda milliyetçiler değil dindarlardır. Neticede şehitlik mertebesi, milliyetçiğe değil dine ait bir mertebedir.

Yani dindarların milli duygularının geri olduğu vurgusu doğru olmadığı gibi, bireyin dindarlığı ile aydınlanma süreci arasında da bir tezat yoktur.

Din ve milliyetçilik arasında yaratılmak istenen bu tezatın aksi yönündeki örnekler dünyada da oldukça fazladır. Bunun en başta gelen örnekleri, Kıbrıs’ın Rum kanadının önderlerinden, Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı ve enosis hareketinin yaratıcısı olan Makarios’tur. Hem başpiskopostur, hem de ırkçılık düzeyinde bir milliyetçi hareketin lideri. Bu elbette önümüzdeki en kötü örnek. Milliyetçi damarı en fazla yükselen bir dindar olarak.

Dünyanın hiçbir noktasında, dini duyguların, milli duyguları zedelediği, dini inançların milli çıkarlara zarar verdiğine dair bir gerekçe üretilemez. Oysa bizim ulusalcılarımız, Turancı solcularımız, hiçbir zaman barışık olmadıkları toplumun değerlerine karşı, bu yönlü bir tezat oluşturma gayretindedirler.

Ancak fark etmedikleri bir başka şey var ki, muhafazakâr toplumun, milliyetçi bir damarla çakışması bu ülkeye aydınlanmayı getirmesinin ötesinde, tarihinde hiç görmediği bir karanlığa da boğabilir. Çünkü faşizme kayan bir milliyetçilikten daha kötü bir şey varsa o da, faşizme kayan milliyetçiliğin bir dinsel doğma ile temas etmesidir. Yukarıda örneğini verdiğim Makaorios buna gayet iyi bir örnektir.

AKP’nin son bir yıllık icraatları ve Tayyip Erdoğan’ın söylemleri de zaman zaman bu tehlikeye işaret ediyor. Kürt sorunundan tarih yorumlarına dair bir çok ifade, duruşta, AKP’nin muhafazakar bir altyapı üzerinden, demokrat bir kulvardan milliyetçi bir kulvara geçişin işaretleri var. Ve bu kulvar, yani milliyetçi duruş üretme hali ne yazık ki bu ülke için sevinilecek bir şey değil. Çünkü bu ülkede milliyetçi histerinin yükselmesi, toplumun ilerici kesimlerine karşı toplumun kışkırtılması, demokratik adımların durması, özgürlüklerin kısılması anlamına geliyor. Devlet ya da devletle uyumlu halde iş yürüten hükümetler ne zaman sıkışsa, sığındıkları ilk dal toplumda milliyetçi bir dalga yaratmak ve onları demokrasi ve özgürlük talep edenlerin üzerine salmaktır. Bunun örneklerini, geçmiş yıllarda, 1945 yılındaki Tan Gazetesi baskınında da, 1955’deki 6-7 eylül olaylarında da, 1969’da ki Kanlı Pazar olaylarında da, 1950’lerde, 1960’larda birçok kez, gündem kaydırmak, başarısızlıkların üzerini örtmek için ihtiyaç duyulduğu zamanlarda devreye sokulan Kıbrıs mitinglerini bu ülke yaşadı.

Bu nedenle dindarların, ya da muhafazakar bir iktidarın milliyetçiliğin “aydınlığına” kavuşması hiç de bu ülke için hayra alamet bir durum değildir.

Solcuların Turancılıktan ve milliyetçilikten medet umar hale gelmesi ise daha hayırsız bir girişimdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evrim denince aklımıza genelde hayvandan insan doğru gerçekleşen organik bir değişim anlaşılıyor. Oysa asıl evrim bence cehaletten, dindarlığa, dindarlıktan milliyetçiliğe, milliyetçilikten de insan haklarına ve hukuka saygılı, eşitliklikçi uygar bir insan olmaya doğru giden uzun bir süreçtir. Ben günümüz kaosunu bu nedenle birazda dindarların, milliyetçilerin ve uygar insanların bir arada yaşamak zorunda oldukları bir keşmekeş olarak görüyorum. Sanırım uzun bir süre daha sabır göstermek gerekecek ama sonunda dünya sadece uygar insanların bir arada yaşayabilecekleri bir gezegen olacaktır. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 18.12.2008 16:57
Cevap :
SEvgili Matilla merhaba. Yazılarına yorum yazmakta üşengeçlik gösterdiğim içinde umarım kusuruma bakmazsın. Açıkcası seninle bu noktada aynı düşünmediğimi söylemem lazım. Şu anki fikirlerim çerçevesinde dindarlık ile milliyetçilik arasında böylesine bir alt basamak üst basamak ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Yazımda dile getirdiği aydınlanma tezine hala katılıyorum. Yani aydınlanma süreci kuldan bireye, cemaatten topluma gelişen bir süreç. Ama insanı vatandaş yapmak için zorunlu adım ona illaki milliyetçi bir gömlek giydirmek değil bence. Milliyetçilik, ulus devlet kurmanın, burjuvaziyi varedecek, semirtecek kapalı bir pazar sistemi kurmanın aracıydı sadece. Dünya üzerinde de hiçbir yerde saf bir ulus devlet kurulamadı. Hatta gelinen süreç, bir önceki çok toplumlu devlet sistemlerini bile aratacak hale geldi. Bu arada kişinin birey olmasının dindarlığını azaltmayabileceği, sadece dinle kurduğu bağda şekilsel bir değişim yaratabileceğini düşünüyorum. Katkı için çok teşekkürler, saygılar  18.12.2008 23:40
 

Bunların dindarlığıda bir tuhaf. hak vicdan pek yanlarına almıyorlar, aslında hangi yandan olursa olsun milliyetçilik çok umutsuz kalkışma artık, zamanının aydınlanması gibiydı ama o zaman dahi karanlık diye es geçilen zaman karartılmış zamandı. Tayyip politika yapıyormuş yine bir başka politika yapıyor, CHP'nin yeni açılımları gibi. Tuhaf bir hareket var, revizyona gidiyorlar baktılar olmadı.. Tespitlerine katılıyorum eline sağlık sevgilerimle..

Salih ERDAGI 
 18.12.2008 15:49
Cevap :
AKP aslında çok da garip bir parti değil. 80'lerin Türk İslam sentezinden etkilenmiş bir orta tabakası var ve her iki kanaldan siyaset yapmaya fazlası ile eğilimliler. Gariptir, onlardaki bu milliyetçi damar gerek ulusalcıların, gerekse de içlerinden çıktıkları Refah grubunun tüm söylemlerinin boşa çıkmasına neden oluyor. Ulusalcılar ne kadar çabasalarda, ortalama bir vatandaşa AKP'nin vatan haini bir parti olduğuna ikna edemezler. Çünkü AKP'de ulusalcıların söylemleri ile yarışacak düzeyde milliyetçi bir söyleme sahip. Bu durum ulusalcılık denilen otoriter düzene ekmek doğrayan kesimin yayılmaması adına sevindirici bir durum belki ama diğer yandan AKP'nin milliyetçiliği de ciddi bir tehdit. Hatta arkasına kitle desteği alabileceği için daha ciddi bir tehdit. Umarım AKP demokrat muhafazakarlık ile otoriter Türk İslam sentazciliği arasında salındığı noktada doğru tarafta yer alır. Ama çok umutlu değilim. En azından bu konuda kendi seçeneğimin artık varolmasını istiyorum, sevgiler  18.12.2008 23:32
 

Günümüz türkiyesinin mr'ını çekmişsiniz adeta. sol üzerine yaptığınız tespitlere ben de katılıyorum. bu ülkede; halkın tam güvenine sahip olması, seçimlerde büyük oranda oy alması gereken sosyalistlerin bu hallere düşmesinin temelinde oldum olası turancılık ile göbek bağını kopartamayışı yatıyor. Tabii işin bir de askeriye boyutu var ki o da ayrı bir konu. çok güzel bir yazıydı, kutluyorum. saygılar, selamlar.

hazandagüzeldir 
 17.12.2008 19:29
Cevap :
Sayın Hazandagüzeldir, haklısınız türk solu ve sosyalistleri milliyetçi çizgi ile bağını yeterince koparabilmiş değiller. Bunda da özellikle 1980 sonrasında Kemalizmi yanlış yorumlama, onun milliyetçilik temelleri üzerinden aslen siyaseten altyapısı olmayan gerici-ilerici, laik-anti laik çatışmalarını yaratmaları sorumludur. Oysa solun mücadele zemini ne sahte bir laik-anti laik kapışmasıdır ne de milliyetçilik temelli bir mücadeledir. Siyaseti ve süreci bu kadar çarpık algılayınca, Türk solunun toplumsal tabanı Şişli, Bakırköy, Karşıyaka ve Çankaya olmuştur. Oysa sol bir politikanın tabanı aslen AKP'ye oy veren fakir ve farklılıkları dolayısı ile ezilmiş geniş toplum kesimidir. Yanlış tercihler sonucu oluşan bu elit tabanda, yalnızca isminde sol ibaresi kalan bu siyaseti faşizmin kıyısına kadar taşımıştır. İlgi ve katkınız için teşekkür ederim, saygılarımla  18.12.2008 8:23
 

yaşamını sürdürenle rile bir takım aydınlar güruhunun çıkar ilişkilerine bulaşmayan gündelik yaşamını sürdüren tabandaki halk daha milliyetçidir. Dini siyasete alet eden bu güruhtaki insanların milliyetçiliği kendi lehine kullanması kadar vahim bir durum olamaz zaten... Kaldı ki en ünlü milliyetçi bile öldü ama kendi fikirlerini idame edecek nesil bırakabildimi ardında hayır. Sadece tartışılabilir düşünceleri kaldı hepsi bu'! diye düşünüyorum izninizle.

yekruseha 
 17.12.2008 15:57
Cevap :
Sayın yekruseha, düşünmek için izin istemek çok kibar bir davranış gibi gözüksede bir yanıyla oldukça fazla korkutucu. Benden size tavsiye, düşünmek için kimseden izin istemeyin, hatta fikirlerinizin memnuniyetle karşılanmayacağınızı bilsenizce onları pervasızca dile getirin:-) Sizi siz yapan düşüncelerinizdir çünkü. Ben bu ülkenin ortalama dindarının, günümüzün sivrilen ulusalcılarından daha fazla milliyetçi olduklarını biliyorum. Buna yaşamımda çok kez tanık oluyorum. Bu bir yanıyla, milliyetçiliklerini sivrilterek dindarları yargılamayı görev edinen otoriter düzen taraftarlarının sahte oyunlarını ortaya çıkarması dolayısı ile beni mutlu etsede, diğer yanıyla din ve milliyetçiliğin yanlış bir formülasyon ile bir araya gelmesinin ne denli büyük bir risk oluşturduğunu bildiğimden beni tedirgin ediyor. Milliyetçilik, özellikle devletin çapulcu sürülerini kanalize etmek için kullanabildiği bir malzeme olduğundan her zaman üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu, teşekkürler  18.12.2008 14:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1701
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster