Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
527
 

Kim güzel yürüyor

Kim güzel yürüyor
 

Çok uzun bir zamandır aklımı kurcalar durur bu konu, bizler her birimiz ne yapıyoruz? Bir koşuşturma bir telaş. Zaman, aslında ömür bir şekilde geçip gidiyor, İçinde bulunduğumuz bir kurgunun girdabında yaşam mücadelesi veriyoruz aslında. Çalışıp çabalayıp, ekmek kavgası verirken bir yandan da yaşamlarımızı güzelleştirmenin peşindeyiz. Gördüğümüz duyduğumuz her güzel şeye sahip olmak için verilen bunca çaba. Bizler kendi eksenimiz etrafında dönüp dururken dışarıda koskoca bir hayat ta akıp gidiyor.

Elbette yaşamanın başka bir tarifi yok, herkes bulunduğu çevre ve koşullar ölçüsünde kedince bir düzen tutturup gitmek zorunda, en iyi en güzeli istemekte insana has bir duygu da bunları yaparken şu içinde yaşadığımız dünya, bu dünyayı paylaştıklarımız ve gelecek nesiller için ne yapıyoruz? Çok şükür ki bu güne kadar insanlık için hayatını adamış, bu uğurda canından olmuş bir sürü ilim adamı, kâşif, filozof gelmiş geçmiş dünya üzerinden ve günümüz ‘de bunu yapan insanlar yaşamakta.

Bizler her birimiz belki dünyayı kurtaramayız, mutlaka bizimde dünya için, hiç değilse çevremiz için yapacak şeylerimiz olmalı diye düşünüyorum kendi dünyamdan her çıktığımda dışarı. Küçük, büyük, yaşlı, genç hiç fark etmez yeter ki bizler fakında olalım bir şeylerin bireysel çabalarla düzelebileceğinin. Şu içinde yaşadığımız dünya bizleri yalancı uğraşlarla öyle kandırıp gözümüzü öyle kör edebiliyor ki bazen yanı başımızda yaşanan acı tatlı bir sürü gerçeği görmeye biliyoruz. Aslında amaç sadece görmek ve duymak ta değil, anlamak yürekten hissedip duyarlı olmak, adam sendeci davranmaktan vazgeçip elimizden geleni yapmamız gerekmez mi?

Şimdi size çok sevdiğim bir hikâye anlatmak istiyorum.

Zamanın birinde o diyarın kralı çok güzel bir yol yaptırmış, yol tamamlandığında bir yarışma tertip etmiş. Ülkenin dört bir yanına tellal yollayıp bu yoldan en güzel geçen i bir kese altınla ödüllendireceğini duyurmuş. Halk bu yarışmaya çok sevinmiş, günlerce hazırlıklar devam etmiş.

Kimileri çok güzel kıyafetler diktirmiş,

Kimileri şiir okuyarak geçmeyi düşünmüş,

Kimileri sepetlerine çiçek koyup yola serpmeyi düşünürken,

Kimileri ‘ de çeşit, çeşit kurabiyeler pastalar yapıp dağıtmayı düşünürken, çok güzel bir kızı olan bir diğeri kızına çok güzel bir elbise diktirip yolun sonunda kızını krala sunmayı düşünüyormuş. Yarışma günü gelip çatmış, insanlar tasarladıkları gibi yolda yürümeye başlamış, çok eğlenceli başlayan yarışma katılanları bıktırmış, bir kısmı yolun uzunluğundan yorulmuş, bir kısmı yol kenarındaki taşlardan rahat yürüyemediği için yarışmayı terk etmiş ve krala şikâyete gelmişler. Kral akşama kadar beklemiş yolu tamamlayacak kişinin gelmesini. Hava nerdeyse kararıyormuş ki üstü başı toz toprak içinde yaşlı bir köylü gelmiş ter kan içinde, eğilip selam vermiş. Kralım, beni affedin çok geç kaldım ama yolda yürürken yol kenarında kalmış taşlar vardı, onları kaldırdım arkadan gelenler çarpıp düşmesin diye, birde şu bir kese altını’ da taşların altında buldum sizin herhalde!

Çıkarılacak çok ders var öyle değil mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 608
Kayıt tarihi
: 09.02.09
 
 

1960 Erzurum doğumluyum. Yaklaşık 46 yıldır İzmir' in ömre bedel ilçesi Karşıyaka -Bostanlı' da yaşı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster