Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
390
 

Kim haklı?

Geçen hafta referandum rüzgarını arkasına almış iktidar lideri ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun sadece 10 dakika görüşmesini yere göğe sığdıramayanlar olmuştu. Türban sorunu ve anayasa değişiklikleri hakkında umut pompalayan haberler arka arkaya gazete sütunlarına yansıdı. Yalancı baharın ardından sertleşen siyasi rüzgarlar halkın esas gündemini kenara bırakarak başkalarından medet uman Kürt Açılımı safhasına ulaştı.

ABD, KDP, BDP, PKK, AKP, MİT... kafa karıştıran görüşme ve gelişmelerin sıkıntılarımıza herhangi bir anlamlı katkısı oldu mu sizlerce? Silahları bırakmadan zamana oynayan terör örgütüyle el ele hareket eden, anadilde eğitim için bastıran BDP; onların yanında Irak devletini 3 parçaya bölen ABD ve durumdan vazife çıkaran KDP var. İktidar kanadının gelgitlerinin istenilen sonuca kavuşmasına ihtimal vermiyorum. Nedeni ise çok basit bir ilkeye dayanıyor: İstenilenler ile verilecekler arasındaki muazzam fark.AKP kanadı gelecek yıldaki Genel Seçimler'e kadar zaman kazanma çabası içinde.

Dağlardaki ölümlerin azalması hepimizin lehine. Şehit cenazelerinin bir süredir kesilmesi ortamı iyice yumuşatsa bile bizler yalancı baharlarla kandırılmaktan bıktık artık. Demokratik Açılım adı altında içi boş kalan girişimlerin gelecek günlerimize kanlı gelişmeleri getirmesi hep ihtimal dahilinde duruyor.

Kürt Sorunu sadece siyasi iktidarın sorunu değil, hepimizin sorunu. Buna rağmen muhalefet partilerinin atılan her adımda nasırlarına basılırcasına bağırmaları iktidara daha fazla manevra alanı sağlıyor. Ana muhalefetteki CHP liderinin acemi söylemleri sağlam politika üretememelerinden kaynaklanırken MHP'nin ideolojik katılığı BDP eş başkanlığına taş çıkartacak cinsten. Umudumuz kala kala MİT müsteşarı ile İçişleri Bakanı'nın ABD ve Kuzey Irak temaslarına kaldıysa yandı gülüm keten helva.

Sizlerle şu düşüncemi paylaşmak isterim. Batı Trakya'daki Türklere dil ve dinlerini yaşama özgürlüklerini istisnasız her alanda vermesini Yunanistan'dan ne kadar istiyorsak Kürt kardeşlerimiz için de aynı çabayı birlikte göstermeliyiz. Onları azınlık statüsüne koyduğumuzdan dolayı çıkmamalı bu çaba; vicdanlarımızın mahşeri terazisinde sağlam şekilde tartılarak çağdaş yasa maddelerine dönüşmeli. Doğu'nun kekik kokan dağlarında terörden yaşam bularak büyüyen her acı Batı coğrafyasının umut dolu sahillerine bayrakla sarılı tabutları getirip bırakmakta.

Siyasi problemlerini silahla çözmeye çalışanlara karşı mücadele her alanda amansız biçimde yapılmalı. Burada en hassaslık içeren nokta halkımızın sağduyulu hareket etme kabiliyetine duyulan güven. Demokratik hakların halkın bir kısmına verilip diğerinden sakınılması yokluğun getirdiği kutuplaşmaları azdıracak mahiyette. Yarı ömründen fazlasını Kürt Sorunu ve PKK gündemi ile geçirmiş orta yaşlı bir vatandaş olarak içimdeki dinmeyen öfkenin karşı tarafta da aynı yoğunlukta var olduğunu kabul etmeliyim. Halk nezdinde taban bulmuş siyasi hareketlerin sosyolojik derinliğini doğru tahlil etmek gerekir. Etnik bilinç olgusu siyasal olgunlaşmasını yasal partilerde tamamlayamazsa sınırların yakınında ya da hemen ötesinde terör kamplarına militan sağlar hale geliyor.

Bizler eline silah alıp dağa çıkan insanların vahşi yaratıklar, canavarlar gibi hayal ediyorduk. Onların insan olduklarını, bizler gibi birer aileye sahip bulunduklarını, ölmek için göze aldıkları siyasi amaçları yüreklerinde taşıdıklarını aklımıza getirmedik. Sultantopu, Dağlıca, 33 Er... buralardan büyüyen acılarla öfkeden kör olmuştu yüreğimiz. Yüreğimizle düşündüğümüz için aklımızla hissedemedik gerçekleri. Komşumuzla aramız çok iyi iken Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Şırnak sokaklarında taş atan çocukları ileride terör kuyusuna düşeceklerini bile bile hapislere attık. Psikolojik travmaların sadece bizlere özgü acılar olduğunu sandık. Köyleri boşaltılanları, işkence edilenleri, gece yarısı ev aramasına maruz bırakılanları aklımızın bir köşesine tıktık.

Bölgede askerlik yapsaydım bu fikirleri hala savunur muydum benim için büyük bir soru işareti olarak duruyor bu konu. Yine de benzer cümleleri kuracağımdan emin olabilirsiniz. Çünkü savaş tüm haklılıkları yok edecek kadar kötü bir deneyim. Gencecik insanların eline silah verip: "İşte düşman. Git onu öldür!" demek haklının veya haksızın kalmadığı, cehenneme dönüşen çatışma ortamında anlam ifade etmiyor. İnsan hayatının bir değer içermemesi bizzat teröre hayat öpücüğü vermekle eş manada yürüyor. Ölümlerle yürüyen her zafer zamanla kalıcı yenilgileri getirip önümüze koyuyor maalesef.

Toplumsal hayatımızda ekonomik sıkıntıların kanattığı yaralara etnik bilinçlenme silahını kuşanmış terör acısı tuz biber ekiyor. Namlular birbirlerine çevrili iken barış ne kadar mümkün? Etnik karşıtlık etnik çatışmaya meyil verirken birbirimizin yürek dilini konuşamama acizliği dağların güzelim sabahlarına su içen ceylanları değil, umutları mayınlara mahkum kalmış cesetleri hediye ediyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 09.06.09
 
 

21-07-1973 tarihinde İstanbul'da doğdum. M.Ü. İletişim Fakültesi Radyo-T.V. Bölümü'nden 1995 yılı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster