Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
523
 

Kim kiminle hesaplaşıyor?

Günümüzdeki ve yakın tarihimizdeki hesaplaşmalar

Ergenekon olayı nedeniyle yapılan gözaltılar, kimileri tarafından bir "hesaplaşma" olarak yorumlanıyor.

Bu hesaplaşma nedir acaba?

Bence, görünürde bir değil iki hesaplaşma var.

Bunlardan biri:

* AKP ile Yargıtay Cunhuriyet Başsavcısı arasındaki hesaplaşmadır. Taraflar bu hesaplaşmayı, görünürde hukuk çerçevesinde yapıyorlar ve hesaplarını Anayasa Mahkemesi önünde görmeye çalışıyorlar.

Bu hesaplaşmada, gerek yazılı ve sözlü medya gerekse halkımız, genelde ikiye bölünmüş durumda. Takım tutar gibi, medya verdiği yanlı haber ve yorumlarla; halk da sokakta ellerindeki pankartlarla ve attıkları sloganlarla, tuttukları taraf için tezahürat yapıyorlar.

Siyasiler ne yapıyor?

Onlar da, televizyon kanallarında, birbirleri ile adeta mahalle kavgası yapıyorlar.

İkincisi:

* Yine AKP ile kendilerini "Laik-ulusalcı" olarak gören kişi ve gruplar arasındaki hesaplaşmadır.

Aslında bu iki dava arasındaki karşıtlık, bir "etme- bulma" olayıdır.

Aynı "laik-ulusalcı" kesim, AKP'yi kapatma davasının hukuksal bir süreç olduğunu, buna saygı duymak gerektiğini söylüyordu. Fakat şimdi aynı kesim, Ergenekon davasının siyasi bir hesaplaşmanın nedeni olduğunu söylüyor ve hukuka karşı tavır koyuyor.

AKP de, dün kapatma davasının hukuka uygun olmayıp siyasi bir dava olduğunu öne sürerken; şimdi, Ergenekon davasının hukuksal seyrine saygı gösterilmesini istiyor.

Yani özetle, siyasiler ve onların peşine takılan halk da, ülkenin geleceğini karartabilecek iki ayrı olayda hukuka olan tavırlarını kolaylıkla değiştirebiliyorlar.

Bu iki davadan, biri için ülkeye "yararlı", diğeri için ülkeye "zararlı" demek ve bu yönde tavır almak, acaba ne kadar doğrudur ya da doğru mudur?

Bu hesaplaşmada, sanırım AKP, iki cephe arasında kalmış gibi görünüyor.

Çünkü, AKP'nin kapatılmasına destek verenler, aynı desteği Ergenekon davasına karışanlara da veriyorlar.

Bunun yanında, siyasiler de, özellikle CHP, çapraz ateşlerle AKP'yi zora sokuyor. Çünkü, bu iki davada hukuka olan tavrında değişiklik gösteren CHP, her iki davada da AKP'nin karşısında yer alıyor.

Yakın tarihimizden bir hesaplaşma

Bugün, bazı insanlarımız ve hatta bazı okumuşlarımız, Ergenekon davası nedeniyle, iki emekli orgeneralimizin gözaltına alınmasını "ilk ve yeni" bir girişim olduğunu sanıp şaşırıyorlar.

Tarihimizi, özellikle de yakın tarihimizi bilenler, yakın tarihimizi onun bunun yazdıklarından değil de, NUTUK'tan okuyanlar bilirler ki, emekli orgenerallerimizin karşılaştığı bu durum "ilk ve yeni" değildir.

Ergenekon davasında, iki emekli orgeneralimiz gözaltına alındığı için, konuyu fazla dağıtmamak için geçmişte de aynı durumla karşı karşıya kalan iki orgeneralimizden söz edeceğim.

Bu iki eski generalimizi bilmek için fazla bir tarih bilgisine gerek yoktur. Bunları hepimiz tanımaktayız.

Bunlardan biri, aynı zamanda Atatürk'ün askeri okuldan sınıf arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy, diğeri de, Atatürk'ün başlattığı Anadolu harekatının devamını sağlayan Kazım Karabekir'dir.

Bu iki generalimiz, Kurtuluş Savaşı sırasında, Atatürk'le omuz omuza mücadele vererek bu ülkenin kurtarılmasını sağlamışlardır.

Fakat, Atatürk'ün kafasındaki devrimsel düşünceler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığında, bu ikili ile (başkaları da var ama, dediğim gibi konuyu uzatmamak için onlardan söz etmeyeceğim) Atatürk arasında ayrılıklar başladı. İlk ayrılma, Saltanatın kaldırılması ile oldu. Çünkü bu iki generalimiz, savaş kazanıldıktan sonra eski devlet düzeninin devam edeceğini sanıyor ve hatta bunu istiyorlardı.

Bu iki generalimiz, Cumhuriyet'in kurulmasına da karşı idiler.

Burada, kısa bir not düşmek istiyorum. Cumhuriyet, bazılarının sandığı gibi kolay kurulmadı. Cumhuriyeti kurululması öncesinde yaşanan siyasi ayrışmalar ve bu ayrılışmalar nedeniyle yaşanan hesaplaşmaların, bugün bazılarının ileri sürdüğü hesaplaşmaların çok daha üstündeydi.

Konuya dönelim.

Saltanatın kaldırılmasından sonra, Cumhuriyet'in kurulması ve Halifeliğin kaldırılması, bu iki generalimizi ve onlarla aynı düşüncede olan diğerlerini birbirine daha çok yaklaştırdı.

Ordudan ayrılan bu iki generalimiz, kendi gibi düşünenlerle birlikte 17 Kasım 1924'te "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nı kurdular. Bu parti, doğrudan doğruya Atatürk'ün karşısında olanların bir siyasi aracı olarak kurulmuştu. Bu partide, Atatürk'e kişisel nedenlerden karşı olan "İttihatçılar" da vardı.

Kurulan bu partinin Genel Başkanı Kazım Karabekir, Genel Sekreteri Ali Fuat Cebesoy'du. Parti içindeki asker ve sivil bürokrasiden gelenlerin oranı, o günkü "Halk Fırkası"ndakilerden daha fazla idi. Bu durum, Cumhuriyet yanlılarında tedirginlik yaratıyordu.

Parti, ekonomik liberalizmi savunuyordu ama, sosyal programında, "dini fikirlere ve inançlara saygılı olduğunu" belirtiyordu. Bugünkü CHP'yi bundan tenzih ediyorum ama, o günkü "Halk Fırkası" bunu tepkiyle karşılamıştı.

Şeyh Sait İsyanı'nın başlaması üzerine, İsmet Paşa hükümetinin çıkardığı "Takrir-i Sükun Kanunu"na dayanan Bakanlar Kurulu, 3 Haziran 1925'de "irticayı körüklediğini öne sürerek" partyi kapattı.

Daha sonra, 1926'da, Atatürk'e karşı düzenlenen suikast nedeniyle, bu suikastı partiyle ilişkilendiren "İstiklal Mahkemesi", partnin bütün milletvekillerini tutukladı.

Tutuklananlar arasında, Atatürk'ün yakın arkadaşları olan ve ülkenin kurtarılmasında kader birliği yaparak, omuz omuza mücadele veren Parti Başkanı Kazım Karabekir Paşa ve Parti Genel Sekreteri Ali Fuat Cebesoy Paşa da bulunmaktaydı.

Görüldüğü gibi, bugün de tarih, farklı görüntü altında olsa da tekerrür etmiş bulunuyor ve iki emekli orgeneralimiz gözaltına alınıyor; belki de tutuklanacaklar.

Daha sonra, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy paşalarımız, Atatürk'ün özel isteğiyle sebest bırakıldılar.

Darısı şimdiki paşalarımızın başına. Umarız onlar da, özel izinle olmasa bile, hukuk yoluyla aklanırlar ve serbest kalırlar.

NOT:

Bundan önceki bir bloğumda, kulaktan dolma bilgilerle ve onun bunun yazdıklarına bakarak fikir yürütülmemesi gereğine değinmiştim.

Bu nedenle, bu bloğumdaki bilgileri doğrulamak isteyenler, "NUTUK-SÖYLEV"in son bölümlerine ve daha geniş bilgilere ulaşmak isteyenler de, "Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri"ne bakabilirler. Bu konudaki belgelere ulaşmak isteyenlere ise "Meclis Tutanakları"nı öneririm.

Tekrar etmek istiyorum. Geçmişimizi iyi bilmezsek günümüzü değerlendirmekte zorlanırız; günümüzü de iyi anlayamazsak geleceğe dönük planlarımızda yanlışlar yaparız.

Günümüzde yaşanan ve ülkemizin geleceği için kaygıyla izlediğimiz olayların nedeni bu değil midir?

Ne dersiniz?

cdenizkent

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 2479
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1403
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster