Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
441
 

Kim nasıl siyaset yapıyor?

Kim nasıl siyaset yapıyor?
 

Erdoğan/Baykal- Baykal/Erdoğan


Günlük hayatta en kolay eleştirdiğimiz insanlar siyasetçilerdir.

Acaba onlar bunu hak ediyor mudur?

Bu soruyu, "politikacılar da bizim gibi insan olduklarına göre hem evet, hem de hayır, " şeklinde cevaplayabiliriz. Açıkçası, siyasetçileri eleştirmenin bir mahzuru ve çizme aşılmadıkça da bir yaptırımı yoktur. Öyleyse başlayalım;

Başbakan Erdoğan'ın mitinglerde, memur maaşlarını artırdığını söylemesini çok anlamlı bulmuyorum. Eminim, çoğunluğu kamu görevlisi olmayan izleyiciler, "bundan bize ne" diyorlardır. Gene sağlık konusunda SSK'lılara, "artık ilaçlarınızı alabiliyor, her hastanede kolayca muayene olabiliyorsunuz" dediğinde, vatandaşlar içlerinden, "sana öyle geliyor" cümlesini geçiriyorlardır. Çünkü artık herkes, resmi ve özel tüm sağlık kurumlarının eski sigorta hastanelerine benzediğini görüyor. Başbakan, polikliniklerin tıklım tıklım olduğunu, koridorların hastadan geçilmediğni nereden bilsin.

Bu duruma bakınca söylenecek en makul söz şudur. Muayene konusunda sigortalıların işi ne kadar kolaylaştıysa, diğer vatandaşlarınki de o kadar zorlaşmıştır.

Başbakan'ın, "öğrencilere para veriyoruz" sözünü duyan bir çok fakir ailenin kendi kendilerine, "veriyorsunuz da, biz neden görmüyoruz?" diye sorduklarını duyar gibi oluyorum. Doğrusu Erdoğan, sadece para verildiğini biliyor ve onu anlatıyor. Muhtaç öğrencileri tesbit edenlerin adil davranıp davranmadıkları; eş, dost ve akrabalarını kayırıp kayırmadıkları ise ona malum değil.

Başbakan, fakir fukaraya, garip gurebaya yapılan yardımlardan bahsederken dinleyicilerin ilgisi artıyor. Çünkü bu esnada uslubuna, duygusallık ve merhamet hakim oluyor. Bu söylemiyle bir bakıma, ülkedeki sıkıntıyı da kabul etmiş görünüyor. Ama sıra krize ve kriz sebebiyle işini kaybedenlere gelince aniden sertleşiyor. Kelimeler, dağdan kopup hızla aşağı inen çığa dönüşüyor. Israrla, "kriz teğet geçecek" diyor. Nedense burada, işten çıkarılanlara üzüldüğünü, probleme çare bulmaya çalıştıklarını söylemesinin, kitle üzerinde daha olumlu bir etki bırakacağını tahmin edemiyor.

Esasen Erdoğan meydanlarda, icraatını ve doğruları anlatıyor ama her anlatılan, dinleyenlerde aynı heyecanı yaratmayabiliyor. Hatta bazan kitle, söylenenlere nasıl tepki vereceğini bile kestiremiyor.

Başbakan'ın, enflasyonun düşmesi, ihracat, dış itibarımız, kalkınma, Ergenekon ve (yol, okul, hastane yapımı gibi) kamu hizmetleri konusundaki anlatıları ise hem ilgi çekiyor, hem de tüm vatandaşları heyecanlandırıyor.

Deniz Baykal'a gelince: Sanırım, hitabet ve polemik sanatında oldukça başarılı olduğunda kimsenin şüphesi yoktur. Onun, tek bir kelime üzerinden bitmez tükenmez laf üretmedeki maharetini herkes teslim edecektir.

Mesela, "ananı al da git" deyimindeki "ana" kelimesinden rahatlıkla şu cümleleri çıkarabiliyor. "Oy kullanmaya giderken yanınıza mutlaka ananızı da alın. Hatta büyükannenizi ve büyük babanızı da... Birileri sizin ananızı çok merak ediyor. Gösteriverin onlara ananızın kim olduğunu. Bu seçimler anaların seçimi olacaktır. vs. vs."

İyi hatip olmak, iyi polemik yapmak yandaşları memnun edebilir. Onları, takımları maç kazanmış taraftarlar gibi mutlu kılabilir. Fakat o ölçüde de hatibi ve kitleleri gerçeklerden uzaklaştırabilir.

Durumu açıklamak için örnekleyelim:

1- Baykal, Muharrem Sarıkaya ile yaptığı bir sohbette Ak Parti'nin % 52 nin altında oy alması halinde başarısız sayılacağını söylemiş. Bu ifadeler bize Baykal'ın, siyasi geleceğini Ak Parti'nin kaybedeceği oylara bağladığını düşündürüyor. O zaman, CHP'nin başarısı için zahmete katlanması da gerekmiyor demektir. Nasıl olsa zamanla, millet Ak Parti'den soğuyacak ve iktidar da kendiliğinden Baykal'ın ayağına gelecektir. Dünya siyaset tarihinde, hükümet olmak için çaba sarfetmek yerine, iktidar partisinin erimesini bekleyen ikinci bir lider var mıdır, bilmiyorum.

2- Meydanlarda, Almanya'daki Deniz Feneri i.V davasından bahsediyor. Talep edilen dosyanın gecikmesi sebebiyle iktidarın işi savsakladığını anlatıyor. "Baktım ilgilenmiyorlar, "bari bu işi ben yapayım" dedim, dosyayı getirttim, " diyor. Sonra, elindeki klasörü havaya kaldırıp Başbakan'a, "al işte dosya, yap gereğini" diye bağırıyor. Ardından dosyanın, halen tercüme edilmekte olduğunu es geçip, " AKP'nin davayı örtbas etmeye çalıştığını" söylüyor.

CHP Genel Başkanı'nı dinlerken, onun başka bir gezegende yaşadığını düşünebilirsiniz. Zira o ülkemizde, "kuvvetler ayrılığı ilkesi"nin geçerli olduğunu, dolayısı ile hukuki davalarla yargının ilgilendiğini hatırlayamıyor. Onu geçtik, beğenmedikleri kanunları kendileri dururken, neden iptal için Anayasa Mahkemesi'ne götürdüklerini de hatırlayamıyor. Eleştirileri doğru olmasa da, muhalif partiye yönelik olduğu için dinleyici kitlesini memnun ediyor.

3- Baykal, Başbakan'ı Ergenekon davasına mudahil olmakla, Deniz Feneri'ni de örtbas etmekle suçluyor. "Sen Ergenekon'un savcısı mısın?" diye bir söz atıyor. Bu kısa sürede, "Başbakan, ben Ergenekon'un savcısıyım" dedi, şekline dönüşüyor. Evet, Erdoğan, " O, Ergenekon'un avukatıysa, ben de savcısıyım" demiştir ama bu sözü, Baykal'ın tahrikinden sonra söylemiştir.

Siyasetin, yakıştırma ve uydurma isnatlarla, gerçek dışı kurgulamalar üzerinden yürütülmesini son derece yanlış buluyorum. Çünkü siyasette taraf olan kitleler, duyduklarının doğruluğunu, yanlışlığını araştırmıyor. Onlar, liderlerinin her söylediğine inandıkları için kolayca provoke edilebiliyor. Bu da bir çok yalan ve uydurma isnadın zamanla gerçekmiş gibi algılanmasına sebep oluyor.

Mesela Erdoğan, "ceketimi koysam seçtiririm, ben BOP'un eş başkanıyım" demediği halde, bunları söylemiş gibi eleştiriliyor. Aynı iftira, bundan 49 yıl önce merhum Menderes'e de yapılmıştı. Onun, "odunu koysam seçtiririm" dediği iddia edilmişti. Bu bize, yıllar geçse de malûm zihniyetin hiç değişmediğini, aynı taktiklerle toplumu tahrik etmeyi sürdürdüğünü gösteriyor.

Seçim tahminlerinin, sadece kamuoyu araştırması yapanların bildiği nedenlerle haftadan haftaya, şirketten şirkete değişmesi, 30 mart sabahını kestirmemizi zorlaştırıyor. Bekleyip göreceğiz.

Resim: mynet

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 690
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster