Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
365
 

Kimi, nasıl tanımak? 2

Kimi, nasıl tanımak? 2
 

Martin Luther King ve Amerikan bayrağı


Yazının birinci bölümünde herhangi bir toplumsal grubun ifade hürriyeti bağlamında tanınmasından bahsetmiştim. Bu tür bir tanımanın kayıt ve şartı, “tanımak” makamında olan erkin, ulusal devletlerde bu ulusal kurucu çoğunluktur, hukuk ve emniyet sağlayıcı tekelinin ayrıca, ülkenin idaresindeki kültürel tekilliğinin kısacası egemenliğinin kesin şekilde tanınmasıdır. 

 

Ulusal devletin bütünlüğü ve hukuka uygunluk kaydı altındaki egemenlik durumuna saygı şartı halinde herkes grubu kaç kişinde oluşursa oluşsun, özgün iletişim vasıtasını kullanmakta serbesttir. 

 

Burada mesele, kamu hukukunun varlığının sürdürülebilmesi için, kamunun ayrımsız şekilde sorumlu tutulacağı tek bir kimliğin resmi şekilde kabulüdür. Bu hem devletin hukuka uygun işletilmesi hem de devleti kuran ulusal çoğunluğun, egemenlik hakkının tanınması için şarttır. 

 

“Tanınma” ile ilgili bilhassa dünyada yaygın etnik ırkçı/ayırlıkçı söylemlerin temeli ie siyasal tanınma anlamına gelmektedir. 

 

Buna göre, etnik ırkçılar, ülkedeki tek kimlikliliğin hukuki bağlamını görmezden gelirler. Devletin işletilmesi ve egemenliğin sürdürülmesi için herkesin egemenliğe tek bir adla kaydedilmesi hali, dünyada sayısı elliyi bulmayan bütün liberal demokrasilerin yani bireyin haklarının en fazla korunduğu, dikkate alındığı ülkelerin birinci kabulüdür. Kimse Anglosakson/Protestan yaşam tarzının, İngilizce’nin ve Amerikan ulusunun bölünmezliğini kabul etmeksizin ABD vatandaşı olamaz. Veya İngiltere de hiç kimse yöresel/etnik veya ulusal kimliğinin İngiliz parlamentosunun yasama erkinin tekilliğinden, İngilizcenin tek resmi dil olması üstün durumundan daha üstün ve ayrıcalıklı olması gerektiğini iddia edemez. Hiçkimse Fransız parlamentosuna meşru yollardan seçilip kendi diliyle konuşma yapamaz. 

 

Şüphesiz bu ülkelerin dünyaya karşı tutumları tartışılabilir ama sonuçta kendi egemenlik alanlarında kendi bireylerine karşı kurumsallaşmış/ kurala bağlı tutumlarıyla dünyanın geri kalanından çok daha adil oldukları da bir hakikattir. 

 

Bu ülkeleri bize göre çok daha ileri demokrasiye sahip kılan şey, demokrasinin üzerine inşa edildiği tartışılmaz, egemen ulusal kimlik ve siyasal iradenin varlığıdır. Hiç kimse, bu ülkelerde, hiçbir kültürü veya siyasal erki bunlara denk ve eşit derecede meşru kabul etmez. 

 

Hal böyle olunca mesela bizimki gibi geri kalmış ülkelerin etnik ırkçıları, kendi ülkelerinde her türlü kuralsızlığı ve şiddeti uygulayabilir ama asla İngiliz, Alman veya Fransız polisine etnik bir ırkçı olarak saldıramaz. Hele Amerikan polisine asla saldıramaz, anında vurulur. 

 

Bir toplumsal grubun, ifade hürriyeti hakkının arkasına saklanarak siyasal erke ve ulusal egemenliğe karşı çıkması bu yüzden “düşmanlık” yani savaş sebebidir. Çünkü etnik ırkçıların ifade hürriyetinden anladığı herhangi bir şey yoktur. Etnik ırkçılar “kural altında tanınmak” kavramını bilmezler. Çünkü etnik ırkçıların havsalası, kavrayışı, sebebi kan bağına ve feodaliteye dayalı bir basit ve ilkel egemenlik ilişkisinden başkasını almamaktadır. Hal böyle olunca ırkı, cinsiyeti, kökeni ne olursa olsun “kural altında” eşit ve haklı sayılan ve böylece tek bir adla tanınan insanların durumu, etnik ırkçılar için kavranabilir değildir. 

 

Onlar giyimleri, yaşayışları, ırksal coğrafi kökenleri çok farklı olup da millî maçlarda al bayrağın etrafında bütünleşen insanları bu yüzden anlayamaz. Onların “Türk olmak” dediği şeyi bu yüzden kabule demezler. 

 

“Kural altında” tanınmayı bilmeyen etnik ırkçılar için “tanınmak” ancak reddettikleri her şeyden siyasal erk olarak ayrı olabilmek yetkisinin tanınmasından ibarettir ki zaten bunun için onlara “bölücü”, “ayrılıkçı” denir. Onlar değerlerin ve kuralların değil, feodalitenin kaba gücünün egemenliğini ancak tanıyabilen ve herkesin de bunu onlar gibi tanımasını isteyen iptidai insanlardır. 

 

İşte bu yüzden, etnik ırkçılar, geçen günlerde huzur içinde Bodrumda çapkınlık yapıp da kafasına hiçbir şey atılmayacağından emin şekilde birasın içen bir terör sözcüsü siyasetçinin deyimiyle “Boş testiyi dolu testiye vurup kırmakta” tereddüt etmezler. 

 

İşte bu yüzden devletin emniyet ve adalet sağlayıcı tekeli onlar için can düşmanıdır. Bu yüzden barışçı bir etnik siyaset hemen hemen imkânsızdır. Hayatlarının ve ilişkilerinin temelinde “tanıdığının/ailesinin mutlak zorbalığı” olan etnik ırkçılar için zor kullanıcı başka bir tekel kendiliğinden bir asimilasyon ve imha aracıdır. Bunun böyle olması gerekmez ki Türkiye’de de zaten böyle değildir. Etnik ırkçı için kendi zor kullanıcılığını tanımayan hiç kimse barış ve dostluk taraftarı değildir. Oysa devletleşme tam da bu şekilde keyfi kalabalıkların zorbalıklarını engellemeye yönelik oluşturulmuş meşru tek zor kullanıcı kurumun ihdası demektir. 

 

Etnik ırkçılık, ifade hürriyeti hakkını siyasal erkin bölünmesine dayanak yapamaz. Hiçbir farklılık siyasal erkin, ulusal egemenliğin bölünmesine sebep sayılamaz. Uluslara arası siyasette “tanınmanın” yolu, ulusal egemenliği tartışılmaz şekilde elde etmekten geçer ki bunun da nihai yolu savaştır. Bu sebepten dolayıdır ki Türkiye’de etnik ırkçılık Türk toplumuna ve onun ulusal egemenliğine açıkça savaş ilan etmiştir. Bu yolda Türk ulusuna düşen görev, savaştan korkmamak, ulusal egemenliğin yönelik yaygın veya dar kapsamlı her türlü şiddet gösterisine karşı koymaktır. Ulusal egemenliğini hiç kimsenin lütfuna bağlanmadan elde etmiş bir millet, onu ancak elde ettiği şekilde bırakır ve bunu yaparken de karşısında kaç kişinin olduğuna bakmaz. Bu dünyadaki bütün uluslar için geçerli bir kuraldır. Ya Türk ulusunun vatanı ve devletiyle bölünmez bütünlüğü tanınarak, ifade hürriyetleri kullanılır veya bu bütünlüğe karşı açık savaş ilan edilir. Bunun başka yolu yoktur. Türk Ulusu, kendisinin meşru varlığına düşmanlık gösteren hiç kimseyi “kural altında tanınmak” hakkından yararlandırmaz, yararlandırmamalıdır. 

 

“Hıyaneti vataniye” Kanunu’nun çıkması, idamın geri gelmesi ve vatandaşlıktan çıkarmanın Anaysa’da tanınması bu sebeplerden dolayı elzemdir. Türk Ulusunun tarihini ve egemenliğini tanımayı reddedenler onunla sonu ölümle bitecek bir mücadeleyi göze almalıdır. “ya istiklal ya ölüm!” diyen bir milleti, iç savaşla korkutmaya kalkmak boş hayaldir. Düşman içimizden çıkarsa içimizde, dışımızda belirirse hudutlarımızda onu yok ederiz. Türk Ulusu’nu tanımayanların tanınmaya hakları olamaz. 

 

Ne mutlu Türküm diyene! 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 336
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster