Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
122
 

Kimi kandırıyorsunuz ?

Kimi kandırıyorsunuz ?
 

Karikatür: Mehmet Tevlim


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe ile felsefe yapılamayacağını söyledi… Felsefe yapabilmek için Osmanlıca ’ya ihtiyaç olduğunu belirtti…

Felsefeye oldum olası hep karşı duranlar, liselerimizde felsefe derslerini kuşa çevirenler, seçmeli ders haline getirenler, geçen yıl sadece 146 felsefe öğretmeni alımı yapanlar, şimdi birden bire felsefeci kesiliverdiler…

Felsefe dersleri, öğrencilerin düşünme biçimlerine, yaşam tarzlarına önemli katkılar sağlayan, dünyayı, anlamaya, yorumlamaya ve değiştirmeye katkı sağlayan bir disiplindir…

Felsefenin Antik Çağda başlayışının temelinde de hayret ve merak belirleyiciydi… Dünyanın ilk filozof olarak tanımladığı ve felsefeyi onunla başlattığı Thales ”Bir şeylerin neden var olduğunu” merak ediyor ve sorgulamaya çalışıyordu…

Thales’i batılı anlamda ilk bilim adamı-filozof yapan onun :”doğal olayların, doğaüstü güç ve nedenler yoluyla değil de doğal nedenleriyle açıklanması gerektiği yöndeki çabasıdır…

İngiliz Filozofu Thomas Hobbes( 1588 -1678) “Gördüğü olayların sebeplerini araştırmak insanoğlunun doğasına özgüdür. Bazıları daha çok araştırır, bazıları daha az ama herkes kendini iyi ya da kötü kaderin sebeplerini araştıracak kadar meraklıdır” Der.

Kişileri, toplumu dar kalıplara hapsetmek isteyenler, kendi inançları doğrultusunda toplumu terbiye etmeye çalışanların birden felsefeci kesilmeleri sadece bir aldatmacadır…

Felsefe, insanın özgürleşmesine katkı sağlar, insanları alışkanlıklarının tutsaklığından kurtarır, demokrasinin gelişmesine ve işleyişine önemli katkılar sağlar. Farklılıklara saygı göstermemizi, önyargısız ve hoşgörülü olmamıza önemli katkılar sağlar… Felsefe din dâhil yaşamla ilgili her şeyi sorgular… Sokrates’in dediği gibi “Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez”.

Şimdi gelelim Cumhurbaşkanı’nın sözlerini sorgulamaya:

Cumhurbaşkanı’nın Başbakanlığı döneminde Liselerde okutulan felsefe derslerinin azaltıldığını, seçmeli dersler haline getirildiğini, bu nedenlerle felsefe öğretmenlerinin atanmasında güçlükler yaşandığını biliyoruz…

Felsefe dersleri yerine Dindersi ve bu derslerle ilgili seçmeli derslerin sayısı çoğaltıldı ve Din kültürü dersleri öğretmenlerin sayısı hızla artırıldı…

Dinle felsefe bir çatışma içindedir… Din, vahiy yoluyla nakledilenleri sorgulamadan kabul ederken, felsefe kaynağı tanrı olan bilgileri de sorgular ve bunları aklın ve mantığın süzgecinden geçirerek yanıtlar bulmaya çalışırlar…

Okullarda dini eğitimleri yaygınlaştıranların “felsefe sever gibi gözükmelerine, kimse inanamaz” Tüm bunların ışığında Cumhurbaşkanı’nın anadilimiz Türkçe’nin felsefe yapılmasına uygun olmadığı düşüncesi de bir yanıltmadan ve bilgisizlikten başka bir şey değildir…

Amaç tam anlamıyla başkadır… Eğitim Şurasında liselerde zorunlu Osmanlıca okutulmasına yönelik alınan kararların uygulanmasına yönelik bir yönlendirmeyi içeriyor…

Bu durum ise Anadilimize karşı yapılacak bir darbedir… Bu darbe, Atatürk Devrimlerinin en başarılısı olan Harf ve dil devrimlerini yok etmeye çalışan bir girişimdir…

Kendilerine “Yeni Osmanlıcı” diyerek, kendi anlayışlarına göre“Yeni Türkiye” yaratmaya çalışanların hedefinde Atatürk Devrimleri var…

Osmanlıca bir dil değildi… Osmanlıca; Farsça, Arapça ve Türkçe karışımı bir dildi ve bir köke de dayanmıyordu. Sadece saray ve çevresinde konuşulan bir üst zümre diliydi… Halkımız o zamanlar Yunus Emre’siyle, Karacaoğlan’ıyla yine öz Türkçesini konuşmaya devam ediyorlardı…

Öve öve bitiremedikleri Osmanlıca ile birkaç örnek vermek istiyorum:

 “Devlet yönetiminde 1831'de çıkarılan ilk gazete Takvim-i Vekayi, 250 adet basılmaktaydı. Sadece devlet büyüklerine, bilim adamlarına, yüksek rütbeli memurlara, taşradaki yöneticilere ve elçiliklere gönderilmekteydi. Takvim-i Vekayi'den sonra 1840'ta çıkan Ceride-i Havadis ve 1860'ta çıkan Tercüman-ı Ahval'in de gazete baskı sayısı birkaç bin adetle sınırlıydı.“(Sönmez, Mustafa; Medya, Kültür,)

Voltaire(1694 – 1778) İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır” değerlendirmesini de görmemezlikten gelemeyiz…

Bir kısa örnekte Osmanlıca’dan vermek istiyorum…

“Eşkenar üçgen’i” eğer tekrar Osmanlıcaya çevirmek isterseniz hiçbir Türkçe köke dayanmayan şöyle bir sonuçla karşı karşıya kalırsınız: ”Müselles-i mütesâviyü’l-adlâ…

Cumhurbaşkanı’nın “İsteseniz de, istemeseniz de Osmanlıca öğreneceksiniz” sözünü felsefi açıdan  siz de şöyle bir sorgulayın… Sorgulamaktan korkmayın… Sorgulamak insanın öncelikle kendisine olan bir saygısıdır…

Kısacası niyet başkadır… Osmanlıca sadece bir bahanedir… Amaç Atatürk devrimlerini ortadan kaldırmaktır… Felsefeye karşı olanların felsefeye sarılması bilgisizlik değilse sadece bir takiyedir…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence bilgisizliktir. Cumhurbaşkanı zorluk çekiyor diye dil değişmez. Ben Türkçe ile pek de güzel felsefe yapabiliyorum. Ayrıca latin harflerini kaldırmak için artık çok geç. Cumhurbaşkanı ne dese boş. Zaman eski zaman değil. Arap harfleri kaldırıldığında toplumun yüzde 90'ı okur yazar değilmiş. Şimdi okur yazarlık yüzde 95 olmuş, üstelik latin harflaeri küresel bağlamda bir alışkanlık yapmıştır. Bu paradan sıfır atmaya benzemez; geri teper; paniğe gerek yok. Osmanlıca harflere ve dil yapısına eyvallah da, bunu zorunlu tutmak anlamsız bence. Zorunlu oluşu bir tek Kuranı kendi harfleriyle okutmaya yarar; öyleyse dersi din kiltiri ve bilgisi başlığı altında niye görmüyorlar? Osmanlıca alfabesi Kuran okuma ve tarih araştırmasından başka alanda işlevsizdir.

Muharrem Soyek 
 26.12.2014 11:13
Cevap :
Muharrem Bey Teşekkür ederim. Yeni yılınızı kutlar, mutluluklar ve esenlikler dilerim...  26.12.2014 11:45
 

Temel eğitimde Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi öğretme sevdasının son derece yanlış ve zararlı bir tutum olduğu konusunda kesinlikle size katılıyorum. Diğer taraftan Osmanlı Türkçesi bilinmeden felsefe yapılamayacağı iddiasını da boş bir iddia olarak değerlendiriyorum. Ancak diğer taraftan sizin "felsefenin demokrasinin gelişmesine katkı sağladığı" iddianızı da dayanaksız bulduğumu söylemeliyim. Örneğin Platon devletin filozoflar tarafından yönetilmesi fikrini ileri sürerken veya Montesquieu devletin iyi ve adaletli yönetilebilmesi için mutlaka "güçler ayrımı" ilkesinin gerçekleştirilmesini ileri sürerken demokrasiden ne söz etmişler ne de önermişlerdir. Felsefenin bir amacı varsa o da muhakkak ki devletin "en iyi ne şekilde" yönetileceği sorusudur. Çünkü insanlığın temel amacı "demokrasi" değil aksine "eşitlik ve adalet" in hüküm sürdüğü bir toplumdur. Kaldı ki demokrasinin ortaya çıkardığı toplumsal yapıda zaten ortadadır. Hangi demokraside eşitlik ve adalet sağlanmış ki? Selamlar

Matilla 
 25.12.2014 12:57
Cevap :
Mustafa Bey, yorumunuzla katkınızdan dolayı teşekkür eder, yeni yılda mutluluklar ve esenlikler dilerim...  26.12.2014 11:47
 

Her zaman ki kanmaya hazır zümre nereye kadar kanacak? Alınan şu kararların hiç bir mantığı yok. Üstelik dayatma, akla zarar. Karanlık bir iç kinin dışa vurumu, öc alma güdüsü, ampul karanlığı...Sorgulayan satırlara teşekkürler.

devrimce 
 25.12.2014 12:44
Cevap :
Ben de teşekkür eder, mutlu sağlıklı yıllar dilerim...  25.12.2014 17:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1374
Toplam yorum
: 1901
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1018
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster