Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
553
 

Kimi yazılar hiç eskimez: Takık

Kimi yazılar hiç eskimez: Takık
 

Sürekli bir şeylerden yakınan, birilerini suçlayan, kafalarına taktıkları bazı kişilerle uğraşan insanlar vardır. Bir köşede durup hedeflerindeki kişilerin bir şey yapmasını, bir şeyler söylemesini beklerler. Hedeflerindeki kişiyi büyük bir göz hapsine alıp sürekli takip ederler. Herbirinin kendine göre favori bir hedefi vardır. Kiminin derdi türban, kiminin laiklik, kiminin inananlar, kiminin Başbakan, Cumhurbaşkanı, kiminin Patrikhane, kiminin Atatürk, kiminin Orhan Pamuk’tur… Kimi sivil kıyafetli bir militaristtir; herşeyi orduya düşmanlık çerçevesinden yorumlar. Kiminin tek bildiği asker düşmanlığıdır. Kiminin Yahudiler, kiminin Avrupa Birliği, kiminin Batı…

Karşımıza bir parti, gazete, televizyon kanalı gibi bir tüzel kişilik biçiminde de çıkabilir; gazeteci, politikacı, avukat, edebiyatçı ya da bir blog yazarı gibi sayısız kimlik altında da...

Konuları hep aynıdır. Düşünce açıklamaya, soru sormaya değil retoriğe önem verirler. Klişeler en iyi dostlarıdır. Zihinsel sığlıklarını başkalarının ürettiği klişelerle kapatmaya çalışırlar. Bu klişe bazen bir şiirden birkaç mısra olur, bazen bir slogan, bazen bir etiket...

Kafaları karışıktır. Zihinlerinde kavramlar, terimler, isimler, sıfatlar, küfürler iç içe geçip yavan bir bulamaç haline gelmiştir.

Herşeyin altında bir çapanoğlu ararlar. Her baktıkları yerde bir komplo görürler. Kafalarına saksı düşse o mutlaka kendilerine düşman bir gizli servisin marifetidir. Burunları bir tek kokuyu alır: başlarına gelen her belanın sorumlusu belledikleri hayali düşmanların kokusu…

Ellerinde pertavsız, “vatan hainleri”nin parmak izi peşindedirler mütemadiyen. Ceplerinde bol bol etiket. Kendilerinden olmayan herkese yapıştırırlar: "Al sana vatan haini",,"al sana ikinci cumhuriyetçi", "al sana dönek" Oysa dünya kaç bin tur atmıştır o zamana kadar; hiç düşünmezler. Hayallerinden çok hedefleri vardır. Rengârenk bir gösteri uçağı olmak yerine ayakları yere sabitlenmiş bir radar olmayı seçmişlerdir. Hep başkalarına göre belirlerler konumlarını. Kendi fikri sermayeleri yoktur; tek sermayeleri hedeflerindeki kişilerin varlığıdır.

Kişilerin, koşulların, durumların, fonksiyonların değişebileceğini, dün yanlış olanın bugün o kadar yanlış, dün doğru olanın bugün o derecede doğru olmayabileceğini asla kavrayamazlar.

Hepsinin kendine göre bir altın çağı, bir “asr-ı saadet”i mevcuttur. Kimininki Hz. Muhammed’in hayatta olduğu İslamın ilk yılları, kiminin Türkiye’deki Atatürk ve tek parti dönemi, kiminin Stalin devri, kiminin mitolojik bir Ergenekon… Bu devirlerin ancak belli bir zamana, coğrafyaya ve bir daha bir araya gelmesi imkânsız çok özel koşullara özgü bir durum olduğunu bir türlü anlayamazlar. Anlatılanların çoğunun efsanelerin bulanıklığıyla malul olduğunu akıllarına bile getiremezler.

Takılıp kaldıkları zamanın içinde dura dura ekşimişlerdir. Ama şarabın o damak coşturan asil burukluğuna değil, sirkenin kekremsiliğine daha yakındır tatları. Onları dinlerken, okurken bir mumyayla konuştuğunuz hissine kapılırsınız.

Hep alesta beklerler. Hedeflerindekiler olmasa bir köşede pinekleyeceklerdir ama hayat zaten boş durmalarına da izin vermez. Çünkü mutlaka birileri çıkıp onlara ters gelecek bir şeyler söyleyecek, bir şeyler yapacaktır. O zaman avını gözüne kestirmiş bir yırtıcı iştahıyla saldırıya geçerler. Zaten düşmanlarını alt edip geçici bir rahata kavuştukları o kısacık zamanlarını da mızraklarını sivriltmeye, namlularını yağlamaya ayırmışlardır.

Bütün yeteneklerini hedeflerindeki kişinin ne kadar ne kadar kötü, ne kadar ne kadar zararlı biri olduğunu göstermek için kullanırlar. Bunu yaparken bazen beceriksizce, hoyrat ve yavan bir mizaha da başvururlar; ama bilmezler ki, mizah ancak güçsüzün, ezilenin, azınlığın elinde şık bir malzeme olabilir. Aksinin, bir engellinin özürüyle alay etmek gibi nahoş bir nobranlık olduğunu anlayamazlar.

Kendilerinin bile farkında olamadığı bir kıskançlığın esiridirler. Zihinsel kısırlık, üretememek, kıskançlıklarını ve kızgınlıklarını daha da arttırır. Bir an olsun içlerine dönüp neyim, neredeyim, ne yapıyorum diye düşünemezler. Hasbelkader benimsedikleri dünya görüşünün biricik, ebedi, değişmez ve evrensel bir doğru olduğuna inanmışlardır. Kuşku denen şeyden haberleri yoktur. Yeterince okumadıkları ve bu yüzden birçok şeyden habersiz oldukları halde kafalarına taktıkları kişi ve konularda ahkam kesmekten hiç geri durmazlar.

Atatürkçüsü, dincisi, milliyetçisi, solcusu, sağcısıyla birbirleriyle zıt kutuplarda gibi görünmelerine karşın aslında aynı saftadırlar. Bir rakip olarak birbirlerini yerin dibine batırırlar ama aynı dili konuştukları için gerçekte birbirlerine gizli bir aşkla bağlıdırlar.

İşleri gerçekten zordur, yerlerinde olmak istemezdim. Her an değişen, dönüşen, evrilen, farklı bir görünüme bürünen karmaşık ve cıvıl cıvıl hayatın karşısında hep aynı sabit bakış, hep aynı zihniyetle durmaya çalışmak çok yıpratıcı bir iş olmalı...

Not: Epey eski bir yazı. Ama sanki bugünler için yazmışım.

..........

http://jark.deviantart.com/art/Ninja-Target-Practice-7340407

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

her zaman önerilir!

murat ertaş 
 31.03.2008 12:25
Cevap :
Çok teşekkür ederim sevgili Murat Bey. Selamlar, saygılar...  31.03.2008 14:16
 

senin ileri görüşlü bir insan olduğunu düşünürdüm zaten. bak yanılmamışım. ah keşke bu öngörülerimiz hep iyiye, güzele dair olsaydı...

beenmaya 
 29.03.2008 13:44
Cevap :
:) Keşke! Teşekkür ederim Özlem'cim. Sevgilerimle..  30.03.2008 14:17
 

Merhaba Celal Bey, sizden şikayetçiyim. Zihnimdekileri çalıyorsunuz. Bu kadar mı aynı şeylar düşünülebilir. Bu kadar sabit fikirliler içinde kendimi çok yalnız hissediyor ve kabahatı kendimde aramaya başlamıştım. Ya bende bir anormallik vardı ya da türümün son örneğiydim. Aslında masum bir sabit fikirlilik de söz konusu değil. Siyasi ve maddi çıkar beklentisi olanlar da var. Ama saf saf neye hizmet ettiğini bilmeden Don Kişot'luğa soyunanlar çoğunlukta. Vatanı çok seviyorlar ve vatanı kurtaracaklar! Bu yazınız çıktığında benim de benzer konuya başka bir açıdan bakan bir yazım taslakta bekliyordu. Hem kalemimin sizin kadar güçlü olmaması, hem de konunun çok geniş olması sebebiyle bir türlü toparlayamıyorum. Ayrıca "Beni okumayın artık..." dedim bir kere :)) Selamlar, saygılar.

Hasan Basri Özgen 
 28.03.2008 11:22
Cevap :
E, "aklın yolu birdir" demişler Hasanbasri Bey. (Bir de "Ahmak kimdir, nasıl teşhis edilir?" diye bir blog yazmıştım tam bir yıl önce. Onu da tavsiye ederim) Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Selamlar, saygılar...  28.03.2008 13:53
 

Hani Cem Yılmaz diyor ya; (yoksa Yılmaz Erdoğan'mıydı?) ; "psikolocik deli" onlar :))) Şaka bir tarafa takıntılı insanları yaşamımızın her alanında görebiliriz.Takmamak gerek :) Sevgi ve selamlar.

tijence 
 27.03.2008 21:04
Cevap :
Peki, sevgili Tijen Hanım, takmayalım. Ama sorun onların bizi takıntı yapması zaten :)) Sevgiler, selamlar...  27.03.2008 21:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3741
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster