Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '11

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
419
 

Kimim ben? (devam ediyorum-2.kısım)

Kimim ben? (devam ediyorum-2.kısım)
 

....


İki tane vardı benden biri gülmeyen biri gülen. Ben bile ayırt edemiyordum bazen… diye sonlanmıştı bir önceki yazım ama bu bir son değil aksine bir başlangıçtı. 

Kendimi tanıyamamaya başlamakla beraber büyüyordum da aynı zamanda. Büyüdükçe isteklerimin değiştiği gibi ben olmak isteğim de çok artmıştı. Ama bir türlü bedenime, ruhuma sahip çıkamıyor ve tek olamıyordum. O zamanlardan başladı birilerini mutlu etmek için uğraş verirken mutsuz olma hikayelerim. Ailem ortada problem olmadığı için bana normal davranıyordu. Keşke görebilselermiş bende başlayan bölünmeyi ve çatışmayı. Çatışmalarımı dışarı taşımayı öğrenmeye başlamıştım. Mutsuzluğumu, gülmeyen tarafımı evden dışarı çıktığımda serbest bırakıyor, bir nehirde ahmakça akıntıya karşı yüzmeye çalışan bir yaprak misali gibi özgür kıldığımı sanıp kendimi kandırıyordum. Ne okula hakimdim ne var olmaya çalıştığım hayata. Olmayacak insanları hayatıma sokmakta üzerime yoktu. Okul dedim de bu arada üniversiteye başlamıştım. İkinci öğretim okuduğum için geceleri okula gitmektense gezmek tozmak daha cazip geliyordu. Her insan gibi her genç gibi ben de aşkla tanıştım bir gün. Şimdi aşk olmadığını çok iyi anladığım, mutsuz olduğum ortamdan kurtarıcı olarak gördüğümü çok sonralar anladığım kişi ile tanıştım. 13 yaş büyüktü benden. Düşünsenize ben 10lu yaşlardayken o 30lu yaşlardaydı. Onunla tanışmamla birlikte aile içindeki çatışmalar yine başlamıştı. Çünkü ben daha çok onunla beraber olmak istiyordum ve bunu elde edebilmek için türlü yalanlara başvuruyordum. Nerden anlayacaklar diye umduğum anda yüzüme tokattan beter gerçeği bildiklerini söylediklerinde klasik inkarlarla büyüyen kavgalar. Ama bu süre içerisinde sürekli gülümseyen, herkesi mutlu eden ben yine yok olmuştu. Mutluluğun sadece yeni tanıştığım kişide olduğuna, kurtuluşumun onda olduğuna o kadar emindim ki. Her kötü şeyi yapabilecek durumdaydım ve kılıfım hazırdı “ aşkım için her şeyi yaparım”. Aferin kızım iyi yaparsın derim şimdi biri bana bunu anlatsa, bir güzelde pataklarım üzerine. Hazırladığım kılıfa kendimi inandırdım ve neler yapmadım ki. Sokaklarda uyudum bazı geceler, parklarda yattım, elimde avucumda ne varsa aşık olduğum kişi için tükettim. Yetmediği yerden ailemden aldım, aşırdım yine onun için tükettim. Yeri geldi evden kaçtım sırf iki – üç gece onunla birlikte olabilmek için. Öyle bir emindim ki nasıl olsa eve geri döndüğümde bağırıp kızacaklar, birkaç gün cezalandırmaya çalışacaklar ama benim şirretliğimden usanıp ne hali varsa görsüne dönüp beni affedecekler. Peki bu gerçekten bir affetme miydi? Hiç mi yaralanmadılar? Hiç mi kırılmıyorlardı? Anne baba olmak bu kadar sınırsızca sevmek, bu kadar yüksek tahammüle sahip olmak mıydı? Ya da hiç mi sevmiyorlar, gözden çıkarmışlardı? Ben bilebile göre göre hem kendimi hem ailemi ne durumlara sokmuştum bir türlü vazgecemediğim kişi için. Kurtuluşum görmüştüm ya onu bir kere, sığınacak limanımdı ya. Görememiştim beni ne denli fırtınalı bir havada dalgalar boyumu aşarken denizin ortasında bırakacağını. Anlayamamıştım babamın neden ağladığını. Hissedememiştim annemin beni sevdiğini. Bu kadar kör, bu kadar bencilce bir hayatın benim kurtuluşum değil karanlığımın başlangıcı olduğunu görememiştim.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 415
Kayıt tarihi
: 18.04.11
 
 

31 yaşında önce kendini kaybetmiş, bulduğunda ise geç kalınmışlık hissi ile darmadağınık olmuş bir a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster