Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
89
 

Kimlerin ekmeğine yağ sürüyoruz acaba?

Kimlerin ekmeğine yağ sürüyoruz acaba?
 

İşim gücüm budur benim

Sorguya çekmek çirkinlikleri

              Ali YÜCE

Politikacılar, özellikle de iktidardaki politikacılar üniversite gençliğinden hoşlanmazlar hiç.

Niçin mi?

18 – 25 yaşlarındaki bu geçler, sözcüğün tam anlamıyla idealist mi idealisttir çünkü. Delikanlı ve dahi enerji küpüdürler. Haksızlığa, adaletsizliğe tahammülleri yoktur. Sözlerini dudaktan, gözlerini budaktan esirgemezler çünkü.

Hoşgörüsüz, adaletsiz, yanlış üstüne yanlış yapan, demokrasi ve sosyal adaletten nasibini almamış yöneticiler için korkulması gereken bir güçtür gençlik.

Öyleyse?

Öyleyse, önlemi alınmalıdır bu tehlikenin.

Yanlış üstüne yanlış yapan, adaletsiz yöneten, sosyal adaleti sağlamak gibi bir niyeti olmayan politikacılar, demokrasiden de hoşlanmaz hiç, eleştiriden de…

İyi de, karşılarında “gençlik”diye bir güç var ki, bu tür politikacıların karşı oldukları değerleri savunur hep.

Öyleyse, bu düşmana(!) karşı etkili bir önlem almak gerekir. En etkili önlem, hasmı içten yıkmaktır. Bunun yolu, o gücü en az ikiye, üçe bölüp birbirleriyle savaştırmaktır. Bu planı başarıyla uygulayan yönetimler, istedikleri gibi at koştururlar artık.

1965’ten sonra, özellikle de 1970’li yıllarda, üniversite gençliği sağ ve sol olarak ikiye bölünmüştü; işte bu yüzden. Sağcılara göre, en tehlikeli düşman solculardı. Solculara göre de, ülkemiz için en büyük tehlike, sağcı öğrencilerdi. Her gün birkaç sağcı ya da birkaç solcu gencin cenaze töreni olur; intikam nutukları atılır; dolayısıyla bıçaklar ve kılıçlar biraz daha bilenirdi.

Mucize Kaymakam Turan Eren, SBF’de okurken, (1969)her iki gruba da katılmadığı halde, sağcı öğrenciler tarafından aynı öğrenci yurdunda birlikte kaldıkları Dil Tarih Coğrafya FakültesiSosyalist Fikir Kulübüyöneticilerinden Mehmet Ali Sarıcaile birlikte kaçırılır. Bakarlar ki, Turan’ın bu taraklarda bezi yok, bırakırlar da O’nu, Mehmet Ali’yi saatlerce döverler.

Turan’ın dayak yemeden salıverilmesi, “Yoksa gizli polis mi?”gibi sorulara ve endişelere neden olursa da, gerçek anlaşılır elbet.

Gelelim biz Mehmet Ali’ye. Arkadaşları merak içindeyken, gece yarısından sonra, ağzı yüzü şişmiş, bitkin, tanınmaz bir halde gelir yurda. Meğer gördüğü onca işkence sonunda bayılmış. Ayrıldıktan sonra, bir arabayla yurdun kapısı önüne atmışlar. Gören yurt görevlileri yukarı çıkarmışlar. Bir ay yatmış. Yemeğini bile odasına çıkarmışlar günlerce, haftalarca.

Solcular durur mu? Onların eli armut devşirmiyor ya… Bir süre sonra M. Ali’yi döven Ayıboğan ve Pepe lakaplı iki ülkücüyü kaçırıp Hukuk Fakültesi’ne getirirler. M. Ali’ye de, “Seni dövenleri yakaladık. Gel, intikamını al!” diye haber gönderirler.

Ya! Şimdi siz olsanız Mehmet Ali’nin yerinde, “Keser döner, sap döner; bir gün gelir, hesap döner. İntikam vakti geldi.”diyerek uçup gitmez misiniz dörtnala? Misliyle acısını çıkarmaz mısınız, yediğiniz onca dayağın! Her türlü hakareti yapıp tükürmez misiniz yüzlerine?

Ve daha neler neler geçiyor aklınızdan, tahmin bile edemem!

Ancak, Mehmet Ali Sarıcadenen Dil Tarih Coğrafya Fakültesiöğrencisi bu sosyalist genç, ne dese beğenirsiniz?

“Arkadaş, ben gelmem de, dövmem de. Bu delikanlılık değil. Onları nasıl olsa döven bulunacaktır. Ben mertçe olmayan hiçbir işte yokum.”

Hayda!.. Sen nasıl bir gençsin böyle, M. Ali Sarıca?Ne güzel bir fırsat gelmiş ayağına. Tepmesene be kardeşim, tepmesene! Analarından emdikleri sütü, burunlarından getirsene! Nasıl bir gençsin sen böyle? Bu ne biçim solculuk, bu ne biçim sosyalistlik?

22 – 23 yaşlarındaki M. Ali Sarıca’nın gösterdiği bu olgunluğu, yüz kişiden kaç kişi gösterebilir?

Sözgelişi o günlerin İçişleri Bakanı Faruk Sükan, bu konulardane düşünüyordu, nasıl düşünüyordu; merak eder misiniz?

Sayın Bakan, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kastederek, “Ben, bu komünist okula burs vermem.”demiş, dolayısıyla o yıl, yalnızca Turan Erendeğil, SBF’den hiç kimse İçişleri Bakanlığı’ndan burs alamamış. “Bakanlık olarak solcuların nefes alış verişlerini bile dinliyoruz.”diyebilen “Zehir Hafiye”lakaplı bir “Bakan”a da bu yakışırdı zaten.

Aslını ararsanız, hiç de haksız değil Faruk Sükan!O günlerin ünlü öğrenci liderlerinden Mahir Çayan,SBF’de öğrenci… Deniz Gezmiş ileAtilla Sarpda sık sık SBF’ye ve SBFöğrenci yurduna gelmekteler.

Keşke zehir hafiyelik yaparak gizli gizli nefeslerini dinleyeceğine, uygar bir devlet adamı gibi onları makamında kabul ederek dinleseydi. Evet, gençleri gizli gizli değil de açık açık dinlemiş olsaydı, gençlere de yazık etmemiş olurdu, kendisine de…

O günlerin yalnızca iktidar ileri gelenleri değil, muhalefet liderleri de, “Kendilerini sağcı ve ülkücü kabul edenler de, solcu ve sosyalist kabul eden gençler de bizim çocuklarımız. Hepsi de en az bizim kadar yurtseverdir. İster sağda, ister solda, ister ortada olsun, hepsi bizim gençlerimiz. Sağdakiler soldakilerden, soldakiler ortada ve sağdakilerden ne daha üstündürler, ne daha aşağı…”diyebilselerdi, o değerli gençlerin hiçbirini kaybetmezdik.

Kesinlikle suç gençlerde değildi. Gençleri gaza getirenlerdeydi suç. Ne yazık ki, birçok şey gibi, bunun hesabı da sorulmadı hiç.

18 yaşındaki Turan Eren,sağcılarla solcu gençlerin ülkemizi sevmeleri açısından aralarında hiçbir fark olmadığını anlar da Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık ve parti liderliği koltuğunda oturan koskoca adamlar bunu anlayamazlar mıydı?

Anlayamamışlarsa, o makamlara ehliyetli olanları seçememişiz demektir ki, suç bizde.

“Anlayamaz olurlar mı? Anlamışlardır mutlaka. Ama gerçeği söylemek işlerine gelmemiştir.”diyorsanız; bu çok daha kötü işte!

“Kendi çıkarları için, gerçeği görüp bildikleri halde söylememişler; dolayısıyla gençlerimizin birbirlerini öldürmelerine bile bile göz yummuşlar; dahası kışkırtmışlar”ise, bu asla hoşgörüyle karşılanacak, üstü örtülerek geçiştirilecek bir kabahat değildir. Suçtur bu, suç! Ağır bir suç hem de…

Ülkemizde bir parti lideri, evlilik dışı bir ilişkisi var diye koltuğunu kaybederken, gençlerimizi göz göre göre birbirlerine düşman edip kandıranlara niçin kimse hiçbir şey sormadı, soramadı?

Bir parti liderinin evlilik dışı ilişkisi sizi ne ilgilendirir, beni ne ilgilendirir! Bu, onun özel hayatı... Size ne zararı var, bana ne zararı var! Hazineyi mi soymuş? Kamu malına mı zarar vermiş?

Yasalarımıza göre, yüzde yüz suçlu oldukları herkesçe bilinen onca insan, göğsünü gere gere sefalarını sürerken, falan bey ya da filan hanımın çapkınlığını ön plana çıkarmakla hangi sorunu çözmüş oluruz?

“Üç Dilek”adlı eserin yazarı Turan Eren, önemli bir noktaya dikkatimizi çekiyor:

“Sağdan olsun, soldan olsun kalkan her cenazenin arkasında yürüyen anne ve babalara baktığımızda, fakir olduklarını kolayca anlamak mümkündü. Anneler başları örtülü, babalar genellikle külahlıydı. Aynı dokudan, aynı sosyal sınıftan, aynı kaderi paylaşan ailelerin çocukları, inandıkları düşünceler uğruna birbirini öldürüyorlardı. (…) Ben hem sağ, hem sol görüşlü birçok arkadaşla konuşuyordum. Özünde hepsinin iyi niyetli, memleketini ve milletini seven insanlar olduğunu görüyordum. En büyük eksiklikleri diyalogdu. Bir araya gelip konuşsalardı, öyle zannediyorum ki, bu kadar keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılmazlardı.”

Yazarla aynı görüşteyim. Bugünlerdeki şehit cenazelerine bakınca da aynı manzarayı görmüyor muyuz?

Biz, birbirimizi düşman belleyip kırdıkça, vurup öldürdükçe, keyifle ellerini ovuşturanları niçin göremiyoruz?

Kimlerin ekmeğine yağ sürdüğümüzün farkına ne zaman varacağız acaba?

 

Hüseyin Erkan                                                                                                                                                           huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

Muhsin DURUCAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster