Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
426
 

Kimliği kapı koluna bağladıktan sonra anlat bakalım

ALİ MERCİMEK

ANLATI

KİMLİĞİ KAPI KOLUNA BAĞLADIKTAN SONRA ANLAT BAKALIM

Sade bir Almanya Profili

1

Ben, Arzu, Mustafa, Kai, Memet, Mustafa, Nadine yaşam eylem alanının genel ortaklığında, Kai' nin burada kolektif bilinci beğenmeyip ülkesini terk etmesinden sonra, Memet' in bu ülkede yaşamsal verileri kabul etme, benimseme yerine, onları gözeterek kontrol altına alma isteminin sorun olabileceği psikolojik ortamda, ben Kai gitmeden önce Memet' i izlerken, medyanın aktardığı gerçekliklerden Mustafa ve Arzu' nun ne kadar etkilendiklerinin bana yansımasını Nadine' nin Memet' ten duymuş olması gerektiğini anlatan Mustafa' nın çifte pasaportla nasıl tescilli şizofren olunabileceğinin açık göstergeliği esnasında, Kai' nin mektuplarının anlam içeriğinin sanki Memet' in durumunu anlatmak meramında olduklarını düşünen, kendimi ben olarak varlaştıran etmenlerin tadil aşkınlığında ben.

2

Bu durum aiti beni Arzu' ya götürdü. Bu psikolojik durum her zaman bana ait olmayabilir. Üniversite kütüphanesinin hukukçular için ayrılan bölümünde çevresine istiflediği ağır ciltli yasa yorumlamaları kitaplarının arasında çalışan Arzu, beni görünce önce gözlüklerini çıkardı, sonra başını hafif yukarı kaldırarak ''iyi ki geldin'' der bir görünüme büründü. Ben hiç düşünmeden ''Ne yapıyorsun?'' diye soruyorum. Arzu' nun yanıtı tam enformasyon cinsinden; ani ve şaşırtıcı, ''Orospuluk yapıyorum'', diyor Arzu, sakin. Ben ayakta kalmışlık durumunu çok kısa kesecek kadar bozgun ve meraklıyım. Kahve içeceğimiz yere daha çabuk varmak için kütüphaneden çıktıktan sonra şehir mezarlığını yolu kısaltmak için kullanıyoruz. Mustafa: ''bu ülkenin ölüleriyle hiç ilişkim olmadı, olmaz da'', der hep. O da mezarlığı ters yönde boyluyordu. O' na selam vermedim. Her eylem durumum bana ait olmayabilir. Hakime olmak isteyen Arzu' nun orospuluk durumu, kahve içerken beklenir bir durum olasılığına dönüşüyor. Arzu' nun son hukuk sınavları iyi gitmemiş. Benim ve Arzu' nun yasa ve yaşam ilişkisinde pragmatik ölçülerde sonuç alır bir yere varamayışımızın en açıklanabilir nedeni, belki de bütün yasaların sanki bizi hedef alarak kurgulandığı saplantısına kapılmış olmamıza dayanıyor. Bunu, Kai' nin mektuplarında anlatmak istediği eylem ve norm uyuşmazlığı meselesiyle, Memet' in yaşama çizgisinde katalize ederek, bizim öznel durumumuz etrafında yorumluyorum. Düşünmeden orospuluk yapmak ta kolay iş değil. Ben Arzu' dan hemen ayrılmak istemiyorum. Bu beraberlik nasıl uzun tutulur?... Dışarı çıktıktan sonra mezarlığı var saymıyorum. Arzu' nun o ana ilişkin görüşünü bilmiyorum. Kesintisiz yürüyoruz; ve, tüm gece için ikna olarak. Memet' in ''yüz üfleyerek en çok ruh topladığım yer burası'' diye tarif ettiği meyhaneye vardığımızda, Memet' in fazla mesai yaptığı anlaşılıyordu. ''Ruh burada da azaldı, yeni bir restorasyona ihtiyaç var'', diyor Memet, ben ruh durumu ne alemde demeden. Bizi de tam algıladığını sanmıyorum. Sesimi yükseltmek zorundayım, ''Memet bana biraz ruh ver, durumum bana ait olsun.'' Çok somut bir sigara uzatıyor. "Ne yapıyorsunuz?'' diye soruyor Memet. Benim Arzu' ya bakmam, ama bakmam, çok doğal. Arzu' nun, ''galiba bu ülkede salt kendim istediğim için orospuluk bile yapamayacağım, '' diye düşündüğünü sanıyorum, tüm sosyaliteyi, tüm yaşamsal gerçeklikleri işin içine katarak. Benim cevabım Memet için her zaman yanlış olmuş, Nadine' nin anlattıklarından çıkarımım bu. Arzu da yanlış yapıyor: "iyiyiz, geziyoruz", diyor. Memet iyi kavramını sevmez, ben bunu daha Kai gitmeden önce anlamıştım, çünkü o, yani kavram olarak 'iyi', Memet için hiç bir bilgi içermez. Gezmeyi de Memet' in neden yanlış bulduğu bundan kaynaklanır. Çünkü Memet ruh bulmak için devamlı gezer. 'Bu ülkede her şey var, ama ruh yok' tekerlemesinin mobilliği ile yaşamak, salt Memet' e ait bir üslup değil, ama Memet o hep anlatılan ruhun ne olduğunu, ne olabileceğini açıklamak durumunda hisseder kendini. Arayış budur. 'İyi' yi pek sevmez Memet. Yanlışlık bir paradoks esasıdır. Meyhane kapanıyor, özgürlükler ülkesinde yeni bir olasılık açılıyor, sarhoş olduğumuzu öğreniyoruz, sabahı uyuyarak karşılayanlara nefret duymadığını itiraf eden bir taksici ile. Ruhun yüz üfleme yöntemi ile bilinir bir gerçekliğe nasıl dönüştürülebileceğini merak etmediğimizi sanan Memet, bedeninin ruh arama davranışlarını bir nevi tahaf olarak nitelendirip, ayrılıyor aramızdan. Durumu kendine aittir. Bir süre sonra kendi bedenimin evinde, Mustafa ''bu ülkede evler salt beden için inşa edilir'' görüşündedir. Arzu' nun memeleri benim memelerimin üzerinde, her türlü rahatsızlık faktörlerini hiçleyerek devinen nemli apış aralarımızın zevk ökçelemesi ritm desteğiyle zenginleşen trans vaziyetimizin doyum doruğunda telefon çalmaya başlıyor. Açılan tele sekreterdeki fon müziği, rahatsız edilmeden iletişim kurmanın, postmodernizmle kuramamanın, tatlı muhabbetini aşkın iniltilerimizle bütünlüyor. Zevk zevkleniyor. ''Sinyal sesinden sonra'' ... ahh ahh ahh aaahhhh oohh ... ''bir not'' ... ahh ahh ... oh ... ''bırakabilirsin'' ... ''beni ara beni ara beni ara beni ara'' ..... ''Ben seni ararım ben seni ararım ben seni ararım'', ohh ... ah ..., durumumuz bize aittir. ''Beni ara'', ''benimle buluş ... ''.

3

Bu durum aiti beni bu durum sınırıyla tanıştırdı. Tüm kolektif kimlikleri muğlaklaştıran varsayım öncesi bir vaziyet... Kendi cinsime duyduğum ilginin yöneltimi, beni aranan ruhun aslında varlık anlamına verilebilecek bir yanıt olabileceği, yaşamda beklenilen estetik tarzın öznel ifadesinin tanım yansıması olabileceği düşüncelerine sevk ediyor, benlik uzanıyor. Evimin vazgeçilmez içkaynakları, cinsellik tamamlamaları, bedenimi tanımama yardım etmedeki en büyük işlevi görüyor. Zihinsel aydınlamanın ön aşaması -vazgeçilmez olanı- bedensel aydınlamadır, bu kesin. Tüm dıştanımları hiçlemek için mutlak bir neden. Mezarlıkları mimari bir yanılgı sanmak, varolmayanlarla, artık yaşamayanlarla özdeşleşmemenin tutum davranışlarının sarmalı gibi. Bundan ulusal kategoride çıkarım yapanlar olduğunu Kai anlatırdı. Mustafa' nın ruh hali sıkı bir anlam içeriyor. Ben bu ulusa ait değilim.

4

Telefonda Mustafa' nın sesi. Gelen ilk tatil gününde buluşmamızı öneriyor. Tatil gününün anlamı ''ben çalışıyorum'' demek. İşi olmayanlar için tatil günü de, çok geniş zaman anlayışı ile, tatil. Mustafa' nın hep tatil olmaya, tatilliği öznel bir varlanım haline getirmeye olan uğraşısı, aşırı rasyonel ve steril yapılanım gösteren bu toplumda delilik bile olmuyor. Buluşuyoruz. O' nun beni aramış olması, benim tavrımdaki tüm olasılıkları tek seçeneğe indirgemiş oluyordu zaten. ''Beni görmedin geçen akşam'', diye söze başlıyor Mustafa .''Nerede, ne zaman?'' Mustafa ne zaman sorusuna verebileceği cevabın çabukluğundan arta kalan geniş bir zamanı nerede sorusuna ayırıyor. Bu, 'ben neredeyim' sorgulaması zorunluluğuna açılıyor. İnsan bulunduğu coğrafyayı hiçlemek istiyorsa Mustafa gibi olmalı; iki tane. Hem ülkeyi hiçleyeceksin, hem de mezarlığı. Ne güzel, bir zamanlar iki tane Almanya vardı. Ben, ''bu ülkede mezarlıklar da var'' diyorum. O anda Mustafa beni duymamış oluyor. (Ama içten içten biri diğerinin mezarlığıydı, diyordur). ''Sizin jenerasyon kayıp, beni kahreden bir görüntü sergiliyor haliniz'' diye klasik bir söyleşiye geçmek istiyor hemen. Ben, ''beni seni sosyoloji açıklayamaz, bizler tescilli şizofren olmanın bir ilerisindeyiz, yaşam bölgesini kendi özgür iradesi ile seçmeyenlerin dünyası elbet farklı olacak'', türünden söylevlerle Nadine ve Arzu da varken Mustafa' ya bunları çok anlatmışımdır. Neyse... ''Eve gidelim'', diyor Mustafa. Gidiyoruz. Mustafa' nın evine ilk kez gidiyorum. Bu ev bir beden için mi?... Çok sayıda odası bulunan evde duvar dipleri tamamen su kanalları ile çevrili. Yağmur birikimleri ile destekli bir mekanizmanın yönetiminde balkondan giren su, önce duvarları boydan boya koyun postu ile kaplı yatak odasına yöneliyor, sonra mutfağa, oradan oldukça dar ve duvarları sirke kokan boş bir odaya geçiyor. ''Bu oda benim için dünyadaki tüm diğer boş odaları temsil ediyor'', sesinde sanki bir uyarma var Mustafa' nın. O odadan başka bir odaya geçerken kavradığım şeyin avuçlarımdaki hissi bana uzunca bir zamandır duyumsamadığım tanıdık bir nesneyi çağrıştırıyor, elimi geri çekip dikkatlice bakınca evdeki kapı kollarının ereksiyona uğramış phallus motifinde olduklarını görüyorum. 'Ereksiyona uğramış phallus' tanımını, ben, ''bunlar ne böyle?'' deyince Mustafa getiriyor. İlerki bir zamanda Mustafa' nın bazen de o nesneye yönelik ağır bir Türkçe' yle niteleme yaptığını, o evde, ister sosyal ister zihinsel, her türlü kuralın geçerliliğini yitirdiğini anlattığını öğreniyorum. Bana yaptığı tanımda, o organın işlev bağlantısının beyinle olduğunu vurgulamak yatıyormuş. Diğer tanımlamalarda ise beyine çok az, bazen de hiç iş düşmüyormuş. Buradan çok çabuk etik değerlerin esas kaynağına inilebilinirmiş. Kai de hep, ''Hiç bir organın veya olgunun kendisi, esas varlanım kaynağına ilişkin bilgi vermez'', derdi. Ben yine de bir gün Mustafa' ya, kapı kollarını devamlı kalkık tutan beyinsel gücü nasıl tasavvur ediyor, soracağım. Evdeki su kanalını takip ederken balkona geri dönen suyun beraberinde bütün evlerin kapalı devre bir yapıda olduklarını bir kez daha algılıyorum. Ama bütün bunların bir işlevi, işlevi yoksa bir anlamı olmalı. İtina ile döşenmiş su kanalları, bütün duvarlarda on beş santim uzunluğunda koyun yünü, kapı kolu yerlerinde bir yontucunun elinden çıkmış gibi duran motifler... Bunlar neyi açar Allah aşkına?... Memet, ''onu herkes en azından bir defa elinde tutmuş olmalı'' der, ''ana yaratıcının istemi bu''. Yoksa Mustafa ile Memet arasında bir antlaşma mı var. Memet' in sesini duyar gibi oluyorum: ''İlk fırsatta evine onları çağır''. Önce farkına varmamıştım, ya da üzerinde fazla durmamıştım. Kapılar kolları aşağı basılınca açılmıyorlar, onları tekrar yukarı kaldırmak gerekiyor. Mustafa' nın yasal kimliğinin sunduğu çifte vatandaşlık gibi, biri varken diğeri daha. Bunlar ne işe yarar?... ''İnsanın her sahip olduğu şey her zaman kendi işine yaramaz'', der Nadine. Özellikle yasal niteliği olan veya yasal bir nitelemeye tabi tutulan kimlikler... Ulus, mezhep, evlilik ve meslek gibi. Bunların yanında özel meraklar bile takip altında olduğunu söyler. Anlaşılan kimliğe makbuz kesilince kimlik artık kimlik olmuyor. Ben şu aids ten bile şüpheleniyorum; her şeye makbuz kesilsin, her davranış devamlılığı kontrol edilebilsin otosistematiğinin genel karakteri bu herhalde. Kendini gözleyen büyük göz.

5

Şimdi Nadine' ye ihtiyacım var. Aramızda en rasyonel düşünen o; hiç yer değiştirmemiş çünkü. Çok özel kimlik açıklamalarında cinsel göndermeler yapmayı bile gereksiz bulduğu olur. Ben bir dergide durum aitimizi tamamen cinsel ibareler kullanarak anlatmaya çalışmıştım. Nadine buna gerek olmadığını söylemişti. ''Her açıklama tarzında bir savunma içgüdüsü vardır'', der Nadine. Mustafa' nın ev halini o' na anlattığımda da buna benzer şeyler söyledi. Evdeki su kanallarını tipik bir orta çağ savunma güdüsü olarak yorumladı. Dış tehdide karşı varsılların şatolarına su dolu hendek kazdırmaları gibi... Mustafa kendini bu minyatürlerle neden koruyor olsun? Bir de, diyor Nadine, ''sizin ülkenizin hamamlarında artık su, mükemmel bir mimariyle inşa edilmiş açık kanallarda akıyor. Aslında, aynı mimari mükemmellik, o suyu alttan gönderebilecek niteliğe sahip. Mustafa kendini o diyalektiğe kaptırmış olabilir.'' Mustafa' nın evine tekrar gittiğimde, Nadine' nin açıklamalarını ölçmek için, acaba banyodan sonra yıkanma suları da o kanallara mı devroluyor, kontrol edeceğim. Nadine koyun yünlü duvarları sosyal izolasyona takviye diye yorumluyor ve ekliyor: ''belki Mustafa kendisini observe ediyorlar sanısına da kapılabilir''. Peki, ya o sirke kokan boş oda?; ''çilekeş, asket bir toplumun izleri, yine orta çağ, yine içe kapanıklık. Ya da zorunlu bir ikametgahın temsili resmi; hapishane gibi...'' Kapı kollarından bahsedince Nadine iyice meraklanıyor. ''Bir de ben gidip bakayım, dinlemekle görmek arasında büyük fark vardır, '' diyor. Dinlettirme seyrettirmekten daha çarpıcıdır elbet, bu kesin. Evet, Nadine yorumlarında oldukça haklı. Tek, Mustafa' nın mezarlıklarla olmayan ilişkisine yorum getiremiyor. Oysa bizim ülkemizde mezarlıklar geniş bir yer tutmalarına rağmen, yok gibi dururlar. Mustafa' nın hamamlarla olabilecek bağlantısını, aynı şekilde mezarlıklarla kuramıyor, Nadine. Demek burada Mustafa' nın sözünü asıl almak gerekiyor. ''Benim ölülerle hiç işim olmaz''. Anlaşılan Mustafa' nın tescilli şizofrenliği yaşanılan gerçeklikle ilgili. Ölüm bile dahil değil.

6

Varolmanın içhayat meselelerini karşılaştırma yaparak açıklamaya çalışmak, sürekli yer değiştirenlerin vazgeçilmez yöntemi. Ben ama, kişisel tercih değişikliğini mekan değişiminden ayrı tutmak zorundayım, Kai gibi... İlişkiyi artık siz kurun, durumunuz size ait olsun.

(HER HAKKI SAKLIDIR)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 482
Kayıt tarihi
: 17.08.08
 
 

İstanbul ve Münster Üniversiteleri basın yayın mezunuyum. Gazeteci olarak çalışıyorum. İlgi alanl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster