Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
330
 

Kimsin Sen?

Kimsin Sen?
 

https://www.youtube.com/watch?v=QK-Z1K67uaA&start_radio=1&list=RDQK-Z1K67uaA

Mevsimlerden Sonbahar, aylardan Eylül... Sarı, kırmızı, turuncu renkte üzerlerine düşen kavak yaprakları altında ihtiyar bir bank üzeri;

''Kimsin sen?'' dedi kadın.

Adam sessiz, sadece kadının gözlerine baktı ve seslendi. ''Seni bulmam için gönderildim.''

''Buldun işte!'' dedi kadın, adamı bekliyormuşcasına…

Konuşmadılar bir müddet… Bir bank üzerinde iki yabancıydılar sadece.

''Neden geldin?'' dedi kadın.

Adam sessiz, kadının ellerini ellerinin arasına aldı. Kadın tedirgin olsa da güvenmek istedi. Direnmedi.

Adam sessiz, seyahatine başlamıştı kadının ruhunun derinliklerindeki dünyasına doğru.

Kadın açtı adama tüm sakladıklarını, hissetti ruhunun şehirlerine uzanan yolda ilerleyen yabancıyı.

Artık adam bu dünyanın zaman, mekân ve boyutundan münezzehti.  Gördü yürüdüğü yollardan uzaktaki şehirleri. Hava kara bulutların esiri, nehirler kurumanın eşiğindeydi. Şehirlere uzanan yollar üzerindeki köprüler yıkılmıştı. Çantasından çıkardığı ''güven'' harcını karıştırdığı toprakla önce köprüleri tamir etti adam ve devam etti. Bu sırada ellerini elleri arasında tutan, gözleri kapalı yabancıya baktı kadın. Güvendi.

Devam etti adam; kesilmiş ağaçları, yakılmış başakları, yıkılmış binaları gördü. Aradığını bulmak için yıkık şehirlerin içlerinde dolaştı. Ağladı adam, çok ağladı, hep ağladı. Gözyaşlarıydı çölleşen toprakları yeşertecek. Dökülen gözyaşları içinde düştü çorak topraklara ''merhamet'' tohumları. Bu sırada kapalı gözkapakları arasından süzülen gözyaşlarını fark etti kadın adamın. Ellerini adamın elleri arasından çıkarmadan uzattı başını adamın gözlerine doğru. Biraz saçlarıyla, biraz elmacık kemikleriyle silmeye çalıştı gözyaşlarını.

Gezdi adam karış karış yıkık şehirleri aradığını bulmak için, çantasından çıkardığı kırlangıçları göklere, sincapları yerlere saldı. Adamın etrafında daireler çizen kırlangıç ve sincaplar selamlama seremonisinin ardından dağıldılar dört bir yana. Etten kemikten değil, ''şefkat''tendi onların hamuru. Bu sırada kadın, o an daha da hissetti sıcaklığını kendi elleri arasında olan adamın ellerinin. O an dikkatle baktı gözleri kapalı olan adamın yüzüne, her bir alın çizgisini, kaşlarını, kirpiklerini izledi şefkatle.

Bank üzerinde geçen her dakika, kadının ruhunda dolaşan adam için aylara, yıllara denk geliyordu. Aylar sonra bir çığlık ve ötüş işitti adam;  çığlık sincaplarına, ötüş kırlangıçlarına aitti. Omuz başlarında beliren sırma kanatlarını art arda çırptı adam ve havalandı umudun sesine doğru. Kanatları tüyden değil ''ateş''tendi. O sırada kadının gözlerinde bir ışık belirdi. Baktı gözleri kapalı adamın yüzüne, daha berrak, daha billurdu artık bakışları ve daha aydınlıktı yüzü adamın.

Adam, aradığını yıkık şehirlerin çok uzağında kurumuş bir gölün içinde, çürümüş bir kayık içerisinde buldu. Aylardır aradığı küçük kız çocuğu çırılçıplak karşısındaydı adamın. Üşüyor, korkuyor ve titriyordu. Sarıldı adam küçük kız çocuğuna, ısıttı soğuyan bedenini, adamın gözlerinden akan yaşlar küçük kızın başından vücuduna doğru aktıkça elbiseye dönüşüyordu. Pamuktan, ipekten değildi bu elbise; ''sevgi''dendi kumaşı. O sırada genç kadın gözleri kapalı adama baktı ve titreyen dudaklarından dökülen harfler adam ve kadının birbirine kenetli elleri üzerine döküldü. Ellerinin sıcaklığıyla buharlaşan harfler bir araya gelerek anlam kazandı ‘’Sev beni!’’

Adam ve küçük kız çocuğu yıllarca beraber yaşadı. Beraber yeniden inşa ettiler yıkık şehirleri, çorak topraklarda yeniden başaklar, ağaçlar büyüttüler. Büyüyen ağaçlar ormanlar haline geldi yeniden, ormanlar yeniden davet etti kristal yağmur tanelerini, göklere hakim karabulutların yerini mavilikler aldı. Yağan yağmurlar doldurdu gölleri, nehirleri… Nehirlerde yeniden belirdi gümüş balıklar. Ve bir gün yeniden doğdu güneş, tutuklayıp götürdü karanlıkları, boyadı tüm grilikleri sarıya. Adamın küçük kızı içinde bulduğu çürümüş kayığı da tamir ettiler ve emanet ettiler yeniden mavi göllere. Bu sırada gözleri kapalı adamın yüzüne baktı kadın, ardından yavaşça başını omzuna dayadı adamın. ‘’Huzur’’du hissettiği.

Küçük kız büyüdü… Ve adamın veda vakti geldi. Artık her yer yeşile, maviye ve sarıya giyinmişti. Sarıldılar birbirlerine doyasıya ama doyamadılar. Yıllar önce gelirken tamir edip üzerinden geçtiği köprüye ulaştı adam. Kırlangıçları ve sincapları üzerinde daireler çiziyordu. ''küçük kız size, siz küçük kıza emanetsiniz artık'' dedi adam. Geriye dönüp uzaktan, şehirlere, göllere, göklere, nehirlere, ormanlara baktı adam ve seslendi: ''Sizin hamurunuz AŞK’tan.'' O sırada kalbinde ince bir sızı hissetti kadın, gözleri kapalı adamın yüzüne baktı. Kapalı gözleri açıldı adamın ve sessiz, sadece baktı kadına. Kadın, dudakları adamın kulaklarına değerek seslendi: ''Sana aşığım.''

Bu kez kadın aldı elleri arasına adamın ellerini, gözlerini kapattı ve seyahatine başladı adamın ruhunun derinliklerindeki dünyasına doğru.

Adam açtı kadına tüm sakladıklarını, hissetti ruhunun şehirlerine uzanan yolda ilerleyen yabancıyı.

Kadın büyük bir korkuyla panik içinde açtı gözlerini, adamın cayır cayır yanan şehirlerini gördü, devasa yanardağlarını, önüne çıkan her şeyi yutan lavlarını gördü. Yaklaşamadı bile. Bakakaldı adamın gözlerine.

Adam, hiçbir şey söylemeden oturduğu bank üzerinden kalkarak, üzerine dökülen kavak yaprakları eşliğinde uzaklaşmaya başladı bulunduğu yerden. Kadın koşarak yakaladı adamın kolundan: ''Nereye gidiyorsun?'' dedi kadın.

''Bilmiyorum!'' dedi adam.

''Kimsin sen?'' dedi kadın.

''Bilmiyorum!'' dedi adam. Ve oradan uzaklaştı.

Mevsimlerden Sonbahar, aylardan Eylül... Sarı, kırmızı, turuncu renkte üzerlerine düşen kavak yaprakları altında ihtiyar bir bank üzerinde toplamda otuz sekiz dakika sürmüştü iki yabancının birlikteliği… Adamın kadının ruhuna seyahate çıkıp geri dönmesi ise bu dünya zamanıyla tam kırk sekiz yıla denk geliyordu.

***

Saygıyla... 11 Eylül 2018 - Denizli / Özkan SARI

esra avcı, Kenan ışık bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Peki siz kimsiniz Özkan Bey? Yazdıklarınız sadece hayal ürünü bir kurgudan ibaret olamaz. Hani diyorsunuz ya yazılarıma ruhumdan bir parça ekliyorum. Bu yazınızda bir parçadan çok bir bütün eklemişsiniz sanki? Sevgiler.

Hale Kanık 
 11.11.2018 23:29
Cevap :
Ben de kendime hep aynı soruyu sorarım Hale Hanım. Kimsin Sen? Ve hep bu sorunun cevaplarını arar dururum. Henüz tam olarak cevaplayamadığım için, size de cevap veremeyeceğim :) Bazen bir parçanın önemi bir bütün kadarken, bazen de bir bütünün önemi bir parçadan daha azdır. Teşekkürler. Saygıyla...  13.11.2018 12:37
 

Zamanın zamansızlığı çok güzel ifade edilmiş. Otuz sekiz dakika ya da kırk sekiz yıl eş olur bazen. ve zaman yaşayana göre değişken... Bu ifadede derin bir ruh var ateşler içinde yanarken külleri yeniden yeşile döndüren. Yorumunla tanıştım seninle ve memnun oldum. Sağlıkla kal

kevser şekercioğlu akın 
 18.09.2018 9:20
Cevap :
Yazımın güzel bir özeti olmuş yorumunuz. Bende çok memnun oldum. Teşekkürler. Saygıyla...   18.09.2018 18:48
 

Bu güzel gönül çıksın taşsın bu öyküden ihtiyacı olana sürsün yüzünü, akıtsın göz yaşını, salsın şefkatini..İnsan sansın ki; cennete düştü..Sevgiler..

SAYHAN 
 11.09.2018 10:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 298
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 2204
Kayıt tarihi
: 05.09.15
 
 

Hayat denilen yolculuğuma Denizli'de başladım. On dört yaşımda çıktığım Denizli'ye Balıkesir, İzm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster