Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
30131
 

Kin ve affedememe hakkında

Birisi gereksiz birşeyi uzun süre elinde tutacağı zaman turşunu mu kuracaksın deriz. Bazen olumsuz düşünce ve yargılar da kafa da uzun süre, neredese kalıcı olarak yerleşebilir. Kin de bir nevi turşusu kurulmuş öfkedir. Bir kişiye ya da topluluğa karşı duyulan kin, onların affedilemeyecek birşey yapmış oldukları hükmüne dayanır. Bilinçaltına yerleştikten sonra başka türlü düşünülmesini, gerçeklerin açıklıkla görülmesini engeller.

Bize veya bir yakınmımıza kötülük edildiğini ya da işimizin bozulduğunu düşündüğümüzde buna sebep olan ya da bunu yapan insana kin duyabiliriz. Bunun özdeşleştiğimiz ya da bizim için önemli bir insan ya da topluluğa, hatta ülkemiz insanına yapılmış olması dahi kin duygularına yol açabilir. Burada yapılan kötülüğün derecesinden önce kime yapıldığı bizim değerlendirmemizde önemli rol oynar.

Şöyle ki, işyerinde kendini ön plana çıkaran ve yalan dolanla patronunu etkileyen birisi, birde üstüne üstlük sizin hakettiğinizi düşündüğünüz pozisyona terfi edilirse bu kişiye kin duyabilirsiniz. Ama falanca işyerinde tanımadığınız bir insanın aynı şekilde terfi ettiğini duyarsanız bu insana ve olan bitene kızabilirsiniz ama aklınızda kin tutmazsınız. Aynı olay kardeşinizin başına gelse onun iş arkadaşına, kendinizde olduğu kadar kin duymayabilirsiniz. Demek ki kinin şiddeti veya oluşup oluşmayacağını o kişinin bizimle alakasının derecesi belirler.

Boşanan çiftler uzun yıllar birbirlerine kin beslemeye devam edebiliyorlar. Kişi ne kadar kendiyle özdeşleşmişse yani kendi istek ve planlarını ön planda tutuyorsa bunu şiddeti ve süresi de o kadar uzun olabilir. Haytımı mahfetti, yıllarım boşa geçti, nasıl olur da bana o lafı söyler, saçımı süpürge ettim, karşılığında ne yaptı sözleri çok duyulur. Bir şekilde talepler yerine getirilmemiştir.

Bazılarımız bir tartışmanın ardından çabuk normale dönemezken diğerleri 10 dakika sonra hiçbirşey olmamış gibi gülüşebilir. Ama gün içinde ortalama 50 kez bu şekilde gelgit yaşanması acaba normal midir? Hayatı, insan ilişkilerini ciddiye alan ve saygıya önem veren bir ailede yetiştiysek bu bize normal gelmez. Ama anne babanın sık sık birbirine bağırdığı ama yine sık sık birbirine sarıldığı bir ailede büyüdüysek sık sık 2-3 gün küs kalan insanlar bize göre normal değildir.

Önemsiz sebeplerde uzun süreler küs kalanlar da, sık sık kavga edip barışanlar da duygusallığı yoğun yaşamaktadırlar. Bir tarafta rasyonel düşünce onları küsülecek bir durum olmadığına ya da küskünlük hissinin bu kadar sürmesinin anlamsız olduğuna ikna edemezken, diğer tarafta duygularımız, atlı arabamızın tamamen kontrolümüz dışı süreklü durup kalkan oraya buraya giden atlarına benzer.

Uzun dönemler kin beslemek, affetmemek neden insana yük getirir, neden tüketir? Bir sözleşme düşünün, üzerinde şöyle yazıyor. Ben ..... bu tarihten itibaren falanca kişiye kin duyacağım, bundan sonra bunu sık sık aklıma getirip kinimi beslemeye devam edeceğim. Bu kişiyle ve onunla alakalı kişilerle ve aramızda geçen olayla ilgili veya benzeyen tüm olay ve durumlar hakkındaki görüşüm objektif olamayacak. Gördüğüm bir durumun zihnimde istemsiz olarak o olayla yada o kişiyle bağdaştığı her durumda canım sıkılacak, bu yüzden etrafımdakilere parlayabilirim. Böyle zamanlarda ailemle yeterince ilgilenemeyebilirim. O kişiyi hiçbir zaman affetmeyeceğimi beyan ederim. Sözleşme bitiş tarihi: çıkmaz ayın son Çarşambası.

Böyle bir sözleşmeyi akıllı olan kimse imzalamaz diye düşünebiliriz ama farkında olmadan yapanımız çoktur aslında. Zihnimizde ne kadar bunun gibi sonu belirsiz sözleşme varsa özgürlükten bahsetmek de o kadar zordur. Kendimizi farkından bağladığımız bu sözleşmeler özgürlüğümüzü ciddi anlamda kısıtlar.

Özgürleşmek için adım atmada yapılması gereken ilk şey sadece sözleşmeyi yırtıp atma fikrinin olabilirliğini düşünmektir. Özgürleşmek üzerimizden yükün kalkması, enerji tasarrufu demektir. Zihinsel konuşma ve kavgalar insanı psikolojik açıdan en en fazla tüketenlerdendir. Kin ise en fazla zihinsel kavgaya yolaçan duygudur. Yani enerjinizi boşa harcamak ve sürekli olumsuz hisler içinde yaşamak istiyorsanız en etkili yöntemlerden biri kin beslemektir.

Affetmemenin enerji sarfına yolaçması, affetmemiz için tek neden değildir. Kinciliğin ve bağışlamamanın, doğasında negatif olması ve enerji üretmek yerine tüketmesi, sevgi, birlik ve yardımlaşma gibi evrenin doğasının temelini oluşturan duyguları bozucu olmasından kaynaklanır. İnsanlık açısından sevgi ve birlik duygularının birleştirici ve iyi rol oynadığını düşünüyorsak, kinin de tüm bunları bozduğunu açıkça görebiliriz. Bu nedenle kinin hoşnut olamayan duyguları çağrıştırması, enerji tüketmesi insanın doğasının bir özelliğidir. İnsan bu şekilde kin duymaya teşvik görmez. Diğer tüm hoşnutsuz duygular için de bunun geçerli olduğu söylenebilir.

Peki birisi bizi dolandırdığında, üstelik maddi durumumuzda kötüyse, nasıl affedebiliriz? Mesela sizden bir mal karşılığı para aldı, ama malı vermedi. Bunu da ispatlayamıyorsunuz.

Affetmek, illaha telefonu açıp affetiğini ve paranın onun olduğunu söylemek ya da kabul etmek demek değildir. İşte bu noktada zihnimizde bir ayrım yapamadığımız için kin tutmaya devam ederiz. Onun yerine “Bu insana beni dolandırmasını kabul ettiğimi ve paranın onda kalmasını kabul ettiğimi söylemek durumunda değilim ve zaten hiçbir zaman da böyle düşüneceğimi sanmıyorum, ancak diğer taraftan bu tür insanların da var olduğunu, benim şanssızlığıma bana denk geldiğini, zihnimde bu insanla süreklü kavgalı olmamın ve kin beslemenin beni yıpratmaktan, bana yük getirmekten başka bir işe yaramadığının farkındayım” şeklinde düşünmek çok daha olumlu bir bakış açısı olur.

İnsanların bazı kararlar alıpta bunları bir türü eyleme geçirmemesinin en önemli nedenlerinden biri, o konuların önemini, gerekliliğini, tam olarak anlamamış, sindirmemiş olmasıdır. Yine aynı şekilde birisi sizi veya başkasını dolandırdığında bunu bilgisizliğinden yapar. Bunun kötü birşey olduğu ona tabii ki öğretilmiştir ama bunu anlayıp hissetmekte midir, hayır. Çünkü gerçekten anlamış olsa aç kalsa dahi yapamaz. Bilinçaltı izin vermez. Birisi sizi sebepsiz yere sırtından bıçaklasa, bunu bile bilgisizliğinden yapar. Biz buna kısaca kötülük deriz, şeytan deriz. Çünkü böyle kategorize etmek daha kolaydır. Ama aslında, o olayın verdiği acı, ölüm korkusu, hastanede geçirilen günler, bıçağın size saplanmış olması, bilgisizlik sebebini değiştirmez. Ne kadar kötü birşey olduğunu anlamış bunu yüreğinde(Kalbinde hissetmek ne demektir, neden öyle hissederiz, neden psikolojide bundan bahsedilmez?)  hissetmiş olsa kesinlikle yapmaz, yapamaz.

Kötülükten ziyade bilgisizlik meselesi de bize anlamlı gelmeye başladığı noktadan itibaren bize yapılan haksızlıklar konusundaki değerlendirmelerimiz de daha olgun olmaya başlayabilir. Mesela bır çocuk geldi bacağımıza tekme attı ve kaçtı. Kısa bşr süre sinirlenebiliriz ama kalkıpta kafamızda kin besleme kontratı yapmayız. Neden, çünkü çocuktur bilmez. Bir zihinsel özürlü insan geldi bir yumrukla burnumuzu kırdı. Hastaneyi boyladık, ve arkasına da günlerce süren ağrı sızı. Ne olursa olsun kin tutmamızın hiç anlamı olmaz, çünkü kapıya çarpıp kırmış olmamızla bir farkı yoktur, yani şanssızlıktır. Aklı başında yetişkin bir insan bize haksızlık ettiğinde ise çok kızarız, neden çünkü akli ehliyeti yerindedir, yapmaması gerektiğini bilmesini beklersiniz. Zaten kanun ve kurallar da birbirini rahatsız etmeyi, birbirine haksızlık etmeyi yasaklar. Hatta gerektiğinde insanları hapse de yerleştirir. Evet biz yetişkinlerin ne yapmamaları gerektiğini bilmelerini bekleriz ama şu bir gerçek ki daha birçok insan henüz tam olarak anlamış değiller. Bunu tek başımıza değiştiremeyiz ve aslında bu insanlara kızmakla burnumuzu çarptığımız kapıya kızmak arasında ince bir mesafeden fazlası yoktur. Bu bilimsel den ziyade felsefi bir yaklaşım gibi görülebilir, ama zaten bilim de tam olarak iyi ve kötünün tanımını yapamıyor, yapmıyor. Ve psikolojinin de size söyleyeceği “olumsuz meseleleri kafanda uzun süre tutup büyütme” olacaktır.

Kin tutmadaki en büyük problem, kin tutulan kişinin tamamen ve sadece o olayla özdeşleştirilmesi ve insan olduğunun unutulmasıdır. O da bizim gibi yiyip içer, annesinin kuzusudur, ağlar, güler, korku duyar, yorulur, takdir edilmek hoşuna gider, sevgiye ihtiyaç duyar, hayvanları sever vb. Onunla yaşadığımız olayın bizde bıraktığı, öfke, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duyguları yakınlarımızla paylaşıp boşalmamız gerekir. Ancak uzun vadeli bir kontrat yapmadan bu durumu terkedebilmek daha zor gelir. Bu noktada olayla bu kişiyi eşkoşmadan, onun da bir insan olduğunu akıldan çıkarmayarak bu kısa dönem yaşadığımız duyguları terketmemizi kolaylaştırabiliriz. Özellikle de pişman olduğunu gösteren kimseleri affetmek sadece onları değil bizi de özgürlüğe kavuşturur. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2399
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster