Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
398
 

Kır artık zincirlerini!

Kır artık zincirlerini!
 

Bir haftadır iş seyahatindeyim İzmir'deyim. İzmir malum sıcak, üzerimde takım elbise, kravat yağlı urgan gibi sıkıyor boynumu. Tek avuntum İzmir’in güzelliği ve fakat nereye kadar. Programım ağar dolaşıyorum İzmir’i kafam karışmış, takım elbise yıllardır yapışmış üzerime, zaten sevmem kumaş pantolon’u orta ve lisede giymemek için bin takla atardım. Bi ciddi gösteriyor, bi soğuk gösteriyor insanı bu vaziyet hiç hoşuma gitmiyor. Bünyeyi zorluyor bu durumlar hiç fikirlerime, düşüncelerime uymuyor bu durum.

Günlerden Perşembe 13 Eylül yani, Çeşmeye gitmem gerekiyor. Üçkuyulardayım biletimi almışım 15:45 arabasına. Muavin bağırdı biletli yolcular bu tarafa diye gittik bütün yolcular, bende aralarındayım. Adam bizi kurşuna dizilecekmişiz gibi dizdi ve fakat rahatsız olan bir tek benim sanırım herkes ip gibi duruyor sıkıldım bu durumdan gittim ileride bir bank’a oturdum. Birkaç dakika sonra herkes otobüse binmeye başladı en son ben bindim. Yayıldım 41 numaralı koltuğuma. Yanıma önce turist bir kadın oturdu ve fakat bilet kesen adam kocasını başka bir koltuğa yerleştirdiği için turistler mutsuz. Durum otobüs içerisinde halledildi. Yanıma ben yaşlarda bir arkadaş geldi. Yol boyunca ben gazete okudum sonra cep telefonu açılmaya müsait bir otobüs olduğu için bir arkadaşımla mesajlaştık.

Alaçatı da yanımdaki arkadaş feribot için nerede inmesi gerektiğini sordu muavine, muavin tarif edince bu kez ben yanımda oturan arkadaşa feribotun nereye gittiğini sordum. İtalya’ya giden feribot da olduğunu fakat kendisinin sakız adasına gideceğini oradan başka yerlere de geçeceğini anlattı.

Vizesi aynı gün çıkmış apar topar hazırlayıp bavulunu çıkmış yola. Daha önce de birçok kez gitmiş bu adalara. Orada kafelerde de çalışmış. Kimya okumuş üniversitede herkes gidip duruyorsun ne işine yaradı diyormuş fakat o gide gele Yunancayı da kapmış, zaten İngilizcesi de varmış. Daha önce büyük kurumsal firmalarda da çalışmış fakat sıkılmış. Bu kez de evden çıkarken Bodruma gidiyorum demiş ailesine telefonu kapalı tutuyordu. Birazdan açıp Aydın da mola verdi otobüs derim diyordu.

Aklı hep dışarılardaydı. Otobüsten indik bi kafeye oturduk o bir kumru yedi bende bir kola içtim sohbet ettik. Eğitimini tamamlamış, tam bir kurumsal köle için gereken bütün vasıflara sahipken o zincirlerini kırmış ve bu yaşantıyı seçmiş. Ne yapayım seviyorum gezmeyi diyor çok rahattı ve çok mutluydu. Bana telefon numarasını ve msn adresini verdi. Keşke pasaportum yanımda olsaydı gelirdim bende bir iki gün kalırdım sakızda da dedim ve iç geçirdim.

Ona da söyledim kıskandım resmen. Feribota kadar beraber yürüdük. Çantasını taşımasına yardım ettim. İkiyüz kırk Euro’ya eşyalı evler var onlardan tutacakmış, daha önce çalıştığı kafeler varmış yine orada biraz çalışacakmış. İnternette de gemi işiyle uğraşan biriyle tanışmış ve Yunanistanda da onunla buluşacak biraz takılacakmış.

Limandan biletini aldı, harcını yatırdı vedalaştık ve ayrıldık. Sonra ben, takım elbisem, kravatım ve kumaş pantalonum Çeşme – İzmir otobüslerine doğru yürüdük. Cesur olan hangimiz diye düşündüm. Ben mi o arkadaş mı diye, sonra karar verdim bendim cesur olan.

Neden mi? Çünkü hayat denen ve sonunun olduğunu bildiğim bir zaman aralığında çalışmakla, çabalamakla uğraşıp, yaşamaya daha az, iş’e daha çok vakit ayırıp, zincirlerimi sürüye sürüye dolaşırken o arkadaş almış çantasını canı nereye isterse, rüzgar nereye eserse gidiyordu.

Ben cesurum çünkü hayatımı kendime feda ediyorum.

Peki kimin yaptığı doğru?

Bu tartışılmayacak kadar açık. Tabi ki o arkadaş. Bu adamlara bir fon kurulmalı bizim gibi kurumsal kimlikle çalışan, zincirleriyle yatıp zincirleriyle kalkan herkesin bordrosundan belli bir miktar kesilip bu adamların hesabına aktarılmalı. Biz beceremiyoruz bari onlar gezsin diye.

Bu konuda da gayet ciddiyim. Bu fikri oluşturmamın nedeni kısa bir süre sonra bu kravat ve onun arkadaşlarından kurtulup her zaman düşündüğüm ve adım atamadığım bu hayata koşarak girmek istemem. O yüzden yolunu şimdiden yapmak lazım. Ne olur ne olmaz belki kafanıza yatar da bende o zaman hesap numaramı vakfa bırakırım.

Tavsiye; Zaman akıp gidiyor, küresel ısınmaydı, oydu, buydu, püsürdü derken elinizde koca bir hiçten başka bir şey kalmayacak. Yarın değil, şimdi diyecek kadar cesaret toplayın ve kırın artık zincirlerinizi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 99
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 2294
Kayıt tarihi
: 25.03.07
 
 

1977 yılında İstanbul'da doğdu, zamanının getirdiği bir çok avantajı değerlendirdi. Sokakta oynad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster