Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1415
 

Kır çiçeği öyküleri...

Kır çiçeği öyküleri...
 

'Kirpiklerin diken diken... Tel örgüler kirpiklerin, yasak sınırlar geçerken, geride kaybettiklerin?


Bir Orhan Kemal romanı gibiydi hava. Sigara dumanları sis olmuş cayır cayır yakıyordu bakışları. Kaportacılar ordaydı. Ellerindeki zımpara kesiklerinden tanıdım onları. Bir de dolu dolu küfredişlerinden.
Birkaç fabrika işçisi de vardı. Aldıkları küçük ikramiyeleri karılarından saklamışlar, saçları sarıya boyalı avratların düşleriyle oraya koşmuşlardı. Hiçbir zaman tanımamışlardı aşkı. Zamansız evlenmişler, zamanla kaybetmişlerdi.

Fırıncının, büfecinin, dolmuş kahyasının ve topunun birden aradığı şey aynıydı. Üstü çatlaklarla, nasırlarla dolu olmayan, tırnakları uzun ve kırmızıya boyalı, yumuşak bir eli tutabilmek için ordaydılar. Aşk, işte böyle bir eldi onlar için. Biraz da ucuz parfüm kokusu, biraz da tüyleri alınmış bir çift bacak ve biraz da göz göze gelebilmekti.

Kaşarlar da vardı aralarında. Onlar uzun zamandır geliyordu pavyona. O, yumuşak ve bordoya boyalı eli tutabilmenin aşk olmadığını, o elleri tuta tuta anlamış olanlardı. Şimdi sadece sarı saçlı avratların memelerini sıkabilmek ve eğer kandırabilirlerse ucuz otellerde birlikte olabilmek için ordaydılar. Ama yine de genelevlere gitmeyip, pavyonlarda sürtüyor ve oralardaki kadınların solgun renklerinde, aşka benzer bir şeyler arıyorlardı.

Konsomatrisler... Masalarda rakı içen bu bedenlere bakar, göz göze geldikleri anda, en cilveli gülüşlerini fırlatır ve ‘Bana bir içki ısmarlar mısın yakışıklı’ diye sorarlardı. Ismarlatabildikleri her içki, hayat hikayelerinin devam edebilmesi için gerekli birer kalem ve birer kağıttı ve hep birbirinin kopyasıydı hikayeler. Jilet taşır, jilet yer... Hançer taşır, hançer yerlerdi. Hep aniden ölürlerdi.

Çocukluklarından kalma bir atlıkarınca düşüne dalarlardı... Yatağa sırtüstü yattıklarında. O an dururdu dünya. Üstlerindeki adamlar hep hoyrattı. Üstlerindeki adamların hep acelesi vardı. Ter ve rakı kokarlardı. Sakalları kirli, tenleri yanık ve ayakları çoraplıydı. İçlerine akan gözyaşları, içlerindeki denizi yaratırdı. Sığı kıyılarında gecelerin parası, derinlerindeyse uzak bir Anadolu kasabası saklanırdı o denizin. Giden erkeklerle birlikte gün doğar ve inerlerdi çocukluklarındaki atlıkarıncadan. Tıpkı bizler gibi sıcacık bir pideyi sever, tıpkı bizler gibi ara sıra sabit bir noktaya takılırlardı. Yalanlardı… Acı bir gerçekten beslenerek…

Konsomatrislerin ve bütün bu adamların soluklarının derinliklerinde aldatılmışlık ve kusmuk kokusu vardı. Bütün bir ömür bunu soluyacaklardı. Küçük sanayiden tornacı Ayhan, içten içe yandığı Sibeli bir türlü alamayacaktı… Ayrılamayacaktı da… Ayrı ömürlerde, ayrı acılarda hayatın peşinde koşturup, aynı kavşakta, aynı sonla, aniden tükeneceklerdi...

‘ellerin ne kadar soğuk
buzdan saçaklar ellerin
üstünde ağır havası
kirli ucuz otellerin

dudakların nasıl ürkek
ne kadar uzakta sesin
sen gece gelen konuk
hiç kimsenin ve herkesin’

Sevgili Yağmur Atsız’a saygımla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

tekrar tekrar okunulası gerçekler yumağı satırların..yanlış zaman,yanlış mekan,yanlış kişiler..neden karşımıza her çıkan aşk yanlıştır.neden aynı atmaz kalplerimiz..nekadar az bilirsek okadar çok özleriz..nekadar az tanırsak okadar çok severiz.sade bir anlatım..aklım karıştı..

mis-tress 
 25.11.2008 16:44
Cevap :
O hayatlar mevcut... Anadoluda ilk okulu ya okuyan ya da okumayan kızlarımızın tümünün evlenerek hayata devam ettiğini sanmayın... Sağ olan başa geliyor bir çok şey... Sevgiler o güzel yüreğinize...  27.11.2008 13:10
 

Bir roman ya da öykü yazacak olsaydım bir gün, hep buna benzer bir giriş, konu düşlemiştim. Ucuz parlak deri taklidi ve kurbağa yeşili derin yırtmaçlı olacaktı elbisesi, saçları da alev kızılı ve dalga dalga inecekti omuzlarından aşağı. Hatta b.sayarımda bi yerlede girişi hala saklı durur. Çocukluğumda seyrettiğim Türk filmlerinden midir nedir...Dünyanın en eski ve en ağır mesleğini icra eden bu kadınların yaşamlarını, duygularını, acılarını, hüzünlerini, sevinçlerini ,hikayelerini merak eder dururum işte. Bir gün yine depreşirse isteğim, yazından mutlaka alıntılar yapmak isterim izninle. Öyle gerçekçi ,öyle çarpıcı, öyle elle tutulur yine de öyle düşsel ki...Yazılarını biriktirip biriktirip okumayı seviyorum. Böylece konsantrasyonum bozulmuyor:))Bozkırdan sevgiler mersine...

Neşe İleri 
 25.09.2008 16:11
Cevap :
Hayat sürreal değil mi zaten... Okuduğun için çok teşekkür ediyorum... O güzel romanı bekleyeceğim...  26.09.2008 21:12
 

Kır çiçekleri getirdim sana.Kokularını saklayamadım belki ama renklerinin içinde bozkır hayat ve hayat gel git panayırı...Çok ama çok beğendim yazınızı.

FLINCH 
 20.09.2008 22:37
Cevap :
Güzel birçift göz dolaşmış o satırlarada... Mutluyum...  21.09.2008 21:57
 

bir iç çekiş bırakıyor ardında yazdıkların, ve "hayat" diyorum içinden tek bir kelimeye binlerce anlam yükleyerek... sence "hayat" da bu kadar anlamın ağırlığına dayanamayıp aniden tükenir mi?...yüreğine sağlık...

ebrulihayat 
 15.09.2008 0:59
Cevap :
Her şey aniden olunca daha güzel değil mi zaten... Okuduğun için mutluyum...  15.09.2008 13:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 2918
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 1469
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster