Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
42955
 

Kırık bir Ayak Öyküsü

Kırık bir Ayak Öyküsü
 

ZAVALLI AYAĞIM


Ağaçlarla ve doğada çalışmaya bayılırım. Küçükken size de sorulmuştur “Büyüyünce ne olmak istersin ?” diye. Bana sorulduğunda da doğru düzgün cevap veremezdim ama şimdi anlıyorum ki ben ziraat okumalıydım. Çünkü ağaçlar, hele meyve ağaçları size asla kötülük düşünmezler. Sizi yalancı çıkarmazlar. Hele hele sahte dostların bol olduğu bu dünyada kendilerine bakarsanız size türlü türlü meyveleriyle karşılık verirler. Hayvanların da sadakati öyle değil mi ? 

Bir arkadaş, evinin bitişiğinde bir dut ağacına aşı atmamı istemişti. Zira ağaç ufacık dutlar veriyordu ve yerler günlerce dökülmüş dutlarla kirleniyordu. Atacağımız dut Urmu dut denilen ve ağız yaralarına çok iyi gelen kırmızı bir dut çeşidiydi. Kolay kolay da dökülmezdi.

Günlerden 21 Haziran. Aşı gözleri üzerinde olan dalı yanıma alarak arkadaşı dahi uyandırmadan sabahın 07.30 ‘unda en fazla iki m. Yüksekliği olan biraz da eğikçe olan ağaca çıktım. En fazla üç dört aşı atsam da bir ikisi tutsa zaten yeter. Bilekten biraz ince genç bir dala bir aşı atıp  dalın üst kısmını bıçağımla kestim ve kesilen dalı aşağı attım. İkinci aşının gözünü çıkarırken –ki bu sık sık olur- aşı gözünü yere düşürdüm. Yaşım ellinin üzerinde ama “Aşağıya atlayıp gözü alıp tekrar çıkayım.” Dedim. Yerler kilit taşı.

Atladım ama ne oldu bilmiyorum. Ayağım mı uyuşmuştu ? Pantolonum bir yere mi geçmişti. (Zira sonradan sağ dizden yukarıda bir yırtık olduğunu fark ettim.) Ben yerde oturuyorum ve sağ ayağımda büyük bir acı ! Sağ ayakkabımın yönü tamamen içe dönük ve benden tarafta. Her iki ayakkabım da ayaklarımda. Hemen pantolonumu çektim ne oluyor diye, çorabın sol tarafından kan sızıyor. Sağ ayağımda her iki kemik de (Tibia+fibula ) bileğin hemen üzerinden kırılmış ve kaval kemiğinin kırık sivri ucu bacağımı delmişti.

İki elimle ayağımı tutup düzeltmek istedim fakat   hem büyük bir acı duydum hem de ayağım tekrar eski kırık durumuna geldi. Orada, ileride duran birkaç kişiye bağırdım. “Arkadaşlar bakar mısınız ayağım kırıldı.” Diye. Epeyce bir duraksamadan sonra durumu anlayan birkaçı koşarak geliverdi. Ne oldu filan derken daha önce de aynı ayağımı avda topuktan kırdığım için tecrübeyle: “Biriniz karşıma geçin ve şu kırık ayağımı tutun kendinize doğru çekin.” Dedim. Birisi ben çekemem, dedi öbürü cesaretlendi ve ayağımı iyice çekti. Ohh rahatlamıştım. “Yavaşça yere doğru indir ve bırakma! Siz de şu daldan iki parça kesin.”dedim. Kesilen dalları ayağımın sağına soluna yerleştirmelerini sağladım ve cebimden çıkardığım aşı ipleriyle sardırdım. Adamlar, “Kardeş sen hazırlıklı gelmişsin.” Demezler mi ? Neyse adamın birisi aracını getirdi. Bu arada arkadaşım da gelmişti. Hemen telefonuna sarılarak ortopedi doktoru arkadaşını aradı. Bereket versin doktor hastanede. Ben ise,” Dinle beni  arkadaşım, beni bir kırıkçıya götür. Doktora gidersek alçı, falan 3-4 ay  rezil olurum.” Dedim. Arkadaşım ise bana güldü. “Ayağın ameliyatlık doğru hastaneye gidiyoruz.”dedi ve  yola koyulduk.

Doktor sağ olsun acilde bizi karşıladı. Hemen bir tetanoz yaptırdı. Bağları çözüp çorabı çıkardı ki ayağın durumu vahim. Parmaklarını oynat. Oynattım. Acı devam ediyor. Arkadaşımı çağırıp kulağına “ Doktora söyle ne yapıyorsa bir an önce yapsın, dayanamıyorum.” Dedim.

Biraz sonra ameliyathanenin koridorunda sedyede gidiyordum ki sedye sallandıkça kırığın verdiği acıyı anlatamam. Ameliyathane soğuk mu soğuk bir oda. Bir kağıt imzaladık. Genel anestezi mi bölgesel mi diye sordular. Ben de “Bölgesel olsun.” deyince belimden çok acı veren bir iğne yapıldı. Ayağıma tentürdiyot sürülürken merakla bakıyorum. “Bakma kardeşim.”dedi doktorum. Araya yeşil bir örtü gerildi. Doktorumun yanında biri de var. Bir bayan bir erkek doktor da tepemde. Anestezi uzmanlarıymış. Benimle konuşuyorlar. “Kalp atışlarınız düzgün, spor yapıyor musunuz beyefendi ? “dedi birisi. “Hayır , ama yürümeyi çok severim. Kolay kolay da asansöre binmem.” Dedim. Tabii alt tarafım uyuşmuş ve ameliyata başlanmıştı bile. Matkap sesleri , penseyle bükülüp ucu kıvrılan platin sesleri vs. sonunda. Doktor “Dikiş atın tamam.” Dedi. Neyse Şöyle böyle derken yarım saat kadar sonra ameliyat bitmiş oldu.

Hastabakıcı beni götürürken şakayla “Oğlum sen geçen seçimlerde bizim mahallede sandık memuru değil miydin ?” diye sordum. “Evet ya, geçmiş olsun beyim, nasıl hatırladın ? “ dedi. Odama indirildiğimde çoluk çocuk, birkaç da eş dost gelmişti. Hanım, “Nasıl da becerdin? Duyar duymaz ağaçtan mı düştü ? diye içime doğmuştu.” Diye sitem etti. Büyük oğlan bir taraftan. “Baba ya ! Amma yapmışsın şimdi ne olacak !” “Olacak olmuş.” Dediler fazla uzatmayın. Ayağım yarım alçıda, dikiş yerlerinin ilaçlanması gerekiyor.

Doktor ameliyattan hemen sonra gelip, “ Bu kırık sevmediğimiz bir kırık tipi. Zor kaynayan bir bölge. Umarım kaynamada bir problem olmaz. Ameliyat çok başarılı geçti. Yanımda cevval bir doktor arkadaşım vardı. Sağ olsun o da çok uğraştı. İki adet dıştan, bir de ince kemiğin içine içten platin atıldı. En iyi ihtimalle üç buçuk ay sonra alçı sökülebilir. Zaten bu ayak üç aydan önce kaynamaya başlamaz. Sekiz aydan erken normal hayata dönemezsiniz.”dedi. Ertesi gün çekilen röntgenle kemiklerin yerine doğru tespit edildiği teyit edildi.  Bir hafta  hastanede kaldım. Hanım sağ olsun yeni pijamalar filan almıştı. Güzel de refakat etti. Gelen giden eş dost neyse epeyce sevenimiz varmış.

Doktorum Her 21 günde röntgen istiyor. 21 günde bir, çift dayakla hastanedeyiz. Doktorum filme her bakışında ,”Henüz kaynama yok, aman üzerine yük bindirme” diyor. Bayram geliyor öyle, seyran geçiyor öyle. Çıldıracağım.  42 günü geçince gittiğimde,”Doktor bey bu alçıda boşluk var, kırıktan sanki ses geliyor.” deyince  o da hastabakıcıyı arayıp sıkı bir alçı yapmasını söyledi. Hastabakıcı alçıyı söktü ki yaz günü ayağımda bir kaşıntı bir kaşıntı. “Aman dedim alçıya almadan şu ayağımı bir yıkayalım. Dikiş ve yara yerleri iyileşmiş. Hanımla bir güzel yıkayıp kuruladık. Hastabakıcı Halil Efendi ayağımı bana doğru ittirip şekil verdikten sonra çok sıkı bir alçıya aldı ve ne dedi beğenir misiniz ? “Kardeş üç gün sonra artık yavaş yavaş bas ve ayağın kaynasın. Yoksa daha çok gelir gidersin buralara. Sen doktorlara bakma.” Dedi. Denilen doğruymuş ama ben yine de doktora inandığım için üç buçuk ay ayağımı doğru düzgün yere basmadım. Hep çift dayak. Ayağımı zaten aşağı sarkıtsam mosmor kesiliyor. Gel de daha iki ay dayan !

En çok moral bozan da olumsuz ayak hikayeleri duymak oluyor. Zira sık sık bunları da duyar oluyorsunuz. Kiminin ayağı kesilmiş, kiminin ayağı kısa kalmış, kiminin ayağı bir yıl geçmiş de kaynamamış , kimisi sakat kalmış vs.vs. "Ahh ." diyorum. Bir ayağım iyileşsin en güzel ayakkabıları alıp giymez miyim ben ?" Yürümeye hasret kalıyorsunuz.

Kaç kez  rüyamda kalkıyorum ayağımda alçı yürüyorum ve en ufak bir acı yok Alçı, yürüdükçe ayağımdan kırılıp dökülüyor, ben serbestçe yürüyorum. Sabah kalkınca aynı acı, aynı alçı. Bir bayram günü "Daha ne kadar sürecek bu tutsaklık ? " diye hüngür hüngür ağladım. Bir keresinde tansiyonum yükseldi, hastanenin aciline gidip, sökün şu alçıyı artık ! diye bağırdım. Güleryüzlü bir doktor gelip beni tekrar teskin etti ve eve gönderdi. 

Neyse gazetelerin reklam sayfalarına kadar okuyarak, küçük oğlanla iskambil oynayarak gelenle gidenle sohbetle günler geçip gitti. Üçbuçuk ayın sonunda doktor filmi görüp, “Eh kaynamaya başlamış, ama bizim için yetersiz. Eğer yük bindirmeden ve dikkatli olursan alçıyı sökelim.” Deyince dünyalar benim oldu. Neyse alçıyı söktürdük. Zavallı ayağım alçının altına incecik kalmıştı.

Hastabakıcı “Beni dinlemedin değil mi ? “ dedi. “Beni dinleseydin şimdi ayakta gezerdin.” Ayağımı sedyede uzattırıp alt topuğuma bir yumruk vurdu. “Acıyor mu?” dedi. “Yok” dedim. Öyleyse korkma ayağın kaynamış, ayak bileğini sürekli oynat ve sıcak suyla sık sık pansuman yap.” Dedi. “Dayağı atma ama üzerine de basmaya çalış.” Ayağım ilk günlerde çok sıkıntı verdi ve şişti. Ama günden güne daha sıkı basmaya başladım. Sorun kaynamada değil zaten ayak bileğimin oynayan kısmındaydı. Alçıda kalmaktan ayak bileğim kireçlenmiş ve oynamaz hale gelmişti. Bundan sonraki aşama fizik tedaviydi ama öncelikle platinlerin çıkması gerekiyordu.

Beş ay on gün dolunca, doktor da serbestçe bastığımı gördü. Yanında bir doktor arkadaşına "Bu hastamız geldiğinde kemik dışardaydı ve açık parçalı kırıktı." deyince misafir doktor, yüreğime su serpen övücü laflar söyledi ve "Bu zaman süresinde bu iyileşme çok iyi" dedi.Doktorum ise:  “Haftaya platinleri çıkaralım.” dedi.

Günü gelince ameliyat elbiselerini tekrar giydim ve aynı heyecan. Elimde ameliyat ekibine götürdüğüm tatlı paketi. Yüzler güleç ama  oda soğuk . Bu sefer sadece ayağımda bir iki yere iğne yapıldı ve başladı doktor içerdeki platini aramaya. Neyse epeyce uğraştan sonra sağ topuğumun altını yararak ucunu bulduğu platini penseyle çekip çıkardı. İç ve sol taraf topuk altındaki iki platini çıkarmak ise bir dakika bile sürmedi. Zira burası hem enfeksiyon kapmış hem de ben bu iki platinle oynaya oynaya kendi eksenleri etrafında döndürüyordum ki çabuk çıksın.

Doktorum odama indikten sonra yine gelip, sağolsun bilgilendirdi. Tek dayakla artık gezebileceğimi, rahatlayınca ona da ihtiyaç duymayacağımı belirttikten sonra ilaç yazarak aynı gün taburcu etti.

Bundan sonraki aşama fizik tedaviydi. Tıp fakültesinde 30 seans, özelde ise 30 seans olmak üzere iki ay kadar da fizik tedaviye gittim ve ikincisinden daha fayda gördüm.

Fizik tedavide yarım saat kadar çeşitli cihazlarla ısıtma yapılıyor. Sonunda sıvı ve sıcak parafine batırılıp çıkarılan ayağa jelatin sarılıyor, on dakika beklemeden sonra da Fizyoterapist ayak bileğini eski haline getirmek için zorluyordu. Bu çok acı verici bir aşama olmasına rağmen gerekliydi de. Çünkü insan kendi çabalarıyla bu gelişimi yakalayamazdı. İlk bir aylık fizik tedaviden sonra tek dayağı da attım. Çok şükür ki iki aylık fizik tedaviden sonra yani altı ayın sonunda aksamam belli belirsiz oluyordu. Sadece uzun süre oturup kalkınca ısınıncaya kadar ağrı ve aksama oluyordu. Şimdi ise iki yılı geçiyor ve sorun yok. Aksamıyorum ve normal hayata dönmüş durumdayım. Ancak açık söylemek gerekirse bir futbolcu olsaydım futbol hayatım sönmüş olurdu.

Sayın doktoruma gerçekten  iyi bir iş çıkardığı için her zaman teşekkür ettim ve fırsat buldukça arıyorum.

Nevzat Dağlı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin ayak "kötü kırıkmış." Kırıkları, iyi kırık ve kötü kırık diye adlandırıyor doktorlar...Üzerinden epey zaman geçmiş olmasına rağmen yine de ben geçmiş olsun diyorum. Siz şanslıymışsınız zira kemiğin içindeki ilik sağlam kalmış. En fenası da iliğin yaralanıp kana karışması. Annemin kırılan ayağında ilik de parçalanmış ve kana karışmıştı. Akciğerlere pıhtı atınca yaşamın sonu oluştu. Olayımız daha yeni bu sene mart başı, okumak isterseniz ilgili yazım: http://blog.milliyet.com.tr/o-ses-artik-yok/Blog/?BlogNo=405653 Selam ve saygılarla...

Yurdagül Alkan 
 15.08.2013 16:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Muhterem Anneniz için ise başınız sağolsun. Öyle pıhtı atma olayları oluyor ve doktoruma da ameliyattan önce sormuştum. O ise çok büyük ameliyatlarda olur korkmayın demişti. Neyse başınız sağolsun.   16.08.2013 10:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 120
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1609
Kayıt tarihi
: 02.07.12
 
 

68 kuşağındakileri iyi bilirim. Çalışmam ziraat üzerine. İnsanların ana dilleri ile konuşmalarını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster