Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '07

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
691
 

Kırık dökük düşler

Kırık dökük düşler
 

"Gidebilmeyi bilmek gerek" diye mırıldandı kendi kendine. Yüz göz olmadan, kavga kıyamet kopartmadan, fırtınalarda daha fazla kaybolmadan gidebilmek... Ruhunu daha fazla örselemeden, içindeki herşeye ve herkese hissettiğin öfke ile karşındakini iyice kırmadan incitmeden gidebilmek. Patlamaya yüz tutmuş volkanın ağzından akmak için seni zorlayan lavların kavuruculuğundan uzaklaşmak için belki de. O lavlar akarken onun sıcağında sonsuza kadar yok olup gitmek de var çünkü...

Kalkıp odanın içerisinde ileri geri dolaşmaya başladı. Duvarlar üstüne üstüne geliyordu adeta. Çalan telefonun sesiyle irkildi. Sonra arayanın "O" olmadığının farkına vardı. Çünkü "O" aradığında farklı bir melodi çalıyordu; aileden olanlar aradığında olduğu gibi. Telefon rehberindeki gruplarda aile bölümüne kaydetmişti "O"nu . Sanki oraya kaydedince aile olma şansları varmış gibi düşünmüştü. "Salaksın kızım sen!" diye söylendi. Telefon hala ısrarla çalıyordu... Kimseyle konuşmak istemiyordu. Hele de birilerine sesindeki kırıklığın sebebini anlatmak hiç istemiyordu.

Son kez telefonda görüştüklerinde “Bir süre yalnız kalmak istiyorum” demeyi düşünmüştü. Sonra bu cümlenin ne kadar saçma olacağını düşündü ; zaten yalnızdı çünkü. Aynı kentte özlem duyuyordu sevdiğine. Artık özlemekten yorulmuş ve sıkılmıştı. Kendisine verilen zamanla yetinmesi gerekiyormuş gibi hissediyordu, hissettiriliyordu. Hiç bir zaman yaşamla ilgili büyük hırsları ve ulaşılmaz hedefleri olmamıştı. Sadece her kadının isteyeceği basit isteklerdi düşlediği. Önüne sunulanla yetinmeyi ve mutlu olabilmeyi her zaman başarmıştı. Ama şimdi elinde olanlar yetmiyordu, yetinemiyordu.Ne kadar ikna etmeye çalıştıysa da aklını ve yüreğini olmuyordu, yapamıyordu işte. “Yalnızsam da yalnızlığımı bileyim” diye düşündü. Ama bir yandan da “O”ndan uzak kalma düşüncesi bile ürkütüyordu. Şimdiye kadar hiç bir erkeğin dolduramadığı bir boşluğu doldurmuştu “O”. Ruhunun en derinlerinde gizlediği yaralarına dokunup iyileştirmişti usulca. Belki de bu kadar hoşgörüsünün sebebi de bu vazgeçilmezliğiydi. Kapana kısılmış gibi hissediyordu kendini. İçindeki öfkeyle hem kendine hem de sevdiğine zarar verebilirdi. Karşısındakine kıyamayacağını bildiği için de en çok yarayı kendisi alacaktı. Buna gücü yoktu...

“Olmuyorsa olmuyordur. Boşu boşuna bir şeyleri zorlamanın gereği yok” dedi sessizce. Kendi kendine konuşmak bile tuhaf gelmiyordu artık. İkisi de olmazların farkında oldukları halde kimse o ilk adımı atıp kangren olmuş kolu kesemiyordu. Canından can kopartmak çok acıtacaktı. Şimdi kopartmasalar, bu sefer de lime lime dağılan bir ilişkinin yitip gidişini görmek daha ağır olmaz mıydı? Duyguları öldürmek için beklerken saygının ya da özel olduğunu düşündüğün duygularının tuzla buz olup sonsuza dağılışını seyretmek daha mı iyiydi? Beyninin derinlerinde özenle saklayacağın güzel “an”ları da hırpalamaz mıydı bu süreç? Hala seviyorken ne yapılabilirdi ki peki? Yapılacak ne kalmıştı? Hiç bir şey!

Elinde bir ayna ile her zaman oturduğu koltuğuna çöküverdi. Dikkatle, aynada gördüğü yüzünü inceledi. Uzun süredir pırıl pırıl görmeye alışkın olduğu gözlerinin yerinde kocaman birer boşluk duruyordu. Dudakları sımsıkı kapalı, yüz hatları gergindi. Gördükleri içini dağladığından aynayı yandaki kanepenin üzerine doğru fırlattı. Gözüne 1 hafta önce “O”nun getirdiği çiçeklerin durduğu vazo ilişti. Kurudukları halde atmaya kıyamamıştı bir türlü. Her zaman çok çabuk ağlayabiliyorken bu sefer kupkuruydu göz pınarları…"Söylenecek tek bir sözün , kurulacak tek bir cümlenin bile artık bir anlamı kalmadığını bildiğinde susmalısın" dedi kendi kendine. Hem kendinin, hem de yüreğinin çığlıklarını susturmasını bilmeliydi. Kucağındaki kırık dökük düşlerine baktı son bir kez. Ani bir kararla ayağa kalktı. Kucağından ayaklarının önüne düşen düşlerinin üzerine basarak yürüdü uyuşmuş bir halde.

Sonra... Sustu… Bütün sesler kesildi... Sustu...










Önerilerim:



Sevgili Deniz’in 07/09/2006 tarihli yazısı: “Gidelim Buralardan”
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=6244

Sevgili Neşe Evrim’in 27/03/2007 tarihli yazısı :”Derinleri Yarmanın Sarhoşluğu”
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=32602

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

eskiden çok eskiden kalan, insana dair öykülerin anlatıldığı epik bir filmden sahneler geçti gözümün önünden yazıyı okurken...

Doğan Durgun 
 17.10.2007 1:42
Cevap :
İnsana dair öykülerle doludur filmler... Hatta bazen hangisi kurgu hangisi gerçek karıştırdığımız bile olur. Ama sanırım eskilerin olayları duyumsaması çok daha insani imiş... Değerli katkınız için teşekkür ederim. Sevgilerimle...  17.10.2007 17:45
 

Yaşam kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa, aklını konuşacak bir filozof yaratır.... Sizde de böyle güzel yazılar yaratmış belki de, kimbilir : ) Sevgiler

H Hülya Tercan 
 24.08.2007 12:24
Cevap :
İyi ya da kötü yaşanmışlıkların hepsi, eğer bir ders çıkartmayı beceriyorsam, bir amaca hizmet ediyordur benim için. Duyguları yoğun yaşayan ,hayatı derin ve ayrıntılarıyla algılayan bir insan olarak çoğu zaman zorlanıyorum ne yazık ki... Ama tam tersi de olmak asla istemezdim. Ben böyleyim işte:) Yorumlarınızla bana şevk veriyorsunuz . Çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  24.08.2007 14:15
 

Başarılması en zor yol; Yürekte fırtınalar kopup, alev alev yanarken susabilmeyi başarabilmek...Yüreğine, kalemine sağlık...Sevgilerimi yolluyorum:)

Düş 
 19.08.2007 11:03
Cevap :
Susman gerektiğinde susabilmek cidden de çok zor Mürüvvetciğim. Hani insanın deli deli bağırası geliyor bazen:) Yoksa iki taraflı yanmak da var işin ucunda... Yorumun için çok sağol. Öptüm seni...  19.08.2007 17:38
 

Sevgili Yeşim, Bak 1990 yılında bir şiirimde neler demişim; * Artık zor geliyor bana ayrılık. Yık dağları, gel yanıma sevdiğim. Ağrıyor içimde , sana ait şey. Geç yolları, gel yanıma sevdiğim. * Hani söz vermiştin tez gelecektin ? Hani söz vermiştin hep sevecektin ? Gönül bahçemdeki bahçıvan olup, Vazoma her gün bir, gül derecektin. * Neredesin ? bu çığlık büyüyor her gün Geçti aylar, ne zaman geleceğin gün ? Yaslanmış durursun gönül kapımda Ne zaman içeri gireceğin gün ? * Hani söz vermiştin tez gelecektin ? Hani söz vermiştin hep sevecektin ? Vazodaki gülleri hiç kurutmadan, Gönül pınarından su verecektin. * Yazıya konu şahsın evin değil gönülün kapısından hiç çıkmamacasına gelmesini dilemek, kırılan parçalara basmak yerine ait oldukları yerde özenle saklamak ve sabretmek bazen çok işe yarar... Kabul etmeyenler olsa bile ben sabrı öneriyorum...

Çiğdem ALTINÖZ 
 11.08.2007 13:59
Cevap :
Sevgili Çiğdem Hanım...Öncelikle bu güzel şiirinizi paylaştığınız için çok çok teşekkür ederim. "Ağrıyor içimde sana ait her şey". Gene blogumdan çok daha güzel bir yorumla katkıda bulundunuz... Sevgilerimi yolluyorum size...  11.08.2007 22:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1647
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster