Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
685
 

Kırık dökük yanlarımız...

Kırık dökük yanlarımız...
 

Köşede bir dolap var.Kullanılmayan ya da gözden ırak tutulmak istenen ne varsa o dolabın içinde. Kapağı sımsıkı kapalı. Meraklı bir küçük çocuk dolabı açıyor ve ne varsa hepsi halının üzerine yayılıyor. Eskiye dair, kırık dökük pek çok şey şaşkın gözlerimin içine doluyor. Unuttuğumu sandığım ve fena halde yanıldığım herşey şimdi halının üzerinde hüzün zerrecikleri gibi kıpırtısız duruyor.

Böyleyizdir işte. Atmaya kıyamadığımız, kırık dökük herşeyi yüreklerimizin en köşe dolabına tıkıştırırız. Meraklı bir çocuk gelip açana dek onları unuttuğumuzu sanır, kendimizi kandırarak yaşar gideriz. Bundandır belki de zaman zaman gözlerimizin önünden geçip giden keder bulutları...Kaybedilenin fotoğraflarda kalan gülümseyişi, eski bir aşktan kalan kurumuş tek bir gül, eski bir dostun mektubu, babaanneden arda kalan dua kitabı bulut bulut geçip gider geride hafif bir sis bırakarak...Burun deliklerimizde sevdiklerimizin, sevip kaybettiklerimizin kokusu...Eski zamanlara dair soluk sarı görüntüler ve bir kaç damla gözyaşı ile ıslanan ellerimiz...

O gizli dolabın içinde, hani o en köşeye atılan acılarla beraber en güzel günlerin ruhunu da tıkıştırıvermişizdir. Siyah beyaz fotoğraflar sarkıyordur bir yerlerden.Baban daha otuz beş yaşındadır, sense küçük bir kız. Kucağına almıştır seni, gözleri senin o herşeyden habersiz masum çocuk yüzüne sevgiyle bakmaktadır. Annen bir başka fotoğraftadır küçük kardeşinle birlikte.Bahçedeki çiçeklerin arasında duruyorlardır. Annenin saçları omuzlarındadır. Gamzeleri yüzünde iki küçük gül gibidir. Şimdi koca bir adam olan kardeşinin gözlerinde hala aynı bakış olduğunu şaşırarak görürsün.

Sonra anlarsın.Hani sebepsizce gelip kalbini yoklayan duygular, kalbinin tam da kapanmayan dolabından sızanlardır aslında. Burnuna dolan naftalin kokusunun seni birden şımarık bir küçük kıza dönüştürüvermesi, akide şekerlerine hep annenin başını okşayan elinin eşlik edeceğini sanmaların bundandır... Pişen süt kokusuyla delice sarhoş olman, dışarda kanlı canlı bir Mayıs havası olduğunu sanman da...

Ayaklarının altında duran bu eşyaların "hayat" gibi bir kokusu vardır; biraz kederli, biraz neşeli, biraz genç, biraz siyah beyaz, biraz coşkulu, biraz durgun... Ve anlarsın bu "hayat" kokan herşeyin seni, sen yapan olduğunu...Bir kenarda unutulmaya terkettiğin ruhunun kırıntıları olduğunu...Ve anlarsın ruhuna tekrar kavuşmanın bir çocuk merakından geçtiğini...

RESİM: Carlo Maria Mariani www.earlmcgrathgallery.com/.../memory.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Fulya Yüreğindeki dolapta unutmadığın ve herkesle paylaştığın yeğane şey,sevgi... sevgi yüreğinden hiç eksilmesin.. Çünkü sevgisiz yaşanmıyor, hayattaki mücadele gücümüzü sevgiden almıyormuyuz. Kendine iyi bak, Sağlıcakla kal..

Mehmet EREN 
 17.02.2007 0:00
Cevap :
Sevgili Mehmet Bey, Sevgi hiç birimizin yüreğinden eksik olmasın...Hayattaki en önemli öz değil mi sevgi, dünyadaki tüm güzel şeylerin kaynağı...Sevgiler ve saygılar....  17.02.2007 21:41
 

BENCE YAZILARINDA İNSANI İÇİNE ÇEKEN BAŞKA BİR YAN VAR. BU NE ÇOK GÜZEL, ÇOK AKICI YAZIŞIN. (Kİ BUNLAR DA VAR..) NE DE, FARKLI OLAN PENCEREN. İÇİNDEKİ HER NEYSE, ÇIKMAK İSTİYOR. FARKINDA MISIN YAZILARDA ARTIK YETMİYOR VE İFADEDE ZORLUK ÇEKİYOR. ÇÜNKÜ, İÇİNDEKİNİ BİR YERLERE VARDIRMAK AMACI ONU BOĞUYOR. SONSUZLUK BİR RUH DİNGİNLİĞİ SAĞLAR. AMA, TESLİMİYETTİR DE HAYATA. ANLAMSIZ HER YOLCULUK SORUNSUZDUR, SORUNSUZLUKTA HUZUR VARDIR. ANCAK, HUZUR DA BİR AMAÇTIR. BEN, İÇİMDEKİNİ BIRAKAMADIM HALA. BİN YOLU VARSA ONUN ÇIKIP GİTMEK İSTEDİĞİ HEP BİR YOL VERDİM, BİLİNÇ DIŞI AMA GİTMESİNİ İSTEMEDİM. O GİDİP DİĞERLERİYLE CİLVELEŞTİĞİNDE BEN O OLMAYACAKTIM. SONRA BİR GÜN ŞU SORUYU BENDE SORDUM KENDİME: GERÇEKTE BEN KİMDİM, YOKSA BİR GÖREVİM Mİ VARDI BURALARDA. VE BEN DEMEK NE DENLİ DOĞRUYDU. HEP BEN LE DÜŞÜNÜP BEN DEN BAKMAK.. SEVGİYLE KAL.. DİRE

DİRE 
 16.02.2007 12:48
Cevap :
İçimizdeki o akıp gitmek isteyen nehir var ya; O nehrin ne önüne set çekmek mümkün ne de onu dizginlemek. Yazmak belki onu biraz uysallaştırmaya çalışmaktır ne dersin? O akıp gitmek isteyenin, seni boğmasından korkmandandır belki de yazmak...Hep benle düşünüp benden bakmak...Başka yolu var mı bunun? En iyi ya da en çok tanıdığın kendinken ve aslında bazı zamanlar onu bile o kadar da iyi tanımadığını farkederken başka yolu var mı? Sevgiler ve çok teşekkürler...  16.02.2007 15:50
 

O dolap yüreğinin hangi köşesindeyse sök ve at lütfen. Bu hayatı bir kere daha yaşama şansın olmayacak. Seni kıracak insanları sevme, sevdiklerininse seni kırmasına izin verme! Sevgilerimle,

A y s a n c a 
 14.02.2007 23:20
Cevap :
Sevgili Yusuf Bey, Aslında bilir misiniz o dolaplar hepimizin yüreğinde var...İyisiyle kötüsüyle tüm anılar içinde belki...Şu noktada haklısınız; O kırgınlıkları, kızgınlıkları koymamalı o dolaba.En güzel anıları taşımalı ve kapağı hep açık durmalı. Bazen engel olamıyoruz Sevgili Yusuf Bey kırılmalara, incinmelere...Çok teşekkür ederim bu güzel ve benim için çok değerli yorum için...Sevgiler...  15.02.2007 8:51
 

Bu kadar kırık döküklük niye ki?? Merak ediyorum annelerimiz ya da anneannelerimizin dolaplara tıkıştırdıkları bizim kadar çok muydu? Ya da bizim dolaplarımız mı küçüldü? Kafam karışık. İyi ki varsın. Sevgimle.

Yeşim Özdemir 
 14.02.2007 11:19
Cevap :
Canım Benim, Belki de bizim dolaplarımız daha dağınık...Ya da biz onlarla başa çıkamıyoruz ne dersin? Kafan karışık ve benim de öyle...İyi ki varsın canım dostum...Sımsıkı sarılıyorum...  14.02.2007 12:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster