Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
210
 

Kırık Leblebi Çocukları

Kırık Leblebi Çocukları
 

    Yedili sekizli yaşlarda saçları kısacık üç numarayla kesilmiş, kulaklar yelken gibi kocaman kepçe, dişler büyük boy kabak çekirdeği gibi gülümseyince göze çarpar bembeyaz… bir de ince testere dişi gibi tırtıklı, boynumuz armut sapı gibi incecik o kocaman kelleyi nasıl taşıyor diye şaşırırsın. İşte var ya bizler kırık leblebi çocuklarıydık.

    Daha sabahın köründe tavuğun taşımaktan yorulduğu yumurtayı folluğa yetiştiremeden yumurtladığı yumurtayı kapıp dükkana koşturarak kırık leblebi alıp atletimizin etek kısmını çıkartarak çukur bir yer oluşturup ona doldurduğumuz kırık leblebileri iki bana bir sana diyerek arkadaşlarımız ile  paylaşan, sokaklarda çeerçiiii diyerek bağırarak gezen satıcıların ince üç adet zincirlerle bağlı terazi kefelerin içine ne götürürsen darası kadar yiyecek dolduran, eskimiş laylon (naylon) ayakkabıları, yırtılmış naylon leğenleri verip karşılığında aldığımız horozlu şekerleri akan sümüğümüzün çift şerit otoban gibi yaptığı yollara yapışan tozları arada bir yalayarak tuz ihtiyacımızı kendimiz temin ederek, elimizin üst tarafı ile sildiğimiz burnumuzun ifrazatından kayış gibi olan kollarımıza aldırmadan, ayaklarımızdan çıkarttığımız lastik ayakkabıların içine doldurduğumuz kimi yerde kum, kimi yerde ince toprakları hayal dünyamızda resmettiğimiz araçlara benzeterek itekleyerek bir yerden bir yere yığar, sonrada taşıdığımız topraklardan yaptığımız çamurlara ayakkabımızın içini su ile doldurarak taşıdığımız tanker vazifesi gören yaratıcılığımız ile……            

    Katıştırdığımız çamurlardan çamur mimarlarının projelendirdiği değişik mimari yapıları ince söğüt çöplerinin kullanılarak yapılan çatılı evlerin çocuk figüranlarıydık, biz o zamanın kırık leblebi çocuklarıydık…. Köye gelen satıcıların peşine düşerek tüm sokağı, köyü beraber gezen, tavukları kovalayarak yumurtalarını erken yumurtlatıp onu hemen çerçiye mal ile mübadele eden, bizi çağırıp meşin cüzdanın içerisinden çıkarılıp bize uzatılan kuruşlu harçlıkları ak sakallı dedelerin elinden kaptığımız gibi koşarak uzaklaşan, bizim sevincimizin ihtiyarların yüzlerine yansıdığını bile fark etmeden doğru harcamaya koşan, elinde harcayacağı parası, değiştireceği yumurtası olmayan çocukların gülümsemesinin bile değişik olduğu, onu gören arkadaşların ne aldılarsa arkadaşıyla paylaştığı çocuklar, ‘’Kırık Leblebi Çocukları’’ şimdi de var mıdır ki böyle çocukluk yaşayan, ne kadar doğal bir çocukluktu siyah beyaz çocukluk değil mi?……….

    Şimdi mi? Sessiz elektrikli motorlar, atv’ler ile kovalamaca oynayan çocuklar, bisiklet ve motorlara montajlanmış cep telefonlarının uydulardan aldığı internet bağlantıları ile açık hava konserleri veren müzik şölenleri eşliğinde, istersen kişiye özel kulaklıklar ile direkt kişisel kulaktaki östakiye iletilen kısa yol tuşu gibi direkt beyne iletişim….. Heyy kırık leblebi çocukları şimdi devir böyle işinize gelirse…. Adil Bozkurt 

Sibel Güzel, esra avcı, Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öyle güzel yazmışsınız ki, yüreğinize sağlık...

esra avcı 
 11.01.2018 9:37
Cevap :
Teşekkürler Sayın Esra Savcı. Saygılar.  11.01.2018 11:43
 

Kırık Leblebi çocuklarıyız biz, ne güzel bir lezzettir. Hem nostaljik hem hüzünlü, emeğinize sağlık saygılar

Cemile Torun 
 11.01.2018 0:23
Cevap :
Sayın Torun sayfama hoş geldiniz. Beğeniniz için teşekkürler. Yazının lezzeti gerçek hayatın yaşanmışlıklarından beyin kadrajına yansıyıp kalan hayatın içinden olan güzelliklerden kaynaklı her halde. Bazen oturup çocukluğum da yaşadığım hayatı gözlerimin önünden geçirdiğim zaman sinema şeridi gibi akıp gidiyor. Saygılar  11.01.2018 4:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 95
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 185
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster