Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1506
 

Kırılgan dünya

Kırılgan dünya
 

“Dünya Güneş’e 1 mm daha yakın olsaydı, ya da 1 mm uzak olsaydı Dünya’da hayat olmazdı…” Başka kaynaklardan duymuş olabileceğiniz bu söz, günümüz şartlarına bakarak söylenmiş, hiçbir bilimsel temele dayanmayan bir sözdür. Dünya, değil 1 mm, öyle hareketler yapıyor ki şaşar kalırsınız. Bir de başına öyle şeyler geliyor ki...

Dünya’nın Güneş çevresindeki yörüngesi daireye yakındır ama değildir, elips biçimindedir. Elipslerin iki merkezi bulunur. Güneş bu merkezlerin birindedir. Yani Dünya her yıl Güneş’e yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Güneşe yaklaştığı dönemlerde daha hızlı uzaklaştığında daha yavaş hareket etmektedir. Çünkü gezegenler yıldız çevresinde dönerken yıldızla kendisi arasında eşit sürede eşit büyüklükte alanı tararlar. Dünya kısa ve dar bir yerde eşit alan taramak için de hızlı hareket eder. Bu yasa Kepler’den, yani 1600’lü yıllardan beri bilinmektedir, çünkü o bulmuştur. Ama bu kadar değil, Dünya’nın yörüngesi her yıl biraz değişir, gittiği yoldan biraz sapar.

Ayrıca bilindiği gibi Ay büyük bir kütledir. Ay'ın çekimi yüzünden Dünya ile Ay arasında bir ağırlık merkezi oluşur. Dünya Güneş çevresinde dönerken bir de bu ağırlık merkezinin çevresinde döner. Yani Güneş çevresindeki yörüngesinde slalom yaparak gider.

Dünya’nın kendi çevresinde dönüş ekseninin Güneş’in ekvator düzlemine 25 derece açı yaptığını biliriz. Böylece mevsimler oluşur. Ama bu açı sabit değildir. Eksen açısı iki ayrı periyot halinde değişir. Birinci periyot 18, 6 yıllıktır. Bu sürede eksen dalgalanır, şöyle bir gider gelir. İkinci periyot 26500 yıllıktır. Kısa periyot bu 26500 yıllık dalgalanma periyodu üzerinde dalgalanır. Bir de daha büyük bir dakgalanma olduğu sanılıyor. Bu büyük periyot içinde eksenin eğilmesi ve düzelmesine bağlı olarak dünya buz çağlarına girer ve çıkar. Dünya milyarlarca yıllık yaşında çok kere buz çağına girmiş ve çıkmıştır. Kambriyen dönemi öncesi, ekvatorun 10 derece kuzeyi ve 10 derece güneyine kadar buzlarla kaplıydı. Buz çağının bitmesiyle bir canlılık türü patlaması oldu. 50 milyon yıl sonra yeniden buz çağına girilmesiyle ortaya çıkan türlerin çoğu yok oldu. Dünya böyle felaketleri sürekli yaşamıştır.

250 Milyon yıl önce Permiyen döneminde denizde ve karadaki canlıların %95’i 80 bin yıllık bir süre içinde yok oldu. Buna Antartika’da 500 km çapında bir krater oluşturan bir göktaşının sebep olduğu iddia ediliyor. Bir başka iddia da yeryüzünün o dönemde 5 derece daha ısındığı, bunun deniz diplerindeki metan gazının açığa çıkardığı ve çnce deniz sonra kara canlılarını öldürdüğü şeklinde. 65 Milyon yıl önce bir göktaşının MeksikaYucatan yarımadasına çarpmasıyla dinozorlar 10 bin yıllık Kretase yokoluşu denen bir süre içinde yok oldular.

‘Cansız Dünya düzeni’ başlıklı yazıdan eksik kalan bir konu olarak, gaz ve sıvılarda sıcaktan soğuğa doğru bir akıntı olur (Bu olayı bir odanın içinde bile gözleyebiliriz. Isınan hava yükselir). Dünya yuvarlak olduğu için kutupları soğuk, ekvatoru sıcaktır. Soğuk havada atmosfer büzüşür. Sıcak havada işe genişler. Birinciye alçak başınç, ikinciye yüksek basınç denir. Genişleyen sıcak hava büzüşen soğuk havadan oluşan boşluğu doldurmaya çalışır ve oraya hücum eder. Alçak basınç ve yüksek basınç arasında kalanlar bu hücumu rüzgar, fırtına olarak hissederler. Bazen bu hücum öyle olur ki hava bir merkez çevresinde tekerlik gibi dönmeye başlar. Bir hortum oluşur. Yerde ne varsa her şeyi havalandırır, sonra çok uzaklara bırakır. Ama hortumlar yalnız denizde – daha çok okyanuslarda – olur, hortum karaya çıkınca bir süre sonra söner.

Sıcaktan soğuğa akıntı hareketi denizlerde de olur. Gulf Stream (Körfez akıntısı) böyle bir akıntıdır. Sıcak Meksika körfezinden başlayan akıntı İskandinavya yarımadasının kuzeyine kadar sürer. Bu sayede Avrupa, İngiltere, İzlanda çok Kuzeyde olduğu halde ılık bir yaşantı sürerler. Ancak akıntının devamı Kuzeyin soğuk, Meksika körfezinin sıcak olmasına bağlıdır. Eğer iki ısı farkı bir şekilde birbirine yaklaşırsa akıntı durur. Akıntının durması Avrupa için yeni bir buzul çağı demektir. Garip bir şekilde Dünya’nın ısınması ve kutuplardaki buzların erimesi, bu yüzden yeni bir buzul çağını tetikleyebilir (Bu yıl hiç beklenmedik bir şekilde sert bir kış geçiriyoruz. Bazı kimseler Dünya’nın ısınması konusunda yalan söylendiğini söylese de gerçek bu şekildedir).

Dünya sonbahar ve kış aylarında kendi ekseni çevresinde daha hızlı döner. İlkbahar ve yaz aylarında yavaşlar ve dengelenir. İki dönem arasındaki fark saniyenin onda biri kadardır. Bunun sebebi kesin olarak bilinmiyor. Ancak bir hipotez olarak yazın ağaçların yapraklı oluşu, kışın ise ağaçların yapraklarını döküşü gösteriliyor. Şimdi bu nerden çıktı diyebilirsiniz. Buz pateni üzerinde gösteri, yarış izlediyseniz bir figür olarak patencinin durduğu yerde çevresinde hızlanarak döndüğünü görmüş olabilirsiniz. Patenci elleri açık olarak kendine bir hız verir. Sonra ellerini vücuduna doğru yavaşça yaklaştırır. Ellerini yaklaştırdıkça hızı artar. Ellerini açınca da birden durur. Patenci ellerini vücuduna yaklaştırdıkça ortadaki kütlesi artmaktadır. Artan kütlesinin hızını dönüş momentine aktarır. Aynı şeyi Dünya yapraklarını dökerek ve yaprak açarak yapmaktadır.

Dünya’nın Elektromanyetik bir koruma alanı ve buna bağlı olarak mıknatıslanma olayı vardır, bunu biliyoruz. Fakat bu her zaman yoktur. Birkaç milyonla birkaç yüzbin yıl arasında elektromanyetik alan yok olur ve bazen yön değiştirir. Yani kuzey güney, güney kuzey olur. Bu değişme süreleri sırasında yaklaşık bin yıllık bir süre boyunca Dünya savunmasız kalır. Güneş’ten ve yıldızlardan gelen ışınlar dünya’ya ulaşırlar. Tek engelleyici atmosferdir. Böyle dönemlerde canlıların soylarının tükenme işleri çok fazla olmuştur. Son olarak 700 bin yıl önce elektromanyetik alan kesintiye uğramıştır. Kesintiye uğrama sebebi olarak yer sarsıntıları ve Dünya’ya çarpan meteorlar gösterilmektedir. Çünkü bu hareketler Dünya’nın dinamosunu etkilemektedir.

Ay dünya’nın dönüşünü yavaşlatmaktadır ve durduracaktır, biliyoruz.

Dünya ekseni çevresinde saatte 4760 km hızla dönüyor. Yaklaşık ses hızının dört katıdır. Akşam üstü bir yolcu uçağı ile batıya doğru uçsanız Güneş geç batar ama yine de batar. Yani Dünya’nın dönüş hızına yetişemezsiniz. Yüzeyindeki kabuk gibi duran kara parçaları oradan oraya yolculuk yapıyor, suya batıyor, sudan çıkıyor (deprem oluyor). Şu anda üzerinde yaşadığımız kara parçaları bir zamanlar denizin dibindeydi. Dünya içindeki gazları, ateşi kabuğun çatlaklarından, ince yerlerinden yüzeye bırakıyor. Deniz 10 bin metre derine gider. En yüksek dağ Everest 8900 metredir ama dünyanın dikey olarak bin metresi suda, 2 bin metresi karada, toplam yalnızca 3 bin metresi yaşamaya elverişlidir. Bu büyük görünen girinti çıkıntılar Dünya’nın büyüklüğü dikkate alındığında bir portakalın yüzeyindeki pütürler kadar bile değildir.

Bütün bunlardan habersiz olan cahil adamlar ‘Dünya yörüngesinden 1mm sapsaydı gibi’ hiçbir temele dayanmayan saçma sapan laflar edebilmekte ve yine hiçbir şeyden haberi olmayan başkaları da “Hmm… ne derin bir akıllı tasarım…” demektedirler. Evet, Dünya Güneş sisteminde şu anda yaşamakta olduğumuz hayatın olabileceği en iyi konumdadır. Ama Dünya’nın bu durumu özel olarak bizim için ayarlanmamıştır. Görüldüğü gibi de her an bozulabilecek durumdadır. Biz Dünya üzerinde yaşayabiliyorsak bu bizim şu anda mevcut dünya düzenine ayak uydurabilmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Dünya üzerinde görünmüş canlıların %90’ının soyunun tükendiğini unutmayalım. Bu durum Dünya şartlarının zaman içinde kesintiye ve değişikliğe uğramasından kaynaklanıyor. Gayet açık bir sebeple bu canlıların soyu tükenmiştir. Aynı şey günün birinde insanoğlunun da başına gelebilir. Nitekim zaman zaman o noktalara gelmiştir de. Örnek olarak Nuh tufanı olarak geçen olay gerçektir. Din kitaplarında yazıldığı gibi olmasa da Dünya’da bir tufan olayı yaşanmıştır.

2050 yılında mevcut canlıların da dörtte birinin yok olacağı bilim adamları tarafından uyarı olarak bildirilmiş. Havadaki Karbon oranının iki katına çıkması durumunda 56 bin bitki türü ve 3700 hayvan türünün yok olacağı bildirilmiş.

13 bin yıl önce dev hayvanlar, mamutlar, boyları 6 metreyi bulan tembel hayvanlar bütün Dünya’da mevcuttu. Şimdi yalnız Akrika’da ve Hindistan’da görülüyorlar. Bu hayvanları insanların yok ettiği sanılıyor.

Bütün Dünya tarihini göz önüne alırsak insanın ortaya çıkışı çok yakın sayılabilir. Dünya’da birçok canlı soylarının tğkenmesi tehlikesi ile karşı karşıya. Temiz ve tatlı su gittikçe azalıyor. Karbonun atmosfere salınmasıyla oluşacak sera etkisi nelere yol açacak? Elektromanyetik kutupların yer değiştirmesi olayı yine olacak. O zaman insan sağ kalabilecek mi? Ya da yüzde kaçı yok olacak? Bir atom savaşı sonunda kirlenen Dünya’da hayat sürebilir mi? Marduk isminde bir gezegenin varlığı, bunun çevresinde dönen uyduları olduğu biliniyor. Bunların Dünya’ya yaklaştığı da biliniyor. Ama ne kadar uzaktan geçecekler? Geçiş Dünya’yı nasıl etkileyecek? CERN’de yapılan deneylerden ne çıkacak? Bilimin daha öğreneceği neler var? Bunları öğrenmek için ömrümüzün süresi yeterli değil. Belki bizden sonra gelecek olanlar bilebilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili kardeşim Hasbihalci, yazılarınızdan bilmediğimiz çok konuları öğrenebiliyoruz, yazılarınızın içeriği çok güzel. Böyle güzel yazılara ne gibi bir yorum yapılabilir. Ben yapılabilecek yorum bulamadım. Saygılarımla...

Ohannes 
 11.02.2010 22:08
Cevap :
Çok teşekkür ederim. İyi dileklerinizi bilmek benim için yeterli. Sağlıcakla, saygılarla.  12.02.2010 0:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 5792
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster