Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
992
 

Kırk beş yaş pişmanlığı

Kırk beş yaş pişmanlığı
 

Bu yazıya kategori seçebilmek çok zor. Anı yine içlerinden en uygunuydu sanırım. Yaşanmakta olanı değil, yaşanmış bir konuyu anlatıyor, İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olgu da var, amaçta da unutulmasını istemediğim gerçekleri kalıcı kılmak var... Bazen tanıdıklarımız iz bırakır hayatımızda. Öğreticilerdir, dolulardır, denemişler - yanılmışlardır ve hepsinin bir hikayesi vardır. O an mevcud durumunuza uymasa bile dinleyin, kaydedin, saklayın bir tarafta kalsın. 

Henüz 2-3 yıl arası bir zaman diliminde çok büyük bir hevesle tanıdım onu. O demek zorundayım çünkü bilseydi hoşlanmayacaktı adının geçmesinden. En çok hafızama yer eden konuşması doğum tarihini bile bilmiyor olmasıydı sanırım. "Yengem kış sonu bahar başı bir dönemde doğdun dedi, öyleyse ne zaman uygun olur hadi belirleyelim" demişti. Hayatında yaşadığı her olayı gülümseyerek anlatırdı. Hayatla alay etmek dedikleri bu olsa gerek. Belirsiz doğum günü bile onun alay konusuydu. "Doğum tarihim belli değil madem ölüm tarihimi aklında tutmaya bak" demişti. Onunlayken üzüldüğün bir anda sevinebilir, sevindiğin bir anda hüzüne boğulabilirdin. Yaşamını tüm iniş çıkışlarına rağmen onun tabiri ile "inatla" sürdürmekte, hala güçlü görünmekteydi. Annesini kaybetmiş, daha sonra kendi bir aile kurmaya çalışmış ama talihsizlikler yüzünden eşi ve oğlunu da senede bir görmeye mahkum kalmıştı. Uzak ve görkemli bir şehrin ışıklarında gizli şimdi. Hiç pişman olmaz, sarsılmaz, herhangi bir şey onu etkilemez, duygusal olamaz, özlem nedir bilmez, tekrar bir aile fikriyse gittiği yer kadar uzak zannederdim. Taa ki bir kırkbeş yaş pişmanlığına tanık olana kadar. 2008 yazında tanıdığımda öyle enerji dolu, hayatla barışık ve mutlu bir ifadesi vardı ki. En son 2010 yazında gördüğümde çoktan omuzlarına çökmüştü yorgunluğu. Kaybettiklerine takılır mıydı bu kadar? Ya da ne olmuştu o güçlü görmeye alıştığım, lider edasıyla konuşmalar yapan adama. Bunların da cevabı şimdi onda gizli. Sevmeye cesareti vardı ama sevilmeye cesareti olamadı. Bu onun hiç bilmediği bir duyguydu. Sevmiş, sevilmiş ve yine kaybetmişti. Ama bu sefer onunda hevesleri bitmişti. Hani bir yeri ne kadar sevdiğiniz orda yaşadığınız anılarınızla orantılıdır ya... O şimdi yalnızlığını en derinlemesine yaşadığı şehrin de ama burda her an adı geçen, her an bize yakın bir yerlerde. Bazen bir sözüyle düşmekte aklıma, bazende keyfine düşkün halleriyle gittiğim bir yerde. Bir insan yüzünde her ifadeyi böylesine bir ustalıkla nasıl taşır hala anlamış değilim. Anı işte. Başta da söylediğim gibi; Yaşanmakta olanı değil yaşanmış bir konuyu anlattım. Belleğimde iz bırakan olay ve olgudan bahsettim. Ve onu tahmin bile edemeyeceği bir yerde satırlara sığdırarak ölümsüzleştirdim. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir yazı olmuş tebrik ederim. Umarım bu satırları okur da toparlayıp kendini eskiye döner. Bu arada benim de iki yılım kalmış kırkbeşe... : ))

Adil Serkan SATI 
 06.05.2011 19:42
 

Allah'tan sen 45'lik plaklardan değilsin arkadaşım :)

Mustafa Tunç 
 06.05.2011 18:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 668
Toplam yorum
: 3225
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 1757
Kayıt tarihi
: 19.12.10
 
 

İstanbul doğumlu. Kuantum Yaşam Koçu. EFT, NLP, ETKİLİ İLETİŞİM, BEDEN DİLİ gibi bir çok konuda e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster