Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
718
 

Kırk yıllık kani olmaz ki yani!

Kırk yıllık kani olmaz ki yani!
 

İstanbul Boğazı’ndaki suyun hangi yönden hangi yöne aktığını çok kişi bilmez, hele İstanbul’a gelip, boğaz kenarında oturup, gelip geçen gemileri, devamlı kıyıdan kıyıya yolcu taşıyan vapurları seyretmeyenler hiç bilmez.

Belki de tıpkı bir deniz gibi durgun, sessiz sedasız öyle kaldığını sananlar bile vardır.

Hayır efendim, öyle değil işte, İstanbul Boğazı’ndaki su, Karadeniz’den Marmara’ya akar ve öyle bir akar ki yakından bakanların başını döndürür.

Karadeniz’den Marmara’ya, oradan da Ege ya da Akdeniz’e açılan dev gibi yük gemileri, binlerce insanı ülke ülke gezdiren, uçaktan, otomobillerden daha konforlu yolcu gemileri İstanbul Boğazı’nda ilerlerken, suyun akışına kendini bırakıp, adeta kayarak ilerlerler.
Beşiktaş’tan Kadıköy’e ya da Üsküdar’dan Eminönü iskelesine giden vapurlarda motorlarını hiç yormadan, suyun da gücüyle iki kat hızla uçarcasına ilerlerler. Ama bunun tersi olduğunda seyreyle sen şenliği.

Yani Marmara Denizi’nden İstanbul Boğazı’na girip de, Karadeniz’e açılmak isteyen gemiler, suyun akışının tersine ilerledikleri için motorlarına daha fazla yüklenip, akıntıya karşı kürek çekmek! zorunda kalıyorlar.

Vapurlar da aynen böyle. Bazen oldukları yerde dönmemek içim çabalayan vapurdan biraz daha küçük yolcu motorlarını izlerken heyecanlanıyorum. Yani yakıtı bitse, motoru dursa, akıntı alıp götürecek gibi oluyorlar.

Zaten bu akıntı yüzündendir ki iki de bir koca koca tankerler, yük gemileri gelip, boğaz kıyılarındaki yalıların duvarlarına, balkonlarına bindiriyor, ya da birbirleriyle çarpışıyorlar.

İşte böyle, İstanbul Boğazı akıyor, insanlar da bakıyor, bir çoğu da nereye aktığını bile bilmiyor.

Ama eğer bir gün o suya girmek zorunda kalırsa, bir kaza olur düşerse, hangi yöne aktığını öğrenir ama belki de kendisi için çok geç olur.

Ben gemiler ya da vapurlar, Karadeniz yönüne ilerlerken hep önlerine bakarım, akan suyla nasıl mücadele ediyor, suyu yararak nasıl ilerliyor diye.

Gerçekten hiçte göründüğü gibi değil, yaşanan güçlüğü, verilen mücadeleyi hem gemiye, hem de geminin kaptanına sormak gerek önce…

Ve gelelim benim asıl üzerinde durmak istediğim konuya. Yani yazdıklarımın konu başlığıyla ilgili olan bölümüne..

Geçen gün boğaz kıyısında oturup, denizi izlerken, akıntının hızından etkilenmiş olacağım ki, birden aklıma, kendi yönünün tersine akan suda ilerlemeye çalışan gemilerle, huyuyla suyuyla birbirinin tersine düşen iki insanın ilişkisini kıyaslamak geldi.

Düşünün bir defa, boğazın suyunun akış yönünü Karadeniz tarafına çevirebilir misiniz?. Mümkün değil, olmaz.

Peki, kişiliği oturmuş, karakteristik özellikleri kendini bulmuş, her sözü ve davranışıyla belli hedefler edinmiş ve yaşadığı çevrede de böyle bilinip, tanınmış bir insanı, bunun tam tersi biri haline sokabilir misiniz? Mümkün değil. Bu da olmaz.

Peki, siz, az buçuk, asgari düzeyde bu insanla benzeşiyorsunuz diyelim, ama genel anlamda her şeyiniz karşıtsa ve siz onunla yaşamak zorundaysanız, ne yaparsınız?

Hanginiz gemi, hanginiz boğaz olacaksınız?

Kim daha baskınsa, kim daha güçlüyse, İstanbul Boğazı gibi hiçbir şeyi tınmadan akıp gidecek. Öteki zorunlu olarak ona uyacak ya da kendi gücü nispetinde mücadele verecek, varlığını ispatlamak için.

İsteyen o suya girer yüzer, isteyen gemi, vapur olur, isteyen balık tutar ama ayağını sokmaya cesaret edemez, alıp götürür diye.

Peki ne yapmanız gerekir o zaman?

Gemi ve vapurların İstanbul boğazının akıntısında nasıl ilerlediğini yukarıda yazmıştım. Kendinizi akıntıya mı bırakırsınız, yoksa hedefinize varmak için akıntıyla mücadele mi edersiniz?

Buna karar verirken, gücünüzü hesaba katmalısınız. Akıntı yönündeyseniz, o sizi alıp götürür zaten, sizin de, onun da yönü aynıdır çünkü, ha siz gitmişsiniz, ha o sizi götürmüş fark etmez. Ama yön tersineyse yandınız. Ve de siz boğaz değil de bir vapursanız veya bir motorlu tekne ya da sandalsanız.

Bittiniz…

İstanbul Boğazı kırk yıllık değil, binlerce yıllık kanidir, hiç bir zaman yani olmaz, yönü değişmez.

Bazı insanlar da böyledir, olmaz yani.

Onunla yaşamak istiyorsanız, hem kendinizin hem de onun yönünün aynı olması gerekir, aksi takdirde bir gün gelir gücünüz tükenir, alır götürür sizi, bilmediğiniz yerlere.

Olur mu, olur yani!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Umarım mesajınız alınmıştır:)..Kaleminize sağlık.

Sema CURUK 
 08.10.2007 17:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 246
Toplam mesaj
: 75
Ort. okunma sayısı
: 1457
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. 28 yıllık g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster