Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '13

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
468
 

Kirlenmek Güzeldir

Kirlenmek Güzeldir
 

 

 

Bazen sevdiklerimize dokunamayız. Ya “Yasak”tırlar, ya da tabu.

Ve çoğu kez günah!

Yaşamak için geldiğimiz dünyada istediğimiz gibi yaşamamıza izin verilmez… Hep başkalarının isteği vardır ön sıralarda. Bize düşen sadece itaat etmektir!

Seneler evvel, küçük bir kız çocuğuyken bir taş bebeğim vardı. Anneannem almıştı doğum günümde. Neredeyse benim kadar, sarı saçlı, yattığı zaman gözlerini kapatan, üzerinde çok güzel bir elbisesi ve ayakkabısı olan bir bebekti bu.  O yıllarda pek az çocuk böyle bir bebeğe sahipti. Adını düşünürken, anneannem, “Gülseren” olsun demişti, kabullenmiştim ben de.

Evet, çok güzel bir bebeğe sahiptim ama onunla oyun oynamam yasaktı.  Çelişki tabi. Ama öyleydi…

Onunla oynarsam, üzerini kirletebilirdim!

Ya da elimden düşürdüğümde yüzünde kırıklar oluşabilirdi…

“Bu senin ama o burada duracak,” denildiğinde öylece bakakalmıştım.

Ona dokunmak, onunla oyun oynamak istediğimi söylediğimde annem, “Biraz daha büyü, öyle oynarsın!” demişti, hatırlıyorum.

Biz çocukların girmesi yasak olan misafir odasının bir köşesine konmuştu Gülseren. Yalnız bir prenses edasıyla orada tek başına oturuyordu. Elime bir kez bile alamadan seneler geçti. Her geçen sene onunla oynayacak olmanın umudunu taşıdım. Bir gün, “Artık oynayabilirsin!” diyeceklerdi.

O gün hiç gelmedi!

Ve ben büyüdüm, o bebekle hiç oynamadan…

Ve ben büyüdüm, hayatıma çok sevdiğim biri girdi. Dokunmak, sevmek istediğim biri. Bu kez de karşıma çıkan kurallar oldu. O gün “bebeğimi kirleteceğim” düşüncesi şimdi de karşıma “adını kirleteceksin” diye çıkmıştı. Ayıplar ve günahlar sıralanmıştı önüme.

Zaman içinde bir taş bebekle eşit konuma gelmek, yaşamın ne saçma olduğunu düşündürüyor insana.

Saçma ve anlamsız…

Kirlenmenin bir şeyi yaşamakla ilgili olmadığını kimselere anlatamıyorsunuz!

Sevdiğiniz bir şeye sahip olmanın onu ve sizi kirletmesi ne kadar mümkündür?

İnsan sevdiğine dokunduğunda kirleniyorsa, kirlenmek güzeldir, bence.

Herkese ve her şeye rağmen!

Nuray Ors, ümitümit, Asi Güvercin bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayat denilen şey başkaları için yaşamaya, insanlar ne der ne düşünür uzerine kurulu bozuk bir organizasyon gibi gelir bana cogu zaman.kalbinin sesini dinleyerek yaşayabilmek için ya çok cesur ya da bencil olmak gerek sanırım. Tuhaf bir kainat duzeni var ya da düzensizliği. Anlayamıyorum."Sizin aliniz al inandım sizin morunuz mor inandim ama benim dengemi bozmayiniz" der ya T.Uyar.Sizi okumayı çok seviyorum. Saygılarımla.

ümitümit 
 31.08.2013 23:43
Cevap :
Aslında tuhaf olan kainatın düzeni değil sevgili Ümit. İnsanların tuhaflığı, uyumsuzluğu, bencilliği,egoları...Dünyayı yaşanmaz hale getiren bizleriz. Doğduğumuz anda başlıyoruz kendi cehennemimizi yaşamaya. Sonra tanrının cehennemi ile korkutuluyoruz... Herkes cennetin olmadığını biliyor ama inanmak ve inandırmak istiyor olduğuna... Teşekkür ve sevgilerimle.  02.09.2013 11:25
 

Öğrenilmiş alışkanlık ya da gelenek görenekleri öyle bir giyiniyoruz ki üzerimize daha çocukken melek hanım kimseler çıkarıp atamıyor, ben daha evvel ki kuşak olarak oyuncak bebek yerine kardeşlerimle oynuyordum. (bakım desteği sorumluluğuyla), elinize emeğinize sağlık geçmişi izler gibi okudum sevgiyle

Cemile Torun 
 25.08.2013 0:05
Cevap :
Size tamamen katılıyorum Cemile Hanım. Ben 40 yaşında bile annemden hala çekinirdim. Bu daha çok saygıdan ileri gelirdi tabii ama o otoriteyi hissederdim de. Paylaştığınız için çok teşekkürler. Sevgiyle kalın.  25.08.2013 22:20
 

Mahalle baskısı diyorlar veya çevre baskısı...Baskılarla büyüdüğümüz ve baskılarla yaşadığımız kesin. Çok sevdiğimiz birinin elini bile tutamadan onu ebediyen kaybedişimizin acısını yüreğimizde taşıyarak...Hayat böyle diyerek boyun eğmekten başka çaresini de bulamayarak...Selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan 
 24.08.2013 18:59
Cevap :
Yurdagül Hanım, sanırım biz biraz talihsiz bir kuşaktık. Şimdiki çocuklar daha bilinçli ve birey olduklarının farkındalığıyla büyüyorlar. Teşekkür ve sevgilerimle...  25.08.2013 22:15
 

Bir reklam spotu olarak aşina olduğumuz bu başlığın altındaki buzdağı katmanına çocukluk ve gençlik anılarınızın kıyafetleriyle dalarak ne de güzel yapmışsınız. Yasak ve dokunulmaz diye bizlere (çocukluğumuzdan bu yana dikte ettirilen şeyler) ya güzel ve temiz, ya günah, ya da keyif vericidir. Daha sonra keşfediriz ki; bunların bir çoğu bizlerde korku-baskı ve ona dayalı suçluluk duygusu oluşturarak daha uysal olmamız ve böylece daha kolay yönetilmemiz içindir. Ergen, egemen zenginlerin tüm bu yasaklardan muaf ve onlara düşkün olduklarını farkettiğimizde ise iyice uyanırız! O zaman da -çoğu kez- iş işden geçmiş olur. Neyse ki "yeni gençlik" pek öyle değil! Kendilerini yapılan dayatmalar karşısında hemencecik "Gezi"ye, "parklara" atıveriyor, estetik ve yaratıcı isyanlarına yaşam hakkı veriyorlar. Saygı ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 24.08.2013 17:51
Cevap :
Blog tadındaki yorumunuza çok teşekkürler. İnsan "Beşinci Mevsim"ini yaşıyorsa eğer,bazen böyle benim gibi geçmişin dip akıntılarına kapılıveriyor... Ve bazen de gönüllü olarak sürüklenip gidiyor işte! Selamlar...  25.08.2013 22:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1817
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2045
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster