Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '07

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
469
 

Kirli topları düşürdüler elimizden...

Kirli topları düşürdüler elimizden...
 

Yürümeye başladık... Dışarda oyun bizi beklerken geç bile kalmıştık aslında... Ama oyunun da en hasosunu yürümeyle belledik... Daha ellerimiz kartopu gibiydi, pamuk gibiydi...O güne kadar ellerde, kucaklarda taşınmıştık gidilecek yerlere... Toprağa; içine girip hayatı öğreneceğimiz o uçsuz bucaksız düzlüğe hep tepeden bakmıştık o güne kadar...Aslında tüm sabırsızlığı yere bir an önce inmekti daha algılayamadığımız bir gücün...Ve o güç bize neler öğretecekti bunu merak ediyorduk aslında...Aslında beynimizdeki bütün nasırların tek tanığı olacaktı o güç...

Daha yepyeni alınmış dışarı ayakkabılarının, toprakla buluşmasıyla başladı dışarıyla tanışmamız...Çok iyi geçiniyorduk onunla...Ellerimiz çamurun en mutevazı haliyle kirleniyordu her yeni bir sabahta...Plastik toplarımız oluyordu sonra...Ve bilyelerimiz; en eğlenceli yarışmalarla muhatap ediyordu bizi...Mahallenin en afili taşları oyunumuzun en önemli ortakları oluyordu kimi zaman...Mahallede bulunmuş kuru bir dal atın en dorusuydu bizim için...Evimizin önündeki toprak yol bizim en yeşil top sahamızdı...Ve bazen bir ok yapma uğruna, evdeki don lastiklerinin hırsızı oluyorduk...En masum ve en tatlı hırsızlığımızdı don lastiği kaydırmak annemizden habersiz...

Bütün bu günler bitmesi istenmeyen bir boğaz turu gibiydi...Ama bitecekti ve biz bunu hiç düşünmemiştik...

Sonra tüm bu doğallık altüst oldu...Yavaş yavaş acımasız yüzünü, tüm acımasızlığıyla gösteren oyunlar türemeye başladı...Biz oyunlarımızla çok iyi geçiniyorduk...Oyunlarımızın değişmesini istememiştik ki...Nereden çıkmıştı bu değişik, yabancı ve bir o kadar da tatsız oyunlar...Her zaman gülen yüzümüze arada bir de asık surat eklemek isteyen bu senaryocular da nereden çıkmıştı...Çocukluğumuz, bir elimizde çamurlu bir plastik top, diğer elimizde delik bir balon ve yüzümüzde de dünyanın en mutevazı gülücüğü ile bitse çok mu fena olurdu sanki...Tek istediğimiz tablo buydu bizim...Ama fazla görmüşlerdi...

Ve bir gün sokakta kimsecikler olmayacaktı...Bunu hissetmiştik...Karşı komşumuzun oğlu elinde tetris, balkondan aşağıya Bill Gates gibi bakıyordu...Elleri pamuk gibi, tozsuz topraksız parmaklarıyla sanki o küçücük kutucukta bizden daha önemli dostlar varmış gibi onunla cebelleşiyordu...Seslendim ona...Ve bana en acımasız gülücüğünü attı...Ben de en acı çığlığımı yükselttim...Hayatımın en kötü kabusuydu bu...Neyse ki uyanmıştım...

Bizim gözlerimize hitap ederek kalbimizi çalmış götürmüşler ve Dünya'nın en derin çukuruna gömmüşlerdi...Artık nadirattan güldüğümüz zamanlar bile gözümüzle gülüyorduk...Kalbimizin sıcaklığı, o derin çukurda karabasana yakalanmış gibi bize elini uzatamıyordu...Biliyorduk; o da üzülüyordu...Ama çaresizdik...Ve o gün elimizden hiçbir şeyin gelmeyeceğini anlamıştık...

Şimdilerde; çocukların bir elinde fare, diğer elinde telefon ve yüzlerinde soğuk gülümsemeler var...Ama onlar suçsuzlar...Onlar sadece öyle gülmesini biliyorlar...Onlar da gülüyorlar, bizler de gülüyorduk...Tek fark görünürde hiçbir farkın gözükmemesi aslında...Ama ne acı bir fark...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu yazınızla ilgili kısa bir hikaye var bildiğim,keşke size ulaştırabilsem de herkesle paylaşabilseydim:)))

mavı benn 
 13.12.2007 22:52
Cevap :
O hikayeyi okumayı çok isterdim...  15.12.2007 15:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 76
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 2540
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Tuna kimya mühendisidir, işletme mezunudur, iş güvenliği uzmanıdır; ancak işi bunlarla alakadar o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster