Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
769
 

Kırmızı Kazak ve Meltem Gürle

Kırmızı Kazak ve Meltem Gürle
 

AVM denen yerlere girmek çoğu zaman zul gelse de ister istemez gitmek durumunda kalıyorum. Ya eşim bir şeylere ihtiyaç duymuştur veyahut kızım ille de bir şeyler almak adına AVM’nin yolunu tutar. Yapacak bir şey yok. Ben de arkalarına takılmak durumunda kalıyorum. AVM’nin kapısından içeri adım atar atmaz yollarımız daha o ilk adımdan itibaren farklı farklı yerlere ayrılıyor. Benim yolum hep AVM içerisindeki kitap mağazasına doğru uzanır. Aslında AVM içerisindeki kitapçılara ilgi duymasam da zorunluluk hali bakımından kendimi o türden mekânların içerisinde yine de en rahat hissettiğim yerlerdir kitap mağazaları.

Her zaman ki gibi yine bir AVM ziyaretimiz sonrasında ben yolumu kitapçıya çevirdim ve raflarda neler var diye içeriye girdim. Kitabın birisini elime alıyorum, göz attıktan sonra bir diğerine geçiyorum… Ve bir süre sonra klasikler, şiir ve diğer edebiyat kitaplarına ait olan rafların önünde soluğu aldım. Bir ara gözüme bir kitap takıldı. Can Yayınlarından çıkmış bir kitap. Can Yayınlarından çıkan her kitap benim ilgi alanıma giriyor. Bu güveni Can Yayınları bana fazlasıyla vermiş. Şayet bir kitap Can Yayınlarından çıkmışsa okunmayı hakediyordur gözüyle bakıyorum. Tıpkı Meltem Gürle’nin “Kırmızı Kazak” isimli kitabı gibi… Kitabı raftan aldım ve ayaküstü açtığım bir sayfayı okumaya başladım. Daha o ilk birkaç satırdan sonra kitap ilgimi çekti. Birkaç satır sonrasında kitabın başka sayfalarını da karıştırmaya başladım. Arka sayfasındaki tanıtım metnini okudum. Fiyatına baktım. Can Yayınlarının kitapları fiyatsal bakımdan genel ortalamanın biraz üzerinde seyreder. Sanırım kalite farkından olsa gerek. Doğrusunu isterseniz kitap bir hayli ilgimi çekti. İçerisinde bol bol kitaplardan, yazarlardan bahseden, gündelik yaşam kesitlerinden ortaya çıkan anısal anlatımları öne çıkaran metinler. Bu türden kitapları nedendir bilmiyorum, çok severim. Belki de yormadığından olsa gerek. Tabi kitabın kimi yerlerinde gözüme takılan İstanbul mekânlarının anlatımı da ilgimi çekmişti. Nede olsa hayatımın önemli bir kısmını, 20 yıldan daha fazlasını İstanbul’da geçirmiş bir insan olarak ister istemez İstanbul’un mekânsal tasvirlerine ilgi duyuyorum. Kitabı almak hususunda en küçük bir tereddüt duymaksızın kasaya gidip ödemeyi yaptım.

Eve döndüğümüzde kitap üzerinde biraz konuşmaya başladık ve içerisindeki birkaç metni okuduk. Yazarın geçici bir dönem için bir lisede öğretmenlik yapması bölümünü yüksek sesle okudum. Steınbeck’ın “Fareler ve İnsanlar” isimli romanı üzerinde okumalar yaptığından bahsediyor. öğrencilerin haylazlıklarına değiniyor ve kitaba herhangi bir şekilde ilgi duymadıklarına dair gözlemlerine yer veriyor. Metnin sonuç bölümü ise hayli ilginç bir şekilde noktalanıyor. Yazarın hiç beklemediği bu son karşısındaki şaşkınlığının yarattığı sıcaklık sadece benim değil, eşim ve kızımın da ilgisini çekti. Bir başka metinde ise okul kantininde kahve içen bir kızdan ve arkadaşının bu kıza olan aşkından bahsediyor yazar. Bu metni de yüksek sesle okudum ve diğer metinde olduğu gibi bu metinde aile efradının ilgisine mazhar oldu. Bir üçüncü metin ise yağmurlu bir hava da Tünel’den Taksim’e yürürken birisinin şemsiyenin altına gelmesi ve ısrarla şemsiyesinin altında yürümesi… Diyaloglara bayağı bir güldük.

Meltem Gürle ismini daha önce duymuştum. Çok dikkatimi çekmemiş olsa da zaman zaman aldığım Birgün Gazetesinin köşe yazarlarından birisiymiş Meltem Gürle. Sanırım denk gelmemişim. Kaldı ki kitba konu olan metinler Birgün Gazetesindeki köşesinden yazdığı derlemelerden oluşmuş… İnternet denen şey sağolsun bu gibi şeyler hakkında da bizlere epey bir katkı sunuyor.

Her ne hâl ise…

Kitabı beğendiğimi bir kez daha belirteyim. Güzel şeylerden bahsetmiş Meltem Gürle… Kâh Beşiktaş’ı anlatmış, kâh Taksim’i anlatmış… Takıldığı kahveleri, kahvelerde okuduğu sınav kâğıtlarını falan anlatmış. Ve mutlaka her metnin içerisinde bir yazar bahsi veyahut bir kitap bahsi geçmekte. Hele ki Dostoyevsky’nin Budala romanındaki İppolit ile ilgili yazdıkları, “Dünyayı ve insanı güzellik kurtaracak” demesi. Bu ifade Budala’yı okuduğumda benimde dikkatimi çekmişti. Bu arada Zülfü Livaneli’nin şarkısını da unutmamak gerekiyor. Buraya not olarak koyalım. İppolit karakteri Budala’da sanırım en dikkat çekici karakterlerden. İppolit kendisi verem hastasıdır ve bir süre sonra ölecektir. Prens Mışkin’le girdiği bir diyalogda bu ifadeyi kullanıyor. Budala romanında Dostoyevky, okuyucunun zihnine Prens Mışkin’i, Nastasya Filipovna’yı ve İppolit’i adeta kazıyor.

Meltem Gürle 559C’den bahsetmiş. 559C bahsine çok güldük. Sanırım her yere gidiyor. Eskiden İstanbul’da yaşadığım dönemlerde bir kargo firmasında kuryelik yapıyordum. Ring hattı vardı. Belediye otobüsleri bu ring hattında döner dururdu. Merkezi Beyazıt olan bu otobüsler bütün bir İstanbul’u baştan aşağı turlardı. Şimdilerde ise Antalya’da meşhur bir KL06 isimli belediye otobüsü var. Herkesin ağzında bir KL06’dır gidiyor. Bütün Antalya’yı baştanbaşa turluyor. Konyaaltı’ndan başlıyor Fener’e kadar…  

Bağlarsak, bence fazlasıyla naif bir kitap yazmış Meltem Gürle. Edebiyata ve İstanbul’a meraklı olanların mutlaka okuması gereken güzel bir kitap… Hele ki çocuklarınıza mutlaka okutunuz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1509
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1134
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster