Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1153
 

Kırmızı Oda

Kırmızı Oda
 


Kaşığını çorbaya daldırıp öylece kalmıştın. Ana kokulu, yar kokulu, kardeş kokulu odalarda kaşığını çorbaya daldırmayalı kim bilir ne uzunca zaman olmuştu da hüzün sarmıştı içini birden. Kaşığımı elimden bırakıp, senin tren düdüğü gibi keskin hüznünü duyumsamaya koyulmuştum, sen elindeki kaşığı çorbanın içinde çevirirken. Gözlerini tabağından kaldırmadan, usul usul çorbanı karıştırırken, çorbayı değil, aslında içini yakan sıla hasretini soğutuyordun.

Ben de tren düdükleri ve hüzünlerle büyütmüştüm çocukluğumu... Ama senin hüznün, dağları delecek keskin bir hüzündü.
Bir kaşık aldın çorbandan, içtin. İçin ısındı. Gözlerinin içi güldü. Çorba değildi içini ısıtan.. Isındın işte. Sen ısındın diye sevindim. Sessizce kaşıkladık çorbalarımızı.

"Kapuska da var! Getireyim mi?" diye sordum.

"Yok , sağol.. Çorba güzel olmuş, içim ısındı.. Bir tabak daha çorba alabilirim varsa... dedin.

"Kapuska sevmez misin?" demeye hazırlandım, sustum sonra, demedim.

Kapuskayı çocukken büyümüşler sever, bunu anımsadım. Çocukken çocuk kalmışlar kapuska sevmez; ama onlara öyle ziyafet sofraları da gerekmez.. Bir dilim yağlı ekmek.. bitti. Kapuska olmasın da..

Benim evimde kapuska pişmesine ne demeli? Hiç anımsamıyorum ama birçok nedeni olabilir.

Belki kendimi cezalandırmak.. belki cebimdeki paranın ancak ufak bir lahanaya çıkışması... belki marjinal olmak. Hiç mi hiç sevmediği bir yemeği pişirip, bir hafta boyunca bitirmeye uğraşmak saçmalık değildir de nedir?

Marjinallik çok saçma gelir bana. Ondan öyle dedim. Örneğin, ne zaman İstiklal Caddesinde yürüsem, bir tomar marjinal fotokopisi kılıklı bir kalabalığın içine düşerim. Hiçbiri de kapuska sevmiyordur bunların.. Yine de sırf marjinallik olsun diye, kapuskadan başka yemek yemeyenler de vardır aralarında. Kalabalık bir restoranda sandalyeye bağdaş kurar, ortadaki çukur salata kasesini kucaklarına alıp, kaşıkla salata yerler. Otantik giysiler içinde, babasının çiftliğinde bağdaş kurmanın rahatlığıyla...

Seni kapuska yemeye ikna etmek için hiç mi hiç çaba harcamadım. Bir kez daha kapuska lafı etmedim o gün...
Çok kötü biriyim, ben. Senin yerinde bir başka dostum olsaydı, kimbilir ne diller döker, kapuskanın hiçbir yerde okumadığım yararlarını bir bir sıralardım. Neden? Çöpe gitmesin. Arkadaş hainiyim, işte.

Dahası, "hiç yoğurtlusunu denedin mi? Harika oluyor!" deyip ikinci tabak kapuskayı da doldururdum tabağına. Neden? Çöpe gitmesin. Arkadaş midesi, çöplük çünkü!..

Ama sana kapuska konusunda ikinci bir teklif getirmedim. Değerini bil, demeyeceğim.. değerini biliyorsun zaten. Ben de...
Ülke sınırının ardındaki dostu aramaya giden, ona yalnızca iki adım ötedeyken... onu bulamayıp, geldiği sınırın ardına eli boş dönen... sonra da "sakın üzülme, kutuplara da gidip eli boş dönebilirim dost için..." diyen birinin değerini bilmek romantizm diyenlere hiç laf anlatamam şimdi.

Şimdi burada kapuskadan söz ediyorum. Lahana yani... Beyaz lahana yemeği!...

Bir gün de sen; “ gel, reyhanlı bulgur pilavı yapayım sana." demiştin. Bulgur pilavının en lezzetlisini tattım da reyhanlısını hiç duymamıştım. O gündür bu gündür, reyhan kurutuyorum tepsilerde, biliyor musun? Tabii bu konuda sana yetişmem çok zor..

Ebru atölyenin yanındaki ufacık bahçene reyhan ektiğini söylediğinde "pes!" demiştim.

Kaşığınla o çorbayı karıştırırken neden öyle hüzünlendiğini hiç söylemedin bana. Ben de sormadım. Sormalı mıydım? Yoksa sormamakla iyi mi ettim? İnan bilmiyorum.

Başını kaldırıp şöyle bir çevrene bakmış, "Her şey ne kadar da kırmızı bu odada!" demiştin. O günden sonra, oturma odasının adı kırmızı oda kalmıştı.

Ne güzel parasız günlerdi onlar. Şimdi de parasız günlerdeyiz. Ama, bir lira için Çin akrobasisi yapılan günler, bugünler...Hatta elli kuruş için... Hem de döşemeleri cilalı, kocaman iş yerlerinin burnundan kıl aldırmayan patronları yapıyorlar böyle kuruş hesaplarını.

Neredeyse acıyorsun adama... Seni, yirmi bir buçuk lira ücrete razı etmeyi başardığında rahatlıyor, kentin kalabalığından, araba park edecek yer, insanlarda da ahlak kalmadığından, “Allah seni inandırsın, daha dün galeriden gıcır gıcır aldığı arabayı kim bilir hangi sütü bozuğun çizdiğinden” laf açıyor. Krizin bahane olduğunu, her şeyin aile terbiyesiyle ilgili olduğunu anlatıyor.

Sense, yaptığın anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan, bunu her defasında nasıl başardıklarına şaşarak, kötü bir anlaşma yapmış olmanın ve otobüsü kaçırmak üzere olmanın rahatsızlığıyla kıvranıyorsun. Ne otobüsü... tren, vapur, uçak, minibüs...hayatındaki bütün taşıtları kaçırmışsın. Artık kendini ve sana yük gelen hiçbir şeyi taşıyamıyorsun.

Cebindeki bozuklukları birleştirip bana küçücük bir masa saati almıştın. Kırmızı... "Niye zahmet ettin? demiş" utanmıştım armağanını alırken.. "Kırmızı odaya kırmızı saat yakışır." demiştin.

Ne güzel parasız günlerdi o günler.. Sigara içmeye cesaret edecek kadar sağlıklıydık. Şimdilerde, sokakta içilen sigaranın rüzgarda savrulan dumanından bile rahatsız oluyorum, biliyor musun? Nereden bileceksin?

Son geldiğinde "Bana da bir sigara sarsana!" demeyeceğim kadar durumumun vahim olduğunu nereden bileceksin? Sigarayı bırakmış biri duruyordu işte karşında. Hepsi o kadar!.. Hani “Bir nefes de ben çekeyim” dese, sigaranı uzatacağın bir dost.

İlk kez tütün sarmayı denediğimde çok gülmüştün.. "Ver şunu beceriksiz..."demiş, kendin sarmıştın. Bir ucu böyle ince.. öteki ucu az daha kalın olacak, demiştin. Her defasında unutup, hangi ucundan yakacağımı sorardım sana. Sahi hangi ucundan yakıyorduk?

"Güzel, dupduru, mis kokulu bir çay içmek istersen..." deyip, çay yapmanın püf noktalarını da anlatmıştın, bir gün. Unutkanlığımın arkasına sığınıp bütün çayları sana yaptırıyordum. Sakın üşendiğimden sanma...Şöyle ağız tadıyla bir çay içelim diye!.. Ağız tadıyla içtiğimiz o “bahane çaylar”ı özlüyorum. En çok da seni ve dostluğunu...

Sen dostsun... dost kıtlığında, az şey mi bu?

Zelin Artuğ, Ekim 2009, Yeryüzü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir öykü yazarını tanımış olmaktan mutlu oldum. Devam...

Yüksel ÖNAÇAN 
 14.11.2009 14:00
Cevap :
Ben de bir yazar meslektaşı tanımaktan mutlu oldum. Nice nitelikli paylaşımlara.. Saygımla..  14.11.2009 22:40
 

Dostluğu bir çiçek gibi anlatmışsınız...Zevkle okudum. Yüreğinize sağlık. Saygılarımla

Gök Tengri 
 26.10.2009 22:08
Cevap :
Dostluk bir demet çiçek gibi değil mi zaten? Buyrun, size de o demetten bir menevşe... Sevgiyle.  27.10.2009 19:21
 

Soyu 1980'lere uzanıp gelen son kuşak İştirakiyuncular, kırmızı fenerle toplanıp,marmaranın çeşitli mevkilerinde istirahate alınınca, ister istemez detoks olsun diye bol bol bu güzel yemeği kaşıklamışlardı ki farkına varmadan... Sağdan sayım ; bir, iki,üç...ve kapuska!... Ve hafta içi saçlarımızı bir kez okşayan Pırlanta/ pirina... Şimdi ben,emir-komuta zinciri altında bu yemeği fiilen perişan eden ,eski tertip Kürt aşçılara inat, hiç su koymadan,kendi suyunda, bol kırmızı domatesli,dişi kırık sarmısaklı ve Karacabey soğanlı kısık ateşte ve diri bırakmak kaydıyla pişirir, evdekile zorlamadan yediririm... Size de güzel bir anımsama olsun... Yaşam sofranız bereketli olsun!... Sevgiyle.Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 08.10.2009 15:34
Cevap :
Sevgili dost, bu kırmızı kapuskayı mutlaka anımsayacağım. Tencerenin içine ince kıyılmış lahana döşenecek. Bir tavada, az yağda karacabey soğanı ve sarmısak, bol kırmızı domates sotelenip lahananın üstüne dökülecek, kısık ateşte az pişirilecek. Su yok! Kendi suyunda... Sonra... çorbanın arkasından sorulacak: "Kırmızı kapuska ister miydin? Yemeyen bin pişman!" Sağolun. Benden de dost selamlar..  09.10.2009 22:27
 

gerçek demli çay tadında,buğusu odayı kaplamış reyhanlı bulgur pilavı tadında.daha güzel ne anlatabilir ki satırların tadını?tebrik ederim.

blue_prince 
 08.10.2009 9:51
Cevap :
Daha da güzeli... dostluk tabii. Çıkarsız, yalansız dostluklar... İnsanların suçu değil dost kalamamak. Eğitimde, sağlıkta, ekonomide terazilerin ayarı yoksa, dostluklarına da ayarı bozuluyor.. aşkların da.. arkadaşlıkların da.. Dilerim, kitlesel bir uyanma olur da küçük ve mutlu bir azınlığın maskarası olmaktan kurtulur toplumlar. Geç bile kalındı. Dünyanın da dengeleri bozuldu. Reyhan bile eskisi kadar güzel kokmuyor bulgur pilavının içinde. Ama sizin güzel satırlarınızın arasında güzel bir insan görüyorum. Sevgimle arkadaş, saygımla..  08.10.2009 15:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 799
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster