Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1041
 

Kırmızı yalnızlık

Kırmızı yalnızlık
 

Kovuğuna çekilmiş bir yengeç gibiydi. Kabuksuz, yumuşak ama her an kanayabilecek kadar korunaksız ve hassastı. Pencerelerini dış dünyaya kapatmış, nefes almaya çalışıyordu. Yazarak, bunu derin nefeslere dönüştürme çabası içindeydi. Bu günler geçecek ve içinde yine o yumuşak güzel canlıyı taşıyacak yeni kabuğuna bürünecekti. Hatta üzerinde dikenleri bile olan, sert, ulaşılması zor, o yumuşağı koruyan kabuğuna doğru değişecekti…

Uzun ve yorucu tarihi, umutları, inançları ve anıları onu yeni evine kadar taşıdı… Hayatında ilk defa kendine ait bir evi olmuştu ve eksiklerine karşın çok seviyordu, kokusunu, müziğini, eşyalarını ve kendi ruhunu kattığı her şeyini… Yoktan var etmişti onu ve bu tercihini onaylamayan herkese karşın, tırnakları ile kazıyarak çıktı, parka bakan 5. kattaki dairesine… Şu noktada korktuğu, kaygılandığı yeni hayata dair pek çok şey olsa da, en büyük korkusu, içindeki çocuğu, inancı, umudu ve ışığı kaybetmekti… Buna izin vermeyecek, bilenecek, güçlenecek, kabuk tutacak ve önce kendisi koruyacaktı bu değerlerini. Sığınmadan bir adaya, yüzecekti kendi denizinde. Değerlerini kaybetme korkusu, var olma sebebine dönüşerek aydınlığa çıkartacaktı onu, bir adım ötesi dönüşü olmayan yolun başında…

Arkasına baktığında, sızlayan kalplerin soluğunu ensesinde belli belirsiz hissediyordu. Ama en çok sızlayan da kendi yüreğiydi; çünkü kırmızı bir yalnızlık yaşayan kalbi, onu bu noktaya getirmişti ve sahiden yalnızdı. İstediği ve hak ettiği bu değildi… Geride kalanların kalplerinin, onunki gibi hiçbir zaman atamayacağını iyi biliyordu, onların yaraları kolay sarılacaktı, bir gülüş, bir bakış kısa zamanda onarabilecekti sızıyı, acıdan eser kalmayacaktı…

Hayatına girdiği o adamlar; büyük neşe ve renk kaynağını, her günü sürprizlerle dolu bu sevgiliyi, iyilik perisi, duyarlı kadını unutamayacak, onun açığını kapatamayacaklardı… Büyük sevgilerle, şımartılarak, korunarak büyütülmüş bu çocuğun kalbindeki kırmızı açığı da şimdiye kadar hiçbiri kapatamadı. Dünyaları ve yürekleri zengin olan anne ve babası sanki onun için büyük bir sevgi duvarı örmüştü de aynı biçimde beslenememiş diğerleri, o duvara çarpıp geri dönüyordu. Onların sevgisi cılız, eksik, boş kalıyor ve yengecin içi de her defasında yeniden boşalıyordu. Duvarın önündeki cesetlere bakarken yengecin içindeki ıssızlık çınlıyordu. İçindeki çınlama da kırmızı bir yalnızlığa dönüşüyordu. Yengeç kendini ve aşkın o bilindik rengini seviyordu, bunlara sahip çıkacak ve bir gün sokağa çıkıp her yere kalın harflerle hiç korkmadan birinin adını yazacaktı, haykıracaktı…

Gündüzleri zaten gün ve düz. Gündüzleri onun ve ona ait değerlerinin… Ama geceler nereye baksa kırmızı, alabildiğine kırmızı, eve gelirken bindiği otobüs kırmızı, çıktığı asansör kırmızı, yalnız içtiği şarap kırmızı, sürdüğü ruj kırmızı, banyo perdeleri gül ve kırmızı, yatak örtüsü ateş kırmızı...

Penceresinden seyrederken her gece kentin ruhsuz ve renksiz yüzünü, akordeon ve keman ağıt yapıyor yüreklerin karanlığına… Aynada gördüğü, “bu inattan vazgeçme” diyor, sokaktaki kalabalıktan duyduğu günlük hayat fısıltılarına inat, vazgeçme!.. Ve yalnızlık onu ateş kırmızıya, hayallere boyuyor, tangoya dönüşen müzikle birlikte her gece…

Uzandığı kırmızı yatağında gözlerini kapatıyor..

Kapısına kırmızı güllerle o geliyor, kimliği sureti belirsiz bir kırmızı adam… Ama kim bilmiyor… Eller, ayaklar ve bedenler çok yakın ve tangonun ritmine kapılmış deviniyorlar… Ortamın kokusu değişiyor, yüzünün ifadesi değişiyor, gözlerindeki ormanın en kuytu yerlerine kadar sürekli sevgi ile bakan bu adam, dünyanın diğer tüm kirli renklerine kör kılıyor kadını... Bedenler ve diller, kırmızıyı konuşuyor. 5. kattaki dairesinin sallandığını hissediyor, salıncakta gibi, sarhoş olmuş gibi… Belki gören duyan olur bu sallantıyı ve onlar da öykünür, bu dünyayı terk etmeden önce yaşanılası güzelliğine…

Kadının iç sesi, sokakların uğultuları arasından kıvrılarak dağılmaya başlıyor. “…Ey insanlar, ey sevgili çağdaşlarım, bu zavallılıklarla dolu dünyayı ve berbat insanlık hallerini paylaştığım canlılar, haydi kırmızının şarkısını söyleyelim… Sarıl bana sevgilim, sadece sarıl sıkı sıkı... Yengeçler soluk almaya devam etsin, yaşamın tek gerçeği olan ölüme, sarmaş dolaş gidelim, düğün olsun ölüm, arkamızda matemler bırakmayalım, kırmızı bir iz kalsın sadece... İnan bana sevgilim, hayatta bir tek gerçek var, o da ölüm… Bu nedenle önce yaşıyor olduğumuzdan mutluluk duyalım ve ne zaman geleceği belli olmayan sonumuza inat, anı yaşayalım, başka bir şey yok, akıl yok, hesap yok, beklenti yok. Tıpkı deliler gibi çıldıralım, dünü yarını hesap etmeden, yaşıyor olduğumuza mutlu olarak, kendimize, bize ve şimdiye sahip çıkanlar arasına katılıp, kırmızı bir iz bırakarak…”

Gözlerini açtığında oda boştu. Yüzünü, kimliğini bilmediği hayali sevgili yoktu, film afişleri ile dolu odasının içerisinde. Oda boş, içi boş, gece mavisi kıyafeti boş kalmıştı yine yatağın üzerinde... Güzel bir rüyadan uyanır gibi kalktı ve banyoya gidip akıttı yine makyajını, yorgunluğunu ve ertelediği hayallerini... Su, sadece su ve suyun temizleyen, berrak sesine bıraktı kendini… Aynada son kez kendine baktı, temiz ve saf yüzü hala aydınlıktı... Yarın vardı daha ve yarınlar, hemen uyumalıydı ve aydınlık bir güne biraz daha saflaşmış halde umutla uyanmalıydı…

(*) Oruç Aruoba’ya “Benlik” adlı kitabındaki yengeç metaforundan dolayı teşekkürlerimle…

Kırmızı yalnızlık projesinin videosunu izlemek için:

http://www.obursolucan.org/os03/iveralkirmizi.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel anlatılmış bir yalnızlık öyküsüydü. Benim nazarımda yalnızlık siyahtı, meğer kırmızıymış da. Bloga usta bir öykü anlatıcı gelmiş anlaşılan. Elinize sağlık. Çok selam...

Murakami 
 29.01.2008 21:29
Cevap :
yanılmıyorsunuz, evet yalnızlık siyahtır çoğu zaman, bizim yengecimiz kırmızı düşleri ile direniyor yalnızlığa, siyahları yırtıp, yeni kabuğu ve kırmızı kanatları ile özlediği mavilerde uçmak istiyor, sonsuz bir maviye aşkla karışmak ve belki mor bir çığlık atmak gibi...yorumunuz için teşekkürler, selamlar...  30.01.2008 1:17
 

....cesetler..kapanamayan boşluklar..cılız sesler...yüreginde kuşlar uçan kadın... kırmızı yatagın üzerinde siyah lekeye dönüşen ada-mlar...güzel bir kadın ve güzel satırlar..sahibinin önünde egiliyorum...

mehmet selim 
 29.01.2008 20:22
Cevap :
... sevgili selim, yengecin kırmızı yatağının üzerinde siyah bir lekeye dönüşen adamlar yoktular, onlar zaten hiç olmadılar, kırmızı olmanın coşkusunu, cesaretini tanımıyorlardı... kirliliklerle dolu denizlerde yüzerken düşlediği bir adaydı yengecin kendini adayacağı, sığınmadan sarılmayı özlediği...ve inanıyordu varlığına, masal daha bitmedi:)... ayrıca ben değerli yazılarınızla aydınlık bir gökyüzüne, güneşe çevirir gibi yüzümü yukarı bakıyorken, önümde eğilmeyesiniz bir daha, rahatsız olurum:) sözümüzü yüz yüze aynı düzlemden söyleyelim... teşekkürlerle  30.01.2008 1:36
 

İlke Hanım; Yalnızlığa yakıştırabileceğim rek olsa olsa lacivert olurdu... Ama yazını okuyunca kırmızının da yakıştığını gördüm... HER İNSAN ASLINDA KENDİNE GÖRE BİR YALNIZLIKTIR kırmızı yalnızlığın en güzel rengi olmuş emeğinle... videoyu da izledim tebrikler...! Yüreğine sağlık diyorum, sözü özü. Sevgiyle...

Rıfat Mertoğlu 
 29.01.2008 19:26
Cevap :
haklısınız aslında kırmızı aşka ve bir çift olma haline daha çok yakışıyor... bu nedenle bizim yengeç yalnızlığında kırmızıyı özlüyor, ağıt yakıyor ve kendi hayalleri ile o renge boyanıyor.. siz de onu öyle yakıştırıyorsanız ne mutlu:) teşekkürler  29.01.2008 20:03
 

kıskandı kırmızını!...Balkon demirine asılı kaldı tüm aşklarım...gül çaldım masandan...bi de, o sana yakışan gözyaşlarından...dikkat et!..çok uğrarırım ben bu balkona:)))..sevgiler

güzaltı 
 29.01.2008 17:42
Cevap :
balkonuma zaman zaman uçup konan bir siyah tüldü o, yumuşak, sıcak ve temas ettiği anda bilirdim, kırmızıyı tanıyan ve bir yerlerden tanıdık gelen hallerini...ona dikkat edeceğim ve balkonumda onu her gördüğümde özenle izleyeceğim, sonra yine uçarken el sallayarak " yine gel siyah hüzün" diyeceğim, yine gel, hatta bu defa kırmızı gülü kulağına taksınlar, öyle de gel...sevgiler  29.01.2008 18:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1014
Kayıt tarihi
: 16.01.08
 
 

İşletmecilik eğitimi ve sonrasında finans sektöründe bir dönem profesyönel çalışmanın dışında, 19..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster