Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
354
 

KIRMIZININ VATANI KEŞAN DEDİLER

KIRMIZININ VATANI KEŞAN DEDİLER
 

Değişim malum başka bir şey olmak, başka biri olmak. İnsan aynı kalarak değişemez değil mi? Şunu yapacağız, bunu yapacağız demekle olmuyor. Ülkeyi nasıl değiştireceğimizi halka izah etmemiz lazım. Mesela Bolu’da çok ağaç var; söküp birazını Ankara’ya dikelim. Ya da Ağrı Dağı çok yüksek, tepeye bakarken boynumuz ağrıyor; birazını kesip alalım. Hacı Fettah’ın sakalı da gıcık. Ne o öyle, bir kucak kıl; kırpalım. Nasıl işse nehirlerimiz de hep güneye doğru akıyor. Bir yolunu bulup Fırat’ın, Dicle’nin yönünü batıya çevirelim anasını satayım! Şam kadısı boş kova elinde bağırsın dursun. Allah’ın suyu işte. Ne bilem ben. Bir gecede dönüvermiş.

Türkiye’de değişimcilerin yazılarını okurken beni kaşıntı tutuyor. Kulağımın dibinde gıcırdayıp duruyorlar çünkü. Tahtakurusu sanıyorum, başlıyorum kaşınmaya. Bakıyorum mutlakıyet, İttihat Terakki, meşrutiyet, Atatürk, cumhuriyet; fes gitmiş şapka gelmiş. Hepsi bu. Ya söyleseydiniz Vahididdün Efendi hazretlerine bir şapka verirdim ben. Kimse kızmasın, gücenmesin. Kıçımızdaki donun rengi değişse yenilik sanıyoruz. Pantolonun çizgisi sağ taraftaydı Nizamı Cedit; sol tarafa koyduk oldu Sekbanı Cedit.

Bir de değişimden hiçbir şey anlamayan, angut angut bakanlar var. “Kırk yıllık baba yadigârı …” diye başlamazlar mı? Hay senin babana da, yadigârına da!... Nesine gerek pulluk, traktör. Karasabanın ardından yürüsün gitsin.

Geriye bakılarak ileri gidilebilir mi? ”Çağımız buhranda kurtuluş İslam’da” Sakalına kurban olam, dediğin gibi olacağını bileyim ha bu aptessizleri tutup kulağından secdeye yatırmam mı? Görüyoruz örneğin mesela Faht’ı mübarek neslini. Ne kurtulan var; ne de kurtulmaya çalışan. Maşallah, şukur ölenlere bile izin verilmiyor. Yerin altında petrol, üstünde hacı. Her şey beleş. Ben olsam secdeden hiç kalkmam.

Yoksa şu bizim mehter takımının yürüyüş şekli buradan mı çıkmış? İki ileri bir geri. Yahu bunlar, bu yürüyüşle nasıl varmışlar Zigetvar’a? Kurtları çok severim. Gece ulurlar çünkü. Nasılsa uykuda duymam. Başbuğ da değişimden yanaymış. İnansak mı? Yoksa herkes gibi aldansak mı? Başında Tonyukukukuk papağı, elinde Niğbolu’dan kalma bayrak, altındaki Mercedes’i bile deh deh diye at gibi sürüyorsun, kızının adı aygökçe, oğlunun adı bay gökçe. Etme yiğidim, üç kuruşluk değişim için satılır mı bin yıllık karizma!

Yırtık Naciye için değişim giydiği eteğin boyunun beş santim daha kısalmasıdır. İyi de anam bacım her değişimde böyle kısalırsa halin nolur sonra? Cıbıldak karılara dönersin kıııııııızzzzz!

Ve geldik taklacı güvercinlere. Sanılır ki yenilik Türkiye’de bunların tekelinde. Bir kere peşinen söyleyim; bunları okudukça daha da geri gittim. Allahtan zamanında kestim. Biraz daha okusaydım Zerdüşt efendiyle komşu olacaktım. Dindar tayfasının dili eski. Kitaplarını sözlüksüz okuyamıyorsun. Şairi azam Makber üstadı Abdülhak Hamit Tarhan’dan bir kitap. Osmanlıca, Farsça ve Arapça olmak üzere üç adet sözlük lazım. Ama kardeşim akıl süper. Zahmet edip çevirdikten sonra bir de ölünce sağ tarafa çeviriyorsun o kadar. Taklacılar öyle mi? Bunların aklı eski. Takılmış plak gibi yıllardır aynı şeyleri yazıyor, çiziyor, söylüyorlar. Atatürk büyük, Atatürk büyük. Dünya barışı, leyleklerin yarışı. Demokrasi, nerde bizim fenasi?

Mevcut kötüyü atmak değişim değildir. Bilen bilir, eskiden İstanbul ülkesinin Topkapı diyarından geçerken eşek etinden bir garip nevale mis gibi iğrenç kokular yayardı etrafa. Namı diğer inşaatçının kırık plak kuzu melemesi eşliğinde bu leziz kokular için insanın üretenlere para veresi gelirdi. Ya da yıllar öncesinin takır tukur Gülhan Ankara otobüsleri. Yanlışlıkla bir defa bindiğim bu garibül hazret kasnak sanayi ürününde “Neden bilet parasını biz veriyoruz, bu işkenceye karşılık onların bize para vermesi gerekir” diye düşünmüştüm. Ankara’ya vardığımda kemiklerimin yerine gelmesi için iki gün otelde yattım. İşte şimdi bunlar yok. Demek ki bazı şeyler kendiliğinden değişiyor.

Kerim Korkut diyor ki Türkiye’de değişim nane maydanoz. Amerikan filmleri ve dizileri bizi ne kadar değiştirdiyse o kadar değiştik. Hey Corc versene borç. Değişim satın alınmaz; yaratılır. Bu ülkenin insanları nasıl bir Türkiye istediklerini vallahi de billahi de bilmiyorlar. Hem bilseler nolur ki. El kuzuyu kopyalarken bizimkiler afiyetle yiyorlar. Dedemin gençliğinde git gel Konya altı saatti; şimdi yine aynı. Yuh artık!

Konuya el atmanın zamanı geldi. Haritadaki renkleri değiştirmekle başlamalı. Dağlar kahverengi. Bu haritaları âmâlar mı çiziyor? Ben hayatımda hiç kahverengi dağ görmedim de. Madem artık tuz kalmamış; Tuz gölünün adı da değişmeli.

Hasan Ali Yücel maarifi intizam Cumhuriyet eğitimi Türkiye’de çocuklarımıza dişlerini fırçalamayı bile öğretemedi. Gözüm abla, Medyum Keko, Haydar dümeni kırık, eşeko meşeko topluma daha faydalı oldular. Gidin bakın, bir numaralı profun ülkede değişim konusunda hiçbir fikri yok. Bombacı Ahmedi Necat’ı övebilen bir Türkiye üniversite profesörü olabilir mi?

Değişim için hedef olması gerekir. Toplumun üçte birinin hedefi kutsal topraklarda ölmek. Sanki burası şeytanın memleketi. Diğer bir kısmı ülkeye sığmıyor; Kerkük merkük diye bağırıp duruyorlar. Birleşmiş milletlere başvurup toprak talebinde bulunalım. Ayıların Kamçatka’sını bize versinler. Kalanı da Anıtkabire gömeriz inşallah.

jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Harika bir eleştiri yazısı yazmışsın ve bunu bir kişi bile önermemiş yuh

jale kasap 
 19.12.2020 14:50
Cevap :
Zor yayımlattım ne diyon sen, dilimin kemiği yokmuş, dilde kemik mi olur.   23.12.2020 9:51
 

Taşlama ancak bu kadar güzel yazılabilirdi! Taklacılar, takiyyeciler, takunyalılar... Ölmüşler, ölmüş gibi yaşayanlar... Eskiler, yeni olduğunu sananlar, kırmızı donlu, yırtık jartiyerli pavjondan televizyona nakil olanlar... Arapça Farsça Acemce Cem'ce vs vs... Ama özellikle "Sanki burası şeytanın toprağıymış gibi"... Uffff! Harika bir yazı ile güne başladım. Kaleminize, beyninize sağlık.

Emine Supçin 
 03.02.2011 11:20
Cevap :
Teşekkür ediyorum Emine hanımefendi,şımarıyorum gari! Bu okuduğunuz,yazının ikinci baskısı. İlk baskısı " Tonton toto tonton" adını taşıyordu. Ben biraz üçkağıtçıyım. Çok uğraştım ama bir türlü dürüst olamadım.Baktım yazım 200 küsur okundu başlığını ve resmini değiştirip yeniden yayına verdim.  03.02.2011 17:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 5767
Toplam yorum
: 14530
Toplam mesaj
: 282
Ort. okunma sayısı
: 639
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster