Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '18

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
178
 

Kırmızıyı Arayan Ünlü Ressam Habip Aydoğdu Kırmızı Yolculuk Yapmaya Hazırlanıyor

Kırmızıyı Arayan Ünlü Ressam Habip Aydoğdu Kırmızı Yolculuk Yapmaya Hazırlanıyor
 

Kırmızı yolculuk ressim sergisi


HABİP KIRMIZISI’NI SANAT DÜNYASINA KAZANDIRIP KIRMIZIYI ARAYAN ÜNLÜ RESSAM HABİP AYDOĞDU KIRMIZI YOLCULUK YAPMAYA HAZIRLANIYOR.

Habip Aydoğdu’nun Kırmızı Yolculuk adlı resim sergisi 04 Eylül 2018 Salı günü saat 19.00’ da Bodrum Turgutreis Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’de açılıyor.

Aslında 1976’da iki yıl arayla devam eden 1976 – 1978- 1980 yıllarında “Yaşam Kavgası I, II, III” adlı sergileriyle başlayan bir yolculuktur Habip Aydoğdu’nun “Kırmızı Yolculuk”u

İlk yolculuğu Nusaybin’den Ankara’ya “Yaşam Kavgası I” sergisiyle başladı. Yarım asra yakındır devam eden yolculuğu sanat ve renk dünyasına “Habip Kırmızısı” olarak kazandırdığı  kırmızıya hasret “Kırmızı Yolculık’u kah yurtiçinde, kah yurtdışında, kah stabilize yolda zorlu meşakatlı, kah asfalt yolda ustaca devam ederken; otobanda”Kırmızı Işık” muafiyetiyle 04 Eylül 2018 Salı günü Bodrum Turgutreis Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’nde olmak üzere yolculuğa başladı.

Sanatçı Aydoğdu  “İsyanın, bilinçaltının, sezgilerin. Bastırılmış duyguların, farkındalığın, seçiciliğin, tepkilerin, yaratma eyleminin rengi olarak nitelendirdiği KIRMIZI(ya) Yolculuk yapmaya verdiği karar ile bu yolculukta yol boyunca önüne çıkacak trafik tabelalarında yazılı olanları şu şekilde sıralayarak sanat yaşamını  özetlemeye çalışıyor

Zamanı aşmadan zamanın ruhuyla buluşmak, zamana dayanabilmek çok zor

İnsan yıllar sonra geçmişe doğru baktığında; çocukluğunu, asıl anayurdunu buluyor içinde ve işte o zaman arınıyor, saflaşıyor, doğallaşıyor.

Daha ilkel daha basit daha yalın olmak için resmimi tüm kalabalığından, gösterişinden, oyunundan, süsünden, cilasından ve tüm kozmetiklerinden arındırmaya çalışıyorum. Belki bu yüzden tekrar tekrar yıkıyor, yok ediyorum.

Artık insanlık modernizme de postmodernizme de mümkün olmamalı. Ya yeni yollar bulacağız ya da yeni yollar açacağız.

Resimlerimdeki ıslaklık da bilinçaltıyla yıkanmasından kaynaklanıyor. Her şey orada hem en uzakta, hem de en yakında, içimizde bir yerlerde.

Kendimi ve özgürlüğümü resmimin içinde tanıyorum ben.

Kendin olabilmek için öncelikle kendinden kurtulmak, kendine neşter vurabilmek, gerekiyor. Ancak o zaman izleyiciye; gerçek izleyiciye gerçekten dokunabiliyorsun, ulaşabşliyorsun.

Ne yetenek, ne rastlantılar,  ne de entelektüel birikim özgünlük için bir başına yeterli değildir.

Yratıcı ressamlar analarının rahminden değil, çizgisinden, fırçasından, renginden, çılgınlığından düşüncelerinden ve hayallerinden  doğar. Hayata karşı hınzır olmak lazım. Hınzır ve tutkulu.

Sıkı bir çalışmanın yeri her zaman bambaşkadır. “Deha” dedikleri şeyin, atıyorum yüzde onu yetenek ve ilhamsa, geri kalanı çalışmaktır.

Benim istediğim bilinçli bir bilinçsizlik. Hesapsız kitapsız bir hesap kitap. Akılla ulaşabileceğimiz bir akılsızlık. Yok sayabileceğimiz, gerektiğinde unutabileceğimiz, sorgulayabileceğimiz müthiş bir bilgi birikimi.

Resmimin başlama sürecinin tabii ki düşünsel bir geçmişi var. Her yeni resmimin bir önceki ya da daha önceki resimlerimle başladığını söylersem daha doğru olur.

Zaman olsa da her resmimin oluşumunu belgeleyebilsek ve ben” Heba etmeyi göze almadan benim resimsel dilime ulaşmak  mümkün değildir”i kanıtlayabilsem.

“Bir şiirin bittiğini, onunla ve kendimle barıştığımda anlarım” Resimle helalleşmeden resim bitmiyor., diyorum ben de.

Resimleri zaman zaman demlendirmek, bekletmek gerekebiliyor. Geriye mümkün olduğunca içime sinmiş, zamanın ruhunu yakalamış her şeyiyle ben olan resimler bırakmak istiyorum.

Türkiye’de duvarına çivi çakılmasından çekinen galeriler var, hemde azımsanmayacak kadar çok… Öyle ki bırakın her sergi için duvar boyamayı ya da mekana müdahaleyi; resmin sunumunu bozmak pahasına bir çivinin çözebileceği asma sorununu, uyduruk bir askı aparatıyla çözmeye çalışıyorlar. Bu yalnızca para sorunu değil aynı zamanda bir görgü sorunu…

Sınır insanının dramatik gerçekliğiyle yüzleştim. İnsanoğlunun doğayla olan mücadelesini, o dönem orada yaşadıklarımı dolmakalem ile, çoğu kez de kırmızı ıstampa mürekkebi ile resmetmeye çalıştı.

Hatta bilmeyerek istemeyerek de olsa izleyicinin beğenisine, albenisine mi sesleniyordum kuşkusu beni kendimde ve resmimde günahlar aramaya yöneltti

Ben hiçbir ideolojinin ressamı olmadım. Bir sorun, bir dert varsa ben kendi hayata bakışımla resimsel dilimle bir yerinden ona dokunmaya çalıştım.

Bir ülkenin sorunları her zaman evrensel dünyanın sorunları olmayabilir ama onu yapıta dönüştürenin tek derdi de o olabilir.

Prostatın varsa ameliyatını olur ya da prostatla ilgili ilaçları alırsın değil mi? Gidip de kırmızı bir Habip Aydoğdu resmi alıp prostatının geçmesini beklemezsin.

İnsan her türlü malzeme yöntem ve teknikle resim yapabilir.. Boyadan, tuvalden  uzak durabilir. Herkesin görselliği kendine. Resim öldü. Yaşasın resim.

İçinde mizah, ironi dalga taşımayan, hayatı da sanatı da sıkıcı buluyorum. Özgüvenli insan en kötü koşullarda bile hayatla ve kendisiyle dalgasını geçen insandır.

Çizgi bazen beni uyarır, bazen de sakinleştirir. Bazen de başka diyarlara, çocukluğuma götürür. Önümüzdeki yıllarda sadece çizgi ile devasa tuvaller boyamayı, hayata bir de çizgiyle tutunmayı deneyeceğim.

 Usta ve temiz işlerden sıkıldım artık. Ustalık yoruyor beni Fazla güzel, bitmiş resimlerde de alırım aynı duyguyu.

Sergi 04 Ekim 2018 tarihine kadar gezilebilir.

Üretkenliğin doruğunda olan Habip Aydoğdu kimdir?

İlköğreniminin ardından girdiği sınav sonucunda altı yıllık Konya İvriz İlköğretmen Okulu'nda yatılı okumaya hak kazandı. Öğretmen okullarının yeteneğe yönlendirme uygulamasından yararlanarak öğretmen okulunun üçüncü sınıfından dördüncü sınıfa geçerken; ders notlarının aritmetik ortalamasının yüksek oluşuna paralel resim yeteneğinin öğretmenleri tarafından keşfi ile 1967 yılında yetenek sınavıyla İstanbul Ortaköy İlköğretmen Okulu resim seminerine girdi. Sanat eğitimcileri Selahattin Hüsnü Taran ve Hamdi Dicle'nin öğrencisi oldu. 1970 yılında öğretmen olarak bu okuldan mezun olan Aydoğdu, öğretmenlik yapmayarak aynı yıl şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olan dönemin İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Dekoratif Resim Bölümü'nün yetenek sınavını kazanarak dört yıl boyunca resim eğitimi gördü. Yedek subay olarak askerlik görevini Mardin'in Nusaybin ilçesinde tamamladıktan sonra, 1987 yılına kadar TRT'de grafikerlik görevinde bulundu

TRT-2'de yayınlanan ve televizyonların en uzun soluklu kültür-sanat programlarından biri olan Akşama Doğru Programı'nı hazırlayan ve sunan Seynan Levent'in önerisiyle, programda dekor olarak kullanılmak üzere altı panodan oluşan spontane bir çalışma gerçekleştirdi. Dekor, 11 Ekim 2000'de Habip Aydoğdu'nun konuk olduğu programdan itibaren kullanılmaya başlandı. Aynı programda dekor'un yapılışının detaylı görüntüleriyle birlikte Habip Aydoğdu'yla yapılan söyleşiye de yer verildi.

İlk kişisel sergisini 1976 yılında Or-An Sanat Galerisi'de açan Aydoğdu, 30. sanat yıl dönümünde resmiyle ilgili:

Eski resimlerimle yeni resimlerim arasında çok fark var. En son yaptığım resim de bir öncekinden farklı. Bu çok doğal... Çünkü her resimde elde ettiğim tadı bir sonrakinin alt malzemesi olarak kullanıyorum. Öyle daldan dala atlamıyorum, büyük sıçramalar da yapmıyorum, ama, her resimde bütün unsurları yeniden sorguluyorum. Dönüp geriye baktığımda, nereden nereye geldiğimi görüyorum. Her sergide izleyiciler de bunu farkediyorlar. Benim için değişim, kendi rotası içindeki oluşum ve gelişimdir.

Kendisiyle özdeşleştirilen "Habip Kırmızısı" ile ilgili olarak ise, şöyle diyor: İlk sergimi 1976'da açtım. Serginin işlerini de Mardin'in Nusaybin ilçesinde askerdeyken yapmıştım. Askeriyede ıstampa mürekkebi adı verilen bir mürekkep vardır. Kırmızı renklidir ve mühür basmak için kullanılır. Elimde bir tek o mürekkep olduğu için resimlerimde kullandım. Sonra o duygular sanat hayatım boyunca devam etti. Kırmızı benimle bütünleşen bir renk oldu, "Habip Kırmızısı" adı verilen yeni bir renk çıktı ortaya. Kırmızıyı İsyanın rengi gibi kullanıyordum, bilinçaltının, sezgilerin, bastırılmış duyguların dışavurumunu ifade ediyordu.

Sanatçı halen Ankara Batıkent'teki atölyesinde resim çalışmalarına devam etmektedir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 1882
Kayıt tarihi
: 07.05.07
 
 

1947 yılında Mazıdağı'nda doğdu. İstanbul İlköğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra; İstanbul A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster